1. YAZARLAR

  2. Mustafa CANAN

  3. 2015 Genel Seçiminin Cemaziyelevveli Allah'ın adıyla
Mustafa CANAN

Mustafa CANAN

Doğruhaber Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

2015 Genel Seçiminin Cemaziyelevveli Allah'ın adıyla

A+A-

2015 genel seçimlerinin hemen arefesinde bu köşedeki “2015 Genel Seçimini Müslümanlar Kazandı” başlıklı son yazımızı yazmıştık. Öncelikle bu hususta yerimizde durduğumuzu ve yine seçimin tek galibinin Allah için çalışanlar olduğunu belirtelim.  O yazıyı okumayanların o yazıya dönüp okumalarını, hatta okuyanların bir daha okumaları da yerinde olur.

Kendi mecramıza dönersek,  2015 genel seçim sonuçlarına ve nedenlerine Ak Parti, HDP ve Hüda Par düzleminden bakalım.

Seçim sonucunun böyle olacağı dünden belliydi, zaten. Herkes ektiğini biçti. Kimileri de kendi ektiklerini biçtikleri gibi aç gözlülükle ve güç sarhoşluğuyla başkalarının ektiklerini de biçtiler.

Ak Parti oylarını neden düşürdü, bu sonucu hazırlayan etmenler nelerdi?

Birincisi; Ak Parti özellikle bazı konularda 12 yıldır muktedir olmanın getirdiği körlük ve şımarıklıkla hareket etti.  “Her şeyin en doğrusunu ben biliyorum'un pratiğini ortaya koyarak kimseyi dinleme hacetinde bulunmadı.  En başta, iktidarın tüm imkânlarını fütursuzca bu gün “paralel” diye meşhur olan Hocaefendi oluşumunun emrine verdi. Dostluğuna, onların isteklerini karşılamaya sınır koymadı. Bu tavrı mazide ve hazırda bu oluşumun hışmına uğramış birçok çevre tarafından eleştiri konusu olsa da eleştirileri duymazlıktan geldi. Yani “iktidar benim, devletin imkânlarının musluklarını hesapsız kitapsız istediğime açarım” dedi. Sonra mı?

Bunlarla beraber sonrası da sizin malumunuz. İnsanoğlunun gözünü toprak doyurur. Ak Parti, bu oluşumun isteklerini karşılayamayınca sorunlar başgösterdi. Dostluğun yerini koyu bir düşmanlık aldı. Maalesef Ak Parti düşmanlıkta da sınır koymadı. Sınır koymamakla beraber bu oluşumun meşruiyet ve imaj sorununu oluşturmanın dışında elle tutulur bir zarar da vermedi.

İkincisi; istisnalar kaideyi bozmaz; ama kendi iktidarı döneminde İslami kesimlere yapılan haksızlık ve zulümlerin üzerine de gitmedi. Kutlu Doğumlarla, yardım faaliyetleriyle ve kültür dersleriyle nam salan Mustazaf Der onun döneminde kapatıldı. Elazığ İhya Der üye ve gönüllüleri kutlu doğum etkinliği düzenlemekten, Hz. Hüseyin'i anmak gibi etkinliklerden onun döneminde toplamda yüz elli yıl hapse mahkum edildiler. Ne yazık ki bu ikisini de kınamadılar. 28 Şubat post modern darbenin mağduru olarak Kur'an dersi verdiklerinden ceza alan yüzlerce Müslümanın tekrar yargılanması için bir şey yapmadığı gibi onun döneminde bu müslümanlar sudan bahanelerle her birisi ailelerinden yüzlerce kilometre uzaklıktaki cezaevlerine sürgün edildiler. Hem de bu tutsak Müslümanlar ve aileleri bir kez daha cezalandırılırken;  Ergenekon, Balyoz ve KCK'dan cezaevine girenler dışarı salıveriliyordu. Bunların seçimle ne alakası mı var. “Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” yine “mazlumun ahı, indirir şahı” demişler. Efendimiz –salallahu aleyhi vesellem- de “mazlumun duasından sakının; çünkü onun duasıyla Allah arasında perde yoktur” diye buyurmuş. Bunlar üzerinde düşünülmesi ve ders alınması ve hala giderilmesi gereken mağduriyetlerdir.

