1. YAZARLAR

  2. Aydın AMEDİ

  3. Hayatı ve Ölümü Allah’a Adayanlara
Aydın AMEDİ

Aydın AMEDİ

Çınar'ın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Hayatı ve Ölümü Allah’a Adayanlara

A+A-

“Asr’a and olsun ki isanlar hüsrandadır.  Ancak iman edenler, salih amel işleyenler ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna”( Asr suresi)

Hz. Adem’den bu güne değin gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin sürdürdüğü ve Kuran-ı Kerim’de de kıssalar halinde yoğun olarak değinilmiş tevhid mücadelesinin özü sayılabilecek- ifade olarak kısa lakin anlam açısından ise ciltler dolusu kitaplarla anlatılamayacak kadar büyük bir mücadelenin seyrini, olabilecek en güzel şekilde ifade etmiş- bir suredir Asr suresi.

Bu yazımızla ilişkisine gelince; bu yazımızın, Allah-u Teala’nın kendisine yemin ettiği zaman mefhumu içerisinde belirli bir süre ile mahdut ve imtihan sırları ile kuşatılmış ömür denilen sermayeyi İslam’ a ve O’nun Rahmet elçisi peygamberinin sünnetine adayan yiğit mücadele erleri kardeşlerimize ve bacılarımıza adanmış bir yazı olmasından ileri gelmektedir. İşin doğrusu şehadeti, hicreti ve dava yolunda bir sıkıntı yaşamamış, zindan ve işkence sürecinden geçmemiş bir kardeşiniz olarak size hitaben konuşmanın ne kadar ahlaki olacağı üzerinde çokça düşündüğümü söyleyebilirim. Ancak Müslüman’ın bir vasfının da hatırlatıcı olduğu gerçeğinden hareketle ve bu vasfın yukarıda ki sure ile bağıntısını da düşünerek bu acizane yazıyı benden kabul edeceğiniz ümidiyle siz, İslam davasının neferi kardeşlerime beslediğim derin muhabbet ve hissiyatımın bir ifadesi olarak kaleme aldım.

Değerli kardeşlerim! Hiç kuşkusuz sizler bu ümmetin en efdallerisiniz. Zira sizler ömür sermayesini “iyiliği emr ve kötülükten nehy”  ilkesi doğrultusunda Allah’a vakf etmiş Rahman’ın kullarısınız. Bu öyle bir kulluk bilinci ki Allah’tan başkasının emir ve yasaklarına uymayı kendine zül kabul etmekte ve ne pahasına olursa olsun İslam Şeriatının hükmü dışında hüküm ihdas etmeye kalkışanlara karşı savaşmayı ve onlarla mücadeleyi asli vazife olarak kabul etmektedir. Evet sizin yaptığınız bu şey tarihin akışını değiştirecek ve zulüm düzenlerini tarumar edecek, zalimleri tahtlarından al aşağı edecektir inşaallah. Bu bir temenni olmanın ötesinde tarihi hadiselerin ve Allah’ın ayetlerinin bizzat şahitlik ettiği gerçeğin ta kendisidir. Bu mücadelenin adının Hizbullah, Taliban, Hamas, İhvan,  İslami Cihad veya başka bir şey olması Onun niteliğini ve kapsamını değiştirmemektedir. Çünkü yol ve yöntemleriniz arasında fer’i bazı farklılıklar olsa da hepiniz Allah yolunun yolcuları ve mazlumların hürriyet sancağının ağır yükünü omuzlarında taşıyan gerçek birer özgürlük havarisisiniz. İsimlerinizin farklılığı zihinlerde fitneyi değil, ancak bir araya gelince ortaya çıkacak özgürlük ordusunun gücünü ve kültürel zenginliğini çağrıştırmalı ve Allah’ın, sizlerin ve tüm insanlığın düşmanlarının yüreklerine korku salmalıdır ki düşmanlarınızın size vermeye çalıştıkları zarardan emin olasınız. Bu sebeple herkes ötekine değer vermeli ve ötekini kardeş kabul etmeli ki fitnenin önü kesilsin ve bu kurtuluş gemisi  Kuran-ı Kerim ve sünnet-i seniyye rotasında hedefine daha hızlı ve daha kuvvetli bir şekilde yol alsın.  Bu cihadın hedefi ise yeryüzünde fitne ve fesadın kalmayacağı ve Kuran-ı Kerimin hükümleri ve Rahmet Peygamberinin sünnetinin dışında hiçbir hükmün geçerli olamayacağı bir dünyayı yeniden inşa etmektir. Kim bilir belki de bu farklılıklara böyle bir bakış açısı geliştirilirse Allah-u Teala da bize rahmet nazarı ile bakar ve bunu dininin yeryüzünün her köşesine hâkim olmasına vesile kılmak suretiyle insanlığa lütufta bulunur ve kainatı Kuran-ı Azimüşan’ın hükümleri ve sonsuz adaleti ile şereflendirir.

