1. YAZARLAR

  2. Mehmet İkbal ATAK

  3. `Gladyocular Kardeştir, Ayırım Yapan Kalleştir`
Mehmet İkbal ATAK

Mehmet İkbal ATAK

Doğruhaber Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

`Gladyocular Kardeştir, Ayırım Yapan Kalleştir`

A+A-

Sinop’la başlayıp Samsun’la noktalanan BDP heyetinin Karadeniz turu, bildiğiniz gibi linç girişimiyle kesintiye uğrayarak noktalandı.
 

Linç girişimi karşısında da yine her zamanki gibi kamuoyu iki farklı noktaya vurgu yaptı.

Kimisi, “beğenmeyebilirsin, ama farklılıklara tahammül etmeyi bileceksin” diyerek linççi gruhu mahkum etti.

Kimisi ise, “sürecin kritikliğine” vurgu yaparak bu süreçte sosyal dokusu ve siyasal anlayışı belli olan, üstelik BDP’nin seçmen kitlesinin neredeyse hiç bulunmadığı bir bölgede “Barış turuna” çıkması provokasyondur, demeye getirdi.

Evet, Karadeniz bölgesi, daha önce de yaşanan deneyimlerle göstermiştir ki, lince amade grupların serseri mayın gibi kontrolsüz hareket ettiği bir alan olma özelliğini taşımaktadır. Üstelik BDP veya diğer sol ortaklarının istatistiklerde kaale bile alınmayacak bir oy potansiyelinin olduğu bir yerdir. “İmralı süreci” ile motorize edilen grupların mesai yapmaya hazır olduğu bir bölgede “BDP’lilerin ne işi vardı” diyenler, bu bakımdan pek de haksız gibi görünmemektedirler.

Lakin hiç oy potansiyelleri olmasa da herhangi bir partinin, hatta herhangi bir vatandaşın istediği zamanda istediği yerde gezme hakkı vardır ve devlet, olası tehditlere karşı bu hakkı garanti altına alma yükümlülüğünü taşımaktadır.

Bu bakımdan son örneği Karadeniz’de yaşanan linç girişiminin her ne sebeple olursa olsun savunulacak bir tarafı bulunmamaktadır.

Gelelim gezinin amacına;

Gezi için “barış turu” dendi. Halkı “barış sürecine” ikna çabasına indirgendi.

İsterseniz burada durup dikkatinizi önemli bir noktaya çevirelim.

Sinop-Samsun olayları öncesinde Odatv’de, Musa Ağacık’ın İstanbul bağımsız milletvekili Levent Tüzel’le yaptığı ‘ayaküstü’ sohbetinin dökümleri yer almıştı. Türk-sol çevrelerinin ve Levent Tüzel’in “yeni sürece” ilişkin düşünsel yapısını ortaya koyması açısından bu sohbet çok şey ifade etmekteydi. İsterseniz sohbetin bazı bölümlerine göz atalım:

-Sayın Tüzel, siz ve Ertuğrul Kürkçü BDP’nin içinde yer alan sosyalistler olarak, BDP eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Bize en yakın parti AKP’dir” sözlerine ne diyorsunuz? Neden “en yakınıyız” dedi?

Demirtaş, anayasa değişikliği için Erdoğan’ın diktatörlüğü anlamına gelen “Temyiz Mahkemesi”nin kurulması ve Kürtlere ufak bir taviz karşılığında, o sözleri söyledi. Musa, ben BDP içinde yer almıyorum. Ama Ertuğrul, BDP’nin içinde yer almıştır. Ben hâlâ bağımsızlığımı koruyorum. Son İmralı süreciyle ilgili zaten kendi aralarında da tartışıyorlar.

-Evet, Yargıtay ve Danıştay’ın kaldırılarak Erdoğan’ın diktatörlüğüne giden süreci simgeleyen anayasa değişikliği ve kamuda türbanın kullanımıyla ilgili… 

Şimdi AKP ile örtüştükleri benzer şeyler olabilir. Ama bu İmralı süreciyle ilgili de mazeret çıkartan, görüşmeyi yokuşa süren bir algı içinde olmayalım gibi bir “baskılanmaları var” anladığım kadarıyla.

-Peki ya Erdoğan, Kürt sorununun çözümü için BDP’ye, başkanlığına destek şartı koyarsa?

