Cehenneme Kadar Yolunuz Var!

Hükümetin içkiyle ilgili getirdiği sınırlamalar yine vaveylaları kopartıyor. Bilindiği gibi içki, tamamen yasaklanmış değil. Sadece gençlerin ulaşımı konusunda zorlaştırıcı kimi engeller getirildi o kadar. Ama Türkiye’de şu kötülükleri savunmaya otomatikman ayarlanmış bir kesim var. 

Ne zaman içki, uyuşturucu, çıplaklık ve fuhuşla ilgili en ufak bir itiraz olsa bunları, hurra meydanda “Özgürlüğümüz nerede kaldı? Bu, mahalle baskısına götürür bizi, bunu kabul etmiyoruz” derken görüyoruz. Tabi özgürlük takıntısıyla bunların dümenine katılan sözüm ona kimi muhafazakârlar da her zaman oluyor çağdaş, liberal, demokrat kisvesi altında.
Değerli okuyucular!

Bunlar nasıl bir topluluk? Onların cehennem yollarını kapatanlara bu anlamda saldırmaları ve ennihaye tartışmayı “cehenneme gitme özgürlüğümüz yok mu?” boyutuna taşımaları, insanın “cehenneme kadar yolunuz var. Hadi bütün ayyaşlar, inkârcılar, ila cehenneme zumera!” diyesi geliyor.
Ama onların başkalarını kendi dolmuşlarına bindirmelerine göz yummamız mümkün değil. Zaten mesele de buradadır. “Evlerinizde tıksırıncaya kadar için” söylemine karşı “hayır ben istediğim yerde içip başkalarını da aynı hastalığa müptela edeceğim” anlayış ve hedefi var.

Başbakan’ın “iki ayyaşın çıkardığı yasa” söylemi gerçekten yerindeydi. Zaten kendileri de M. Kemal’in önemli bütün kararları içkiliyken verdiğini ve bütün isabetli(!) kararların böylece alındığını ifade ediyorlar. Ayrıca M. Kemal, daha okulunun ilk yıllarında içki içtiğini sonradan Hasan Reşit’e (Tankut, 1891 – 1980) şu sözlerle anlatmıştır: “Küçük yaşta öksüz kaldım. Güçbelâ okudum.
Daha çocukken içkiye dadandık. Fakat o zamanlarda da ben çok içmedim. Devamlı içtim…” Devamlı içmiş ve kendisine gelen paranın yarısını da içkiye verdiğini ifade etmiş konuşmasının devamında. Yoksa, Atatürkçü olabilmek adına mı bütün bu savunmalar?

Kötülüklerin anasına getirilen sınırlamaya bu derece karşı çıkanlara ‘vay efendim sağlıkmış, akıl tutulmasıymış’ argümanlarıyla gidiliyor. Onlar da “sana ne benim sağlığımdan, benim aklımdan” diye karşılık veriyorlar. Geçen gün top sakallı biri “belki ölmek istiyorum” diye cevap veriyordu. Başka biri de “belki ben cehenneme gitmek istiyorum” diyordu. Bu nasıl bir canhıraşane sipere yatma ve adeta kanın son damlasına kadar bir mücadele anlayışı, görüyorsunuz değil mi?
Ah, biz de en az onlar kadar şu mukaddesatımıza sahip çıkabilseydik! Başörtüsüne uzanan ellere karşılık “ölürüz ama müsaade etmeyiz” diyebilseydik…
 
Daha geçen gün İzmir`in Menemen ilçesinde Sınıflar Arası Bilgi Yarışması`nda grupları birinci olan ve ödülünü almak için kürsüye çıkan Mümine Kalkan, başörtülü olduğu gerekçesiyle geri çevrildi. 8. Sınıf öğrencisi Mümine bacımız bütün herkesin gözü önünde ve arkadaşlarının yanında vebalı muamelesi görüp “sen cezalısın!” sözleriyle aşağı indirilmişti. Bunu yapan -bırakın eğitimci olmayı- insanlıktan nasibini almamışlar karşısında kaç kişi sokağa çıkıp “bunun için ödenecek her bedele razıyız.
 
Allah’ın emri başörtüsü için, kardeşimizin bu özgürlüğü için canımızı ortaya koyuyoruz, ya sözüm ona bu eğitimciler özür diler ya da onları burada istemiyoruz” diyerek tepkisini ortaya koydu.
Evet, alkolik ve ayyaşların “cehenneme gitme özgürlüğü” isteği karşısında “cehenneme kadar yolunuz var” derken biz müminlerin de yolu dikenlerle döşeli cennet yolu için nasıl bir hassasiyet içerisinde olduğumuz, çok ama çok önemli.
Selam ve dua ile…
 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.