Bu davaya ruh veren ve can katan şey Allah’a verdikleri söze sadık kalarak bu dava uğruna canlarını cennet karşılığında satan ve İslam ümmetinin izzet ve iffetini korumak üzere göğüslerini Kuran’a ve Sünnet’e siper eden aziz şehitlerimizin mübarek kanlarıdır. Bu nedenle onların davalarını onların sadakat ve salihlik derecesiyle sürdürmeli ve gelecek nesillere en güzel şekilde aktarmayı başarmalıyız. Sadece bununla yetinilmemeli ve bizlere bıraktıkları emanetlere sahip çıkmak suretiyle de geride kalan dava erlerine cesaret vermeli ve onlara örneklik teşkil etmeliyiz. Böylece mücahidlerin mücadele azmini bilemeli, şehadet aşkı ile cihad etme hususunda gerekli motivasyonu sağlamalıyız. Kadınlarımız ve kızlarımız, iman-salih amel ilişkisi neticesinde başlarına gelecek bela ve musibetlere karşı Hz.Sümeyra, Hz.Nesibe, Hz. Fatıma İle Hz.Zeyneb’in direnç ve sabır anlayışına kavuştuklarında; yaşlılarımız elimizden hiçbir şey gelmez anlayışını terk edip davanın selameti ve mücahidlerin muvafakiyeti için dua etmeyi vazgeçilmez bir alışkanlık haline getirip yaptıkları her duanın düşmanların beyninde patlayan birer bomba olduğunu görmeye başladıklarında; gençlerimiz ise özgürlük için mücadelenin gerekliliğine inanıp yüreklerine şehadet aşkını nakış nakış işlediklerinde düşmandan yana korkmamıza gerek kalmayacak belki sadece nefislerimize uymaktan dolayı endişelenmemiz gerekecektir.

 Bundan dolayı genel olarak İslam coğrafyasında mücadele eden tüm aziz şehitlerimize ve gazilerimize, özelde Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında mücadele eden Allah’ın Ordusu neferi şehitlerimize ve o dar günde yaralarının salihlikleri ile sadakatlerine şahitlik edeceği gazilerimize; canları pahasına bize verdikleri izzet ve onur için sonsuz şükranlarımızı arz ediyor ve minnettarlığımızı ifade ediyoruz.  Kardeşlerinin, onların hatıralarına ve sevdiklerine tüm imkanlarını seferber ederek sahip çıkma çabası içinde oldukları ve sahip çıkmaya devam edeceklerine ilişkin azim ve kararlılıkları açık bir şekilde müşahade edilmektedir. Hiçbir kuşkuya yer yok ki bu memleketin her karış toprağına akan kanları, onlar gibi yaşayacak ve onların izinde gidecek bir neslin yetişeceğinin en büyük alameti ve müjdecisidir. Allah’ın izni ile onların toprağa serptikleri bu tohum mutlaka meyveye duracaktır.

