Hilafet Makamı, Görevi ve Sorumlulukları

Hilafet Makamı, Görevi ve Sorumlulukları

Hilafet kelimesinin sözlük anlamı, başkasının yerine görev yapmak, onun adına tasarrufta bulunmak demektir. Halife ise, başkası tarafından kendi adına iş görmek üzere görevlendirilen kişidir.

Hilafet kelimesinin sözlük anlamı, başkasının yerine görev yapmak, onun adına tasarrufta bulunmak demektir. Halife ise, başkası tarafından kendi adına iş görmek üzere görevlendirilen kişidir. Hilafetin ıstılahi anlamı ise, Allah’ın hakimiyet hakkının bir tecellisi olarak İslam’ın hükümlerini uygulamaya koymak ve yönetmekten sorumlu makamın adıdır. (İbn Hazm, el-Fisal, IV, 107)

İslam uleması “Hilâfet” terimini, genellikle Hz. Peygamber sallellahu aleyhi vesellemin yerine geçmek anlamında kullanmışlardır. “Gerçekte hilafet, şeriatı Allah’tan tebliğ eden Peygamber’in yerine geçip dini korumak ve dünya işlerini düzene sokmak demektir.” en yüksek başkanlık ve amme velayetidir. Dini ve dünyevi işleri düzene koyma makamıdır. Bu makama getirilen şahsiyete halife adı verilir. (İbn Haldun, Mukaddime, 191)

Genel anlamda Allah’u Teâlâ, insan nevini yeryüzünün halifesi olarak yaratmıştır. Yani bütün insanlar ilk planda Allah’a iman etmek ve bu imanın sonucu olarak unun hâkimiyetini kabul etmekle yükümlü tutulmuşlardır. Bu cihetle insanın halifeliği, Allah adına Onun yeryüzündeki mahluklarını yönetmesi, yeryüzünün imar ve ıslahı için uygulamalarda bulunması demektir.

Bu uygulamada Allah’ın kanunları mutlak ölçüdür. İnsan, halifelik görevini ifa ederken bu ölçünün dışına çıkamaz, bu hükümlere aykırı uygulamada bulunma hakkına sahip olamaz. Çünkü Allah yeryüzünde kendi adına insana mutlak bir serbestlik vermiş değildir. İnsan için birtakım sınırlar koymuş, bunları aşmamasını istemiştir.

Bakara suresinin hemen ilk ayetlerinde (Ayet 30 vd.), Allah’ın yeryüzünde halife yaratmak istediğini meleklere bildirdiği anlatılır. Yeryüzünde halife kılınan, Âdem aleyhi’s-selamdır; dolayısıyla da onun soyundan gelecek bütün insanlardır. Halife kılınan bu ilk insan ve eşi için bile birtakım sınırlamalar söz konusudur. Bu sınırlamalara uymak, insanın bu yüce makamda kalabilmesinin temel şartıdır. (Bakara, 38)

Bütün insanların bu şekilde görevlendirilmiş olmasına “Hilafeti amme” denilir. Âdem aleyhi’s-selamın soyundan gelen herkes bu kapsama dahildir. Sonuçta insan, yüklenmiş olduğu büyük emanetin gereklerini yerine getirmekle yükümlüdür. Allah (cc), bu yükümlülüğü yerine getirmeyenleri, yerlerine başkalarını getirmekle tehdit ediyor.

Buna göre halifelik makamında, yalnızca bu makamın gerektirdiği yükümlülükleri yerine getirenler ancak kalabilirler. Bunun hakkını zayi eden veya suistimal edenler azledilir yerlerine başkaları getirilir. Tarihte bunun sayısız örnekleri vardır.

Tarih boyunca bu anlamda toplumlar birbirlerinin yerine geçmiş ve Allah’ın halifeliği onlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Bunlar Allah’ın “Halife yapacağına ve onları yeryüzünde hâkim kılacağına yemin ile söz verdiği kimselerdir.” (Nur, 55). Onun dinini yeryüzünde hâkim kılanlar ve insanları tağutların tasallutundan kurtarma savaşını sürdürenlerdir.

