1. HABERLER

  2. SİYASET

  3. HÜDA PAR: Cinsel sapıklığı teşvik eden sözleşmeler değerlerimize aykırıdır
HÜDA PAR: Cinsel sapıklığı teşvik eden sözleşmeler değerlerimize aykırıdır

HÜDA PAR: Cinsel sapıklığı teşvik eden sözleşmeler değerlerimize aykırıdır

​İç gündemdeki aile içi şiddet ve İstanbul sözleşmesi konularını değerlendiren HÜDA PAR Genel Merkezi, cinsel sapıklığı teşvik eden sözleşmelerin inanç ve ahlaki değerlere tamamen aykırı olduğuna dikkat çekti.

A+A-

HÜDA PAR Genel Merkezi, tarım ürünlerinin ithalat izinleri, aile içi şiddet ve İstanbul sözleşmesi konularına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Aile içi şiddet ve İstanbul Sözleşmesine tepki gösterilen değerlendirmede, bu sözleşmenin Hırvatistan’dan sonra Bulgaristan parlamentosunun da tepkiyle karşıladığı hatırlatıldı, bu tür projelerin eşcinsel evlilikleri meşrulaştıran girişimler olduğuna dikkat çekildi.

Kadını korumaya yönelik çıkarılan kanunların cinsiyet ayrımcılığıyla çıkarıldığına işaret edilen açıklamada, "Aile kurumunu korumakla görevlendirilen çeşitli kurumlar, bunun yerine evlilik dışı ilişkileri onaylama faaliyetleri yürütmektedirler." denildi.

Tarım ve hayvancılık ile ilgili değerlendirmelerin de yapıldığı açıklamada, "Hangi tarım ürününe ne miktarda ihtiyaç olduğu belirlenmeli ve çiftçilerimiz tarım teşvikleri ile ihtiyaç duyulan ürünleri yetiştirmeye teşvik edilmelidir." çağrısında bulunuldu.

"Kadına yönelik şiddet kamuflajı altında ahlaki dejenerasyon yaşanmakta"

Aile içi şiddet ve İstanbul Sözleşmesine tepki gösterilen açıklamada, "11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan ve Türkiye’nin çekince koymaksızın imzaladığı ‘Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ olarak bilinen ‘İstanbul Sözleşmesi’, Hırvatistan parlamentosundan sonra Bulgaristan parlamentosunda da tepkiyle karşılandı. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği adı altında aile düşmanı ve feminist yaklaşımlar içeren, bununla birlikte cinsel yönelim kavramlarıyla eşcinselliği özendiren, eşcinsel evlilikleri meşrulaştıran girişimler; bu tip sözleşmelerle mevzuatlarda kendilerine yer bulmuşlardır. Kadına yönelik şiddet, aile içi şiddet ve cinsel istismarların önlenmesi, tüm otorite ve sivil toplum kuruluşlarının temel görevlerinden biri olmalı, yasalar korumacı bir yaklaşımla işletilmelidir. Ancak gelinen noktada kadına yönelik şiddet kamuflajı altında ahlaki dejenerasyon yaşanmakta ve cinsiyet ayrımcılığı ön plana çıkarılmaktadır. Aile kurumunu korumakla görevlendirilen çeşitli kurumlar, bunun yerine evlilik dışı ilişkileri onaylama faaliyetleri yürütmektedirler." uyarısında bulunuldu.

"Türkiye attığı adımlarda toplumun yararını öncelemeli, Avrupa uyumunu birincil hedef yapmamalıdır"

"Toplumunda manevi ve ahlaki değerlerin çözülmesini hızlandıran yasalar ve yasaların dayanaklarını oluşturan çeşitli uluslararası sözleşmeler, ürkütücü bir zemin oluşturmaktadır." denilen değerlendirmede, "Türkiye, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi iştirakleriyle attığı adımlarda toplumun yararını öncelemeli, Avrupa uyumunu birincil hedef yapmamalıdır. Yasalar, toplumlarca kendi maddi ve toplumsal gerçeklikleri nazara alınarak yapılır. Her toplumun farklı ahlaki ve manevi değerleri, bunlara dayalı da farklı beklentileri vardır. Aile kurumu üzerine inşa edilen Türkiye toplumunun, aile kurumunu dağıtan ve bireyi bencilliğe hapseden Avrupa’dan bu noktada beslenemeyeceği tüm kamuoyunun malumudur." ifadeleri kullanıldı.