Zaman mefhumu göstermiştir ki dünyanın neresinde olursa olsun Rabbim Allah ve Rehberim Rasulullah diyen mazlumların şehit edildiği hiçbir coğrafya yoktur ki er veya geç orada aziz İslam’ın hükümleri hâkim olmuş olmasın. Yeter ki Müslümanlar imanın olmazsa olmaz şartı salih ameller işlesinler ve mesailerini Allah için harcayıp başlarına gelecek bela ve musibetlere imtihanın sırrı gözüyle bakıp sabır göstersinler. Bizim mazlum coğrafyamızda şehit edilen bu kardeşlerimizin de ilahi zaferin müjdecisi olduğuna ilişkin kanaatimiz tamdır.

Yine İslam davasının yol işaretleri ve aydınlık meşaleleri Hz. Yusuf, Üstad Bediüzzaman ve bu insanlar ile paralel bir hayat sürmüş sayısız isimsiz kahramanın mirasını devr alan zindani kardeşlerimizi de,  omuzlarına binen onca yükün ağırlığına rağmen bu davanın ağır yükünü Eyyubi bir metanet ve sebat ile başları dik bir şekilde taşımalarından dolayı minnettarlığını ifade edecek kelimeler bulmakta ve cümleler kurmakta gerçekten zorlanıyor insan. Hele hele şu son dönemde sevdiklerinden ve memleketlerinden binlerce kilometre uzak illere sürgün edilmeleri ve kendileri ile beraber yakınlarına ve ailelerine reva görülen sürgün zulümlerine şahit oldukça Müslüman kardeşlerinin ve dava arkadaşlarının içlerinin kan ağlamaması mümkün olmamaktadır. Gelin görün ki bazen çaresizlik insanın elini kolunu bağlamakta ve adeta dünya ile bağlantınızı koparacak derecede sizleri nefessiz ve oksijensiz bırakmaktadır. Öyle ki kalbinizin sıkıştığını hissetmektesiniz zaman zaman… Hele bir de Bu zulmü reva görenler İslami kimliğe sahip insanlar ise acınız ikiye katlanmakta ve onlardan bu hesabı soracağınız günü dört gözle bekler hale gelmektesiniz adeta.

Ancak Yusufi mahzenlere yaren olmuş kardeşlerim sizler de çok iyi bilirsiniz ki bu dava uğruna zindan ile cezalandırılan ne ilk’lersiniz ne de son olacaksınız. Yine güneşin doğmaya başlamasına en yakın olduğu anın karanlığın en zifirileştiği an olduğunu sizler çok daha iyi bilmektesiniz. Her zorlukla beraber bir kolaylık olduğu gerçeğine de sizlerin engin tecrübeleri şahitlik etmektedir eminim. Bu sebeple yakın bir gelecekte bir hayır kapısının açılacağına ve belki de hiç umulmadık bir yerden yardım ile destekleneceğinize olan inancımın tam olduğunu ve bu cümleleri sırf sizlere ümit vermek için sarf etmediğimi ifade etmek isterim.

Ayrıca sizlerin ve geride bıraktıklarınızın dertlerine ve sıkıntılarına ortak olmayı bir vazife olarak bildiğimizi, bunu bir nebze başarabilirsek kendimizi en bahtiyar insanlar olarak göreceğimizi ve siz değerli kardeşlerimizin emirlerine amade olduğumuzu bilmenizi isteriz. Bizler bu davanın bereketinin; şehitlerin kanlarının bir neticesi ve gözyaşlarınız ile kutsanmış dualarınızın bir semeresi olduğuna canı gönülden inanıyor ve dualarınıza muhtaciyetimizin savaşın en kızıştığı anda cephede kurşunsuz kalan biçare bir neferin kurşuna olan ihtiyacı kadar elzem olduğunu bilmenizi istiyor, dualarınızı bekliyoruz.