Hilafetin özü, yeryüzünde Allah’ın dinini hâkim kılmaktır. Bu öz, onun sosyal alanda da hissedilir olup, gerçekleşmesiyle ve teşkilatlanmasıyla siyasi bir görünüm kazanır. Allah’u Teala, Davud aleyhi’s-selama kendisini yeryüzünde halife kıldığını bildirmekle birlikte ona: İnsanlar arasında hak ile hükmetmeyi de emretmiştir. İbrahim aleyhi’s-selama da kendisinin insanlara “İmam” kılındığı haberini alınca, soyundan geleceklerin de bu makama alınmasını istemişti. Ancak Allah’u Teala, Bu ahdinin zalimler hakkında söz konusu olmayacağını bildirmiştir.

Şu hâlde Hilafet makamı, Allah’ın hâkimiyetinin her alanda bütün açıklığıyla ortaya çıkması için bir temsiliyet makamıdır. Bütün insan toplulukları buna muhatap ve hakkını ödemekle görevlidirler. Böyle bir makama yükselmek isteyen, daha doğrusu bu makamdan düşmek istemeyen toplum da ona göre davranmak zorundadır.

Bu görevin sembol isimleri peygamberlerdir. Her peygamber aynı zamanda bu makama atanan Allah’ın halifesidir. Daha sonra peygamberin yolunu izleyenlerin kendi hür iradeleriyle seçtikleri şahsiyet peygamberin Halifesi olarak addedilir. Halife bu emaneti yüklenebilecek nitelikte olmalıdır. Çünkü emanetlerin ehil kimselere verilmesi, Allah’ın kesin emridir.

Peygamberimiz sallellahu aleyhi vesellem, hayatta olduğu sürece peygamberlik görevinin yanı sıra ümmetin sevk ve idaresiyle alakalı bütün görevleri de şahsında toplamış bulunuyordu. Bu nedenle ümmetin başında kendisi varken bir başkan veya Halife belirlemek gibi bir problemle karşılaşmış değildi.

Diğer taraftan kendisinden sonra ümmetin işlerini deruhte edecek bir halifeyi belirleme konusunda da açıktan herhangi bir söz söylememişti. Çünkü bu iş, tabiatı gereği müminlerin hür iradeleri ile kendi aralarından birini seçmeleri gerektiriyordu. Durumun ehemmiyetine binaendir ki, Hz. Peygamberin cenazesi daha yerde iken bu halifelik meselesi hal olmuş ve daha sonra Onun mübarek cenazesi kaldırılmıştır.

Hz. Ebu Bekir, halife seçildikten sonra şu tarihi konuşmasını yaptı: “Ey insanlar! Sizin en hayırlınız olmadığım halde başınıza getirilmiş bulunuyorum. İyi davrandığım sürece bana yardımcı olun; şayet saparsam beni düzeltiniz. Doğruluk emanet, yalan hıyanettir. İçinizdeki güçsüz, hakkını alıncaya kadar benim yanımda güçlüdür. İçinizdeki güçlü de Allah’ın izniyle hakkı ondan alıncaya kadar benim yanımda zayıftır. Sizden kimse cihadı terk etmesin; çünkü onu terk eden bir kavmi, muhakkak Allah zillete düşürmüştür. Allah’a ve Rasülüne itaat ettiğim sürece bana itaat edin. Allah’a asi olursam, bana itaat etmeniz gerekmez!” (Hz. Ebu bekir’in Şahsiyeti ve Dehası, tercüme Ali Özek: s, 244-25)

Hz. Ebu Bekir’in bu çok anlamlı mesajı, bir yandan onun kişiliğini, görev ve sorumluluk anlayışını ortaya koyarken; bir yandan da hilafetin hangi temellere dayandığını ve varlık gayesini açıklamaktadır. İslam tarihçileri, Hz. Peygamberin veda Hutbesinden sonra bu konuşmanın en kapsamlı ve beliğ bir metin olduğunu kaydederler.