Üçüncüsü; Ak Parti “analar ağlamasın” diye bir süreç başlattı. Bu süreç baştan beri ne olduğu belli olmayan, şeffaf olmayan, sonunun nereye gittiği belirtilmeyen, tarafların yaptığı açıklamalar açısından çelişkiler barındıran bir süreçtir. Pkk sorunu ve Kürt sorununu ayırmaması, Kürtlerin gaspedilmiş hakları noktasındaki sorunun çözümü için sadece Pkk ve bileşenlerinin muhatap alınması sürecin en büyük handikapları oldu. Ak Parti bu minvaldeki eleştirileri de umursamadı. Böyle olunca süreç, pkk'nin güçlenme sürecine dönüştü; Öcalan'ın da “bebek katilliği”nden” “sayın”a ve “barış havariliği”ne terfi etmesini sağladı. Asker ve polis anaları ağlamasa da Kürdistan'da Kürt analarının ağlama, Kürtlerin de tek parti dönemi uygulamalarında olduğu gibi Pkk'ye karşı hizaya gelme sürecine evrildi. Evet, barış herkese lazımdır. Fakat, eğer bir süreç, illegal bir örgütün alanı terkedeceğine devlet alanı terk ediyorsa ters giden yolunda gitmeyen birşeyler var demektir. Malesef Ak Parti bunu okuyamadı ve hala okuyamıyor. Örgüt süreç bozulmasın diye kandan, şiddetten, baskıdan, tehditten el çekeceğine; devlet süreç bozulmasın, Pkk-asker çatışması çıkmasın, polis ölmesin diye Pkk'nin tüm yaptıklarına göz yum(du)uyor.  Kimi bölge valileri ve emniyet müdürleri de ar etmeden, vatandaşının katledildiği bazı olaylarda olayların üzerine gidilseydi polis ölecekti, aymazlığına sığınıyor. Merhaba devlet! Yine Pkk, Ak Parti teşkilat başkanını, belediye başkanını kaçırdı, sorguladı, tehdit etti, korkuttu. Ak Parti sadece seyretti. Böyle olunca Pkk başkanı bıraktıktan sonra o da hemen HDP'ye geçer. Kendisine sahip çıkmayan, kendisi için bir açıklama yapmayan, bir soruşturma başlatmayan, kendi güvenliğini sağlamayan bir partide niye dursun. Seçim öncesi Van'da, Mardin'de Pkk tarafından tehdit edilen yüzlerce Ak Parti müşahidi istifa etti. Ak Parti yine izledi. Yani anlayacağınız bu süreç, gören için Ak Parti için zillet sürecine dönüşmüş, İş ve icraat mevkisindeki, güvenliği sağlamakla memur, suçluları bulup adaletin karşısına çıkarmakla görevli iktidar bile PKK-HDP tehdit ediyor, silahla oy topluyor, kan döküyor, tahammülsüz davranıyor deyip şikâyet konumunu kendine layık bulduysa bunun üstüne laf söylenmez ki.

Dördüncüsü; aday belirlemenin fiyaskoya dönüşmesi, Kürt milliyetçiliğinin ekmeğine yağ sürme niteliğindeki gereksiz demeçler bir yana.

Gelelim HDP'nin sonucuna. HDP, tüm ilkeleri yıkıp tüm fırsatları değerlendirdi. Ak Parti düşmanlığından paralelin sütünden, Erdoğan düşmanlığından CHP ve MHP'nin etinden, din düşmanlığından dinsizlerin, ibn.'lerin yününden faydalandı. Pkk'nin özellikle kırsal kesimde genel de tüm Kürdistan'da itinayla yaptığı korkutma, sindirme, tehdit etme çalışmaları da cabası. Derken barajı aştılar. Bu sonucun, batıda barış güvercini kesilen HDP'nin, din ve ahlak düşmanlığından vazgeçip Kürdistan'da muhaliflerine karşı tahammül kültürünü geliştirmesine vesile olmasını umuyoruz.

Hüda Par'ın aldığı oylarla ilgili ise; en başta belirtelim ki, yerelde PKK'nin faşizan, tahammülsüz, baskıcı zihniyeti; genelde Ak Parti'nin kör, şımarık, bencil zihniyetinin neticesidir. Bunlara karşı, Hüda Par taktiksel bir strateji belirleyemez miydi? Siyaset olarak HDP ve Ak Parti'ye karşı iyi bir performans sergilediği kanaatindeyim. Fakat, silahın, kuvvetin, tehditin, korkunun, ölümün, kaçırılmanın, zindanın olduğu bir yerde dürüst siyaset bu gün için para etmedi. Hüda Par'a düşen legal, siyasi çalışmalarını sabır ve azimle devam ettirmekten başka seçenek yok.  Hizbullah'ın Pkk'nin saldırgan ve tahammülsüz pratiği karşısında şimdiye kadar sağ duyulu davranıp karşılık vermemesinin de seçim sonucunda olumsuz etkisi gözardı edilemez. Tabi bundan sonraki olası bir Hizbullah-Pkk çatışmasının sonraki seçimlere nasıl yansıyacağını bekleyip göreceğiz.

Netice, cemaziyel evveli bu olan bir seçim maratonunun, cemaziyel ahiri ancak böyle olur. Vesselam.

Bu yazı toplam 387 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.