"Cinsel sapıklığı teşvik eden sözleşmeler inanç ve ahlak değerlerimize tamamen aykırıdır"

İstanbul Sözleşmesinin erkeği kadına karşı düşman olarak gösterdiğinin altı çizilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi: "Eğitim sistemi ve aile kurumu AB projelerinin ve neoliberal mantığın laboratuvarı yapılmamalıdır. CEDAW (Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi) Sözleşmesi ve Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) erkeği kadın karşısında potansiyel düşman kabul eden ve aileyi değersizleştiren feminist hareketlerin kadın algısı/anlayışı temel alınarak hazırlanmış sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerin şiddetin önlenmesi adı altında cinsel sapıklığı teşvik eden cinsiyet tanımları inanç ve ahlak değerlerimize tamamen aykırıdır. Aileyi yıkarak bireysel yaşama teşvik, evlilik dışı ilişkilerin onanması; toplumların geleceği açısından endişe vericidir. Şiddeti önlemenin yolu cinsiyet ayrımcılığı ve feminizm değil; inanç ve toplumsal ahlak kurallarıyla yetişmiş vicdan sahibi bilinçli bireyler yetiştirmektir."

"Türkiye, ailevi sorunların aşılması noktasında çareyi kendi öz değerlerinde aramalıdır"

"Aile içi iletişim güçlendirilerek aile kurumu korunmalıdır." önerisinde bulunulan açıklamada, "Bu sözleşmelerin dayattığı Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (TCE) politikalarını 40-50 yıldır uygulayan ülkelerdeki evlenme/boşanma oranları, evlilik dışı ilişkilerden doğan çocuk oranı, kadına uygulanan şiddet, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı ve hatta intihar oranları ürkütücüdür. Durum her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Bu politikaları uzun yıllar uygulayan ülkelerde sorunlar çözülememiş, TCE politikaları mevcut sorunları daha da ağırlaştırmıştır. Sağlıklı bireylerin gelişimi için sosyal, ekonomik tedbirlerin yanı sıra sağlıklı aile kurumlarının oluşumu için de tedbir alınmalı, aile içi iletişim güçlendirilerek aile kurumu korunmalıdır. Türkiye, ailevi sorunların aşılması noktasında çareyi kendi öz değerlerinde aramalıdır. Toplumsal çöküş demek olan aile yapısının dağılması istenmiyorsa, Türkiye bu sözleşmelerden imzasını çekmelidir." değerlendirmesinde bulunuldu.

Tarım ürünlerinin ithalat izinleri

Tarım ve hayvancılıkla ilgili yanlış politikaların yıllardır gündemde olduğuna işaret edilen açıklamada, "Ülke potansiyelinin çok yüksek olmasına rağmen ithalata ihtiyaç duyulması, uygulanan politikaların yanlışlığının tescilidir. Geçtiğimiz hafta, ekonomide hedeflerin tam isabetle tutturulduğu açıklanırken, Toprak Mahsulleri Ofisine buğday, arpa, nohut, mercimek, fasulye gibi bazı hububat ve bakliyatın gümrüksüz olarak ithalat yetkisi verildi." hatırlatmasında bulunuldu ve "Bakliyat ve hububatta ithalatçı duruma düşmek hedeflenmiş bir şey midir? Ya da bu kararın önümüzdeki ekim döneminde çiftçinin tarlasına hangi ürünü ekeceğine etkisi hesaplanmış mıdır?" soruları yöneltildi.

"Çiftçilerimiz tarım teşvikleri ile ihtiyaç duyulan ürünleri yetiştirmeye teşvik edilmelidir"

Tarım ve hayvancılık ile ilgili planlamaların yapılması çağrısında bulunulan değerlendirmede, şu önerilerde bulunuldu: "Piyasadaki arz ve talep durumu dikkate alınarak ihtiyaç olduğunda bu tür kararlar alınabilir ancak neden ithalata ihtiyaç duyulur duruma gelindiği konusu sorgulanmalıdır. Özellikle düşük ve orta gelirliler için daha önemli olan gıda ürünleri fiyatının enflasyonun düştüğü dönemlerde de artmaya devam etmesinin en önemli sebeplerinden olan gıda arzındaki problemler giderilmelidir. Tarım ve hayvancılık ile ilgili kısa, orta ve uzun vadeli planlamalar yapılmalı ve köklü çözümler bulunmalıdır. Halkımıza, kaliteli gıda maddesini ucuza yedirmek için tedbirler alınmalı, bu ihtiyaçların yurt içinde yetiştirilmesine öncelik verilmelidir. Hangi tarım ürününe ne miktarda ihtiyaç olduğu belirlenmeli ve çiftçilerimiz tarım teşvikleri ile ihtiyaç duyulan ürünleri yetiştirmeye teşvik edilmelidir. Atılması gereken adımlar zamanında atılmazsa telafisi zor sonuçlar ortaya çıkacaktır. Özellikle hububat tarımında bir dönemin bir yıl olduğu unutulmamalıdır."

İLKHA

Bu haber toplam 5852 defa okunmuştur
Etiketler :

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.