Siz değerli muhacir kardeşlerime gelince memleketlerinize, dost, akraba ve ahbaplarınıza dair sinelerinizde yanan hasret ateşinin Hz. Bilal’ in Mekke’ye olan özlem ve aşkı kadar büyük olduğunu tahmin etmek hiç de güç değil. Ancak şunu bilmenizi isteriz ki bizlerin yani kardeşlerinizin yürekleri de Kerbela’ nın çorak toprağının suya olan özlemi kadar sizleri hasret ve muhabbet ile anmaktadır. Lakin hiçbir sevginin ve muhabbetin Allah’a ve Resulullah’a olan sevgi ve muhabbet ile kıyaslanamayacağı hakikati ortada iken İslam davasına gönül vermiş müminlerin yerinde durması zaten düşünülemez değil mi? Bu davanın gün be gün ileriye doğru yürümesi ve Allah’ın arzına yayılması hiç kuşkusuz ki bu samimiyet testini başarıyla geçmiş tüm kardeşlerimizin imanlarının ve sırr-ı imtihana binaen peşinden bela ve musibet yağdıran salih amellerinin bir neticesidir. Hani” her hicret bir ınkılaptır” diye söylenir ya, inanın bu ınkılabın en büyük habercisi İslam davası uğruna yaşadığınız sürgünler ve mücadele erlerinin çile dolu yaşantılarıdır.

Bu sebepledir ki sizden önceki nesillerin hicretleri ve mücadeleleri nasıl sonuç verdiyse ve kendilerinden sonra ki nesillere nasıl örneklik teşkil ettiyse bu savaş ve mücadele azminiz her zaman için geride kalanlara büyük bir örneklik oluşturmuş ve daha sizler hayatta iken bile bu mücadeleye gönül veren Allah’ın kulları arasında destansı bir şekilde dilden dile dolaşır olmuştur. Allah Tebarek ve Teala’nın izni ile bunlar toplumsal bir silkinişin ve dönüşümün ilk belirtileri olmakla kalmayacak peşinden çok daha büyük ve daha güzel gelişmelerin ve günlerin habercisi olacaktır.

İslam Dini ve Onun Aziz Peygamberi Hz.Muhammed Mustafa(S.A.V)’nın devrimci çizgisini takip eden siz Muvahhid ve Mücahid kardeşlerim: Bu din geldiği ilk günden itibaren zalimler, tarihin karanlık şer güçleri ve sömürü sistemleri ile mücadeleyi-savaşmayı emretmiş ve bu mücadelenin kıyamete kadar devam edeceğini tüm insanlığa ilan etmiştir. İnsanlığı kurtarmak adına verdiğiniz bu mücadele insanlıkla beraber sizin de dünya ve ahiret kurtuluşunuza vesile olacaktır. Böyle bir dinin müntesibi olmaktan daha büyük bir izzet ve lütuf başka kimseye bağışlanmamıştır. Bu yüzden bu din uğruna neyimizi feda etsek bilesiniz ki yeridir. Bizden öncekilerin yaptıklarının bizlere sağladığı imkânlar ve bu mücadeleye katkıları; bizim de ilahi bir aşk ve metanet ile yerinde ve zamanında atmamız gereken adımların insanlığın ve sonraki nesillerin geleceği için ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Onun için Rahman ve Rahim olan Allah’ın “Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad ediniz” emrine hayran ve ram olmuş bir şekilde mücadeleye odaklanmalı ve Mezhep İmamlarımız ile Hz.Hüseyin, Şeyh Said, Şeyh Abdulkadir Geylani, Şeyh Abdurrahman, Şeyh Ahmet Yasin, şehit Rehber’lerimiz ve daha niceleri gibi cihad etmeyi imanın bir gereği ve hayatın esası olarak görmeliyiz ki dava yolunda tökezleyenlerden ve topukları üzerinde geriye dönenlerden olmayalım. Allah bütün Müslümanları kötülüklerden ve şeytanın şerrinden korusun.

Bu vesile ile hayatı ve ölüm çizgisi arasındaki zaman dilimini Allah’a adayan şehitlerimizin ve ailelerinin, gazilerimiz ve ailelerinin, muhacir kardeşlerimiz ve ailelerinin, yusufi mahzenleri iman ve ibadet nuruyla aydınlatan zindan sakinleri ve aileleri ile tüm Müslüman kardeşlerimin en kötü günlerinin Bayram gibi geçmesi temennisiyle La İlahe İlallah Muhammedün Resulullah bayrağı altında geçireceğimiz bir zaman sürecini bu ümmete bir an önce nasip etmesini  Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.

SELAM VE DUA İLE

Bu yazı toplam 1717 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.