İslam alimleri, gerek Risâlet döneminden tevarüs edilen bilgi ve tecrübelerin gerek yukardaki metinde görüldüğü gibi Hz. Ebu Bekir’in mesajı ve gerek daha sonra gelen bütün Raşid Halifelerin uygulamaları, hilafet makamının yetki, görev ve sorumluluğuyla alakalı aşağıda sunacağımız şu başlıklara yer vermişlerdir:

1-Allah’ın şeriat olarak Hz. Peygambere indirdiği hükümleri tatbik etmek,

2-Ümmete namazları, özellikle Cuma ve Bayram namazlarını kıldırmak,

3-Zekât ve diğer vergilerini toplamak için görevli memurlar tayin etmek,

4-Yetim ve kimsesizlerin bakım ve iaşelerini temin etmek ve evlendirmek,

5-Ümmetin işlerini idare eden valileri ve Kadıları (hâkimleri) tayin etmek,

6-İslam devletinde yaşayan fertlerin malını, canını, dinini, ahlâkını ve neslini korumak.

7-Ümmet coğrafyasının sınırlarını korumak için, cihadı teşvik etmek ve ordu tanzim etmek,

8-Orduların araç ve gereçlerini hazırlamak, seferberlik emri vermek, komutanları tayin etmek,

9-İslam devleti içinde zulme uğrayanlara veya ihtiyaç sahibi olanlara yardım etmek,

10-İslam devletinde yaşayan fertler arasındaki ihtilafları çözmek ve fitneleri bertaraf etmek.

Şu hâlde bu makama seçilen şahıs, toplumun sevk ve idaresi konusunda Hz. Peygambere halef olarak onun makamını temsil etmektedir. Bu nedenle İslam uleması müminlerin emirliğine seçilen kişiye “Peygamberin halifesi” demekte bir sakınca görmemişler. Ancak genellikle yalnızca “Halife” demekle yetinmeyi uygun görmüşlerdir.

Aslında Hilafet makamı Risalet makamını temsil etmektedir. İlahi emirler göz önünde bulundurulmadan kurulan yönetimlere hiçbir zaman “Hilâfet” veya “İmamet” adı verilemez, ona layık görülemez. Çünkü bu unvanlar, bir nevi Allah katından layık görülene ancak verilen bir ikramdır. İkramını nasıl kılacağını ve kime vereceğini O bilir:

“Allah, içinizden iman edip de güzel amelde bulunanlara yeminle vadetti ki, kendilerinden evvel gelenleri nasıl halife yaptı ise, onları da muhakkak halife kılacak; onlara kendileri için beğendiği dini hâkim kılacak ve onların korkularını güvenliğe çevirecektir. Ta ki onlar bu güvenlik içinde bana ibadet etsinler, bana hiçbir şeyi ortak koşmasınlar. Kim bundan sonra nankörlük ederse artık onlar fâsıkların ta kendileridir.” (Nur, 55)

Demek ki asıl önemli olan, bu yüce makamın gereklerinin yerine getirilmesidir. Bunlar da Allah’ın hükümlerini mutlak ölçü kabul etmek; sâlih amel işlemek, Allah’a karşı gelmekten sakınmak ve küfre sapmaktan sakınmakla olur. Kendisinde bu özellikler bulunmayan hiçbir yönetim İslami olma özelliği kazanamaz; İslami kavramlarla nitelendirilemez.

Yazıktır ki, çok değerli ve şöhretli bir makamın asıl sahipleri ortada olmayınca sahte sahipleri çok olur. İnşallah bir gün bölük pörçük halde bulunan ümmetin parçaları bir araya gelir, halifelerini seçer de bütün sahte halife ve imamları da ortadan kaldıracak gün gelir. Rabbim o günü yakın kılsın! Bizlere de o yolda samimi gayret ve çaba göstermeyi nasip ve müyesser eylesin.

Mehmet Şenlik

Kaynak:Haber Kaynağı

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.