1. YAZARLAR

  2. Abdulkadir TURAN

  3. Berberiler, Kürtler, Beluciler
Abdulkadir TURAN

Abdulkadir TURAN

Doğruhaber Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Berberiler, Kürtler, Beluciler

A+A-

 İslam'ın zayıfa, güçsüze, ezilene sağladığı haklar, İslam'ın siyasi olarak güç kaybetmesiyle izale oldu. Batı anlayışında ölçü hak değil, güçtür. Batılılaşmayla birlikte siyasi ve askeri olarak teşkilatlı bir güce sahip olanlar, dünyevi olarak maddi refaha kavuştu, sosyal ve siyasi kazanımlar elde etti; bu güçten yoksun olanlar İslam öncesinde olduğu gibi yeniden zayıf düştü, ezildi.

Berberiler ve Beluciler; İslam'dan önce dağınık nüfusları ve teşkilatsız olmalarıyla çöllere; Kürtler, dağlara mahkûm olmuşlardı. Her tür sosyal ve siyasi haktan yoksundular. “Kontrol edilemeyen güçler” statüsüyle sistem dışı tutuluyor; huzursuzluğa yol açtıkları gerekçesiyle çöl ve dağlarında sıklıkla operasyonlara maruz kalıyorlardı. İslam bu üç halkı, bu ezilmiş hâlde bulup Hz. Bilal'i kölelikten alıp Kâbe'nin damına çıkardığı gibi yüceltti. Onlara sosyal haklar vermekle yetinmedi; siyasi ve askeri haklarla üç halkı da tarih sahnesine yeniden getirdi. Ama Batılılaşma, üç halkın da felaketi oldu.

Berberiler, bir Kuzey Afrika halkıdır. Nüfuslarının çoğu Cezayir'de; diğer kısımları Fas ve Libya'da yaşar. Daha az Batılılaşmış ve geleneksel bir yönetime sahip olan Fas, kendi Berberilerini büyük ölçüde tatmin edecek uygulamalar getirdi. Katı Fransız ekolünden Cezayir yönetimi ise onları yok saydı. Fransa, Cezayir'de iken Berberilere hak tanımadığı gibi Cezayir'den çekilirken de onlarla ilgili herhangi bir hak önerisinde bulunmadı. Bugün Cezayir Berberileri, bir varlık problemi yaşıyor. Cezayir'deki katı Fransız menşeli milliyetçilik de onlara hak tanınmasına müsaade etmiyor. Bir zamanlar, Endülüs fetihlerinde büyük roller oynayan Berberiler; şimdi kendilerini her tür haktan yoksun bırakan Batılılar nezdinde hak arıyor.

Beluciler, Doğu İran, Afganistan ve Pakistan arasında bölünmüş bir halktır. İslam'dan önce Bedevi bir yaşam tarzı sürerken İslam'la medenileşmiş, ilimle tanışmış ve özellikle Hindistan fetihlerinde İslam'a çok hizmet etmişlerdir. İran'ın Rıza Şah döneminde Batılılaşmasıyla birlikte bütün sosyal haklarını kaybettiler. Pakistan devleti de bir İslam devleti olarak doğmasına rağmen Batılı bir zihniyetle Urdu galip toplumu üzerinden teşkilatlandı; Belucileri dışladı. Beluciler, bugün ilkokullarında bile dillerini yaşatacak haklardan mahrumdurlar.

Kürtlerin durumu da malum…

Batı, İslam âlemini Batı'ya katacak Batılılaşma projesini, kadim zihniyetine uygun olarak, kavim odaklı galip toplum esasıyla oluşturdu; İslam'la güçlenen zayıf toplumları dışladı, onların lehine olacak her tür uygulamanın karşısında durdu.  Bu halkların hak arayışlarını ulus devletlerin tanımladığı gibi isyan olarak tanımladı, bu arayışların bastırılmasında ulus devletlere verdiği destekle menfaat sağlama yoluna gitti. Batı, bu toplumların kendisine vereceklerini, ulus devletlerin kendisine verecekleri karşısında az gördü; sadece ulus devletler karışışında pazarlık gücünü artırmak için zaman zaman onlara göz kırptı.

Ama (eldeki verilere göre) 1978'de Bernard Lewis'in başlattığı yeni Şarkiyatçılık akımıyla durum değişti. İslam âlemini Batı'ya katacak Batılılaşma projesinin iflas ettiği, İslam medeniyetinin Batı uygarlığı karşısında umulandan daha dirençli çıktığı tespitiyle Lewis, tüketilemeyen bir İslam dünyasının istikrarsızlaştırılarak etkisizleştirilmesini öneriyordu.