Anladım. Şimdi Başkan Demirtaş’tan sözlerinin anlaşılması için bir düzeltme istenebilir. Gerçekten Selahattin Başkan’ın bu şekilde düşündüğünü zannetmem. Ama sonuç olarak bunlar siyaset yapıyorlar ve Kürt sorunu konusunda kendi uzlaşma şeylerini öne sürebilirler, bizden bağımsız olarak.”

Bu mini sohbetten çıkacak ilk ve belki de tek sonuç, Levent Tüzel ve belli ki aynı kulvarda ortak düşünceyi paylaşanların “Yeni İmralı süreci”nde yaşanan ilişkilerden endişeye kapıldıklarıdır.

O halde şu soru kendiliğinden ortaya çıkmaz mı? “Barış”a ve “uzlaşmaya” dair söylemlere kuşku ile bakan birisi, nasıl ta Karadeniz’e kadar gidip kendi deyimleriyle “Gladyo”nun diri olduğu bir alanda halkı “barışa” inandıracak? 

Veya bu bölgede tabanı güçlü partilerin bu tür “ikna” gezileri tertipleyerek halkı sürece ikna etmeleri gereği ortadayken bu görev neden bunlara tevdi edildi? Linç edilerek yeni bir “Paris sendromunun” yaşanması için miydi?

Tabi kontrolsüz grupların girişiminin örgütlü bir arka planının olduğu muhakkaktır. Hiç kimse kalkıp, bu tür provokatif girişimleri “yerel unsurların inisiyatif kullanarak” gerçekleştirdikleri plansız eylemler olduğunu iddia edemez. Linç girişimlerine muhatap olanlar ise bu tür girişimleri tereddütsüz “Gladyo” eylemleri olarak adlandırdılar.

Bu neye benziyor biliyor musunuz? Sürece şiddetle karşı çıkan MHP’den bir grubun “tersinden ikna” faaliyetleri için kalkıp Hakkari-Yüksekova hattında bir dizi konferans tertiplemesine benzemesiydi. Acaba böyle bir durum yaşansaydı, MHP’lilere karşı yapılacak benzer uygulamalar hangi “Gladyo”nun faaliyetlerinden sayılacaktı?

BDP ve yoldaş Türk-sol çevrelerinin kendilerine karşı yapılan bu tür girişimlere gösterdikleri ilk tepki, “Gladyo” veya “Kontra” tertiplemesi olmaktadır. “Türk faşizminin” geldiği tehlikeli boyutlara vurgu yapılmaktadır. Haklılık payları da yok değildir. Ancak bu durumda kendilerini güçlü hissettikleri yerlerde tersinden işletilen “Gladyo” veya “Kontra” faaliyetlerinin boyutlarının “Özgürlük bilincine” indirgenmesi ve bunun da farklı yerlerde lincin zirve yapmasına yol açmasını nasıl isimlendirmek gerekecek?

Mesela Yüksekova’da Mustazaf-Der şubesini “Madımak”a çevirme eylemleri, Gladyo’nun neresine düşer? Yine katlettikleri derneğin başkan yardımcısının cenaze törenini bile provoke ederek başarısız linç faaliyetlerine yönelmeleri, “Türk Gladyosu”nun bile başvurmadığı bir yöntem iken, söz konusu kendileri olunca “Galdyo”yu ekmek kapısı olarak bellemeleri ne anlama gelmektedir?

Eğer bu tür girişimleri “Gladyo” olarak adlandıracaksak, ki bizim için hava hoş, adlandıralım, Yüksekova Gladyosu’nun Karadeniz Gladyosundan geri kalan bir tarafı var mıydı?

Karadeniz Gladyosu’nun lincini savunan Gladyocuların gerekçeleri, hatırlayın, Yüksekova Gladyosunu savunan Kürt Gladyocuların gerekçelerinden çok mu farklıydı?

Şu olaya da dikkatinizi çekmek isterim.

‘Karadeniz Gladyosu’nun eylemine sözde tepki olarak Mersin’in Akdeniz ilçesinde eyleme yönelen Kürt Gladyosu, dindarlığıyla bilinen bir esnafın işyerine bomba atarken bir de bir pankart bırakmış:

“Sinop ve Samsun’daki ırkçı saldırıları kınıyoruz” diye.

Ne alaka? Demeyin! Karadeniz Gladyosundan güç, destek ve ilham alan Kürt Gladyosunun Türk Gladyosuyla ittifak kurarak “sıcak denizlere” inme çabası olarak da bunu yorumlayabilirsiniz.

Evet! Gladyo çalışıyor. Hem de konsorsiyum halinde ve son hızla!

 

Bu yazı toplam 635 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.