1979'daki Avusturalya Bilderberg toplantısında da önerisini paylaştığı iddia edilen Lewis, doktorasını İslam âlemindeki azınlıklardan Suriye İsmailileri/Nusayrileri üzerine yapmıştı. Lewis, bunların Haçlı Seferlerinde Batı'ya verdiği destekle; Berberi, Kürt ve Belucilerin İslam'ın ilk döneminde İslam fetihlerine yaptığı hizmetin yeniden Şarkiyatçı bir mantıkla araştırılmasını öneriyordu. Osmanlı arşivlerinde de uzun süre çalışmasına izin verilen Lewis'e göre İslam dünyasının istikrarsızlaştırılmasında eskiden beri var olan mezhep azınlıklarından ve Batılılaşmayla birlikte İslam öncesinde olduğu gibi azınlık durumuna düşen etnik/kavmî topluluklardan yararlanılabilir, bunların hak talepleri Batı'nın İslam dünyasındaki hegemonyasının sürmesine katkıda bulunabilirdi. 1990'lı yılların başından bu yana ve daha doğrusu Sovyet Rusya'nın yıkılmasının sağladığı coğrafik olarak daha büyük İslam dünyasıyla, bu tez Amerikan siyaseti üzerinde etkili oldu, Pentagon raporları ve dergileri bunu işlemeye başladı, bununla ilgili zaman zaman ulus devletlerin tepkisini çeken, onları ürküten ve ürküttükçe Batı'ya yaklaştıran haritalar yayınlandı. Bugün İslam âleminde yaşanan hareketliliğin bu haritalara uygun düştüğü yönündeki iddialar gittikçe güç kazanıyor.

Mezhepsel azınlıkların desteklenmesi ve büyüklüklerinin ana yapıyla daha çok mücadele edebilecek, (Miladi 10. yüzyıldan 12. yüzyıla kadar ve Miladi 16. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar olduğu gibi) ana yapıyı daha çok uğraştıracak bir noktaya kadar götürülmesi yönünde bir emelden söz etmek mümkün. Ama bunu yok saysak bile İslam âleminin batısında Berberiler, merkezinde Kürtler ve doğusunda Beluciler etnik bir unsur olarak İslam âlemini istikrarsızlaştırmak için “kullanılma” potansiyeline fazlasıyla sahiptirler.

Bilgimiz, inancımız İslamî olsa da zihniyetimiz baştanbaşa Batılı olmuş. Sorunları analiz ederken ve sorunlara çözüm ararken farkında değiliz ama bize hükmeden bilgimiz, inancımız değil, Batılı zihniyettir. İslam hiçbir zaman sorunlara kavim merkezli bakmamıştır, “galip etnik yapı” diye bir kavram tanımamıştır.

Sorunları Batılı bir zihniyetle ele alıp İslamî nasihatlerle çözmek mümkün değildir,  sorunları ortadan kaldırmaz, aksine büyütür.

Kavimlere bakarken Batılı zihniyetle “galip etnik yapı” inancını taşımak… Dilleri, sosyal yapıları tehdit altında olan hak arayışındaki topluluklara gelince İslamî nasihatlere sarılmak… İslam'ın sağladığı haklardan hiçbirini vermeye tahammül etmeden, nasihatlerle toplumları susturmaya çalışmak… Bu etkili olmadığında onları İslam'ın bütünlüğüne ihanet etmekle suçlamak… İslam dünyasındaki yenilgiyi kalıcılaştırmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.  İslam'a ihanetin büyüğünü neden burada aramayalım?

İslam âlemi Batı tarafından bütün görülüyor, kendisi de kendini bütün görmek durumundadır. Birbirimize karış galip olma naralarının, hepimizi birlikte batırmaktan başka bir karşılığı olmaz.

Sorunların çözüm tarafı, öncelikle, haksızlığa uğrayanlar değil, haksızlığa alet edilenlerdir. Sorunu çözmek daha çok onların elindedir. Korkmayın: İslam, kardeşlerinize hak vermekle sizi güçsüz düşürmez. İslam'da herkes hak ettiği kadar güçlü olur. Adalete razıysak hepimiz birlikte güçleniriz. Aksi halde hepimiz birlikte batarız ve bunun ana müsebbibi hak hukuku Batılı ölçülerle uygulayıp bu Batılı uygulamanın yol açtığı sorunları, karşı çıkışları nasihatlerle çözmeye çalışanlar olur.

Bu yazı toplam 253 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.