İslam coğrafyasının bu çatışmaları kaldıracak mecali kalmadı

İslam beldelerindeki kan ve zulüm bitmek bilmiyor. Farklı isim ve unvanlar altında birileri birilerine saldırıyor ve kanını döküyor. Ama bütün bu saldırıların mağdurları hep Müslüman halk oluyor. Ölümden kurtulma imkânı elde edenlerin yaşadıkları, yine yürek burkuyor. Bu mağdurlar çocuk kadın ve aileler olunca artık hangi dinden olduklarının önemi kalmıyor. Zayıf ve biçarelere dokunmak hiçbir surette doğru bulunmamıştır. Bunların dini ne olursa olsun, İslam’ın koruma zırhı altında olmalılar.
Zalim ve müstebitlerin dürtüleriyle farklı mezhep ve ırkî gerekçelerle devam eden vahşet yetmiyormuş gibi şimdi de toplu bir saldırı harekâtı başlatıldı. Gidenler, onların keselerinden gitmiyor nasıl olsa. İslam ümmeti bir bir bahadırlarını kaybederken onların hazır sofraya konma işi o oranda kolaylaşıyor.

Her seferinde dile getirdiğimiz ve dile getirmekten usanmayacağımız bir “İslam birliği” bayrağı altında bu ümmet kendi sorunları üstesinden ne zaman gelebilecek?!! Ne zamana kadar hakemlerimiz kanımıza susamış vampirler olacak?!! Ne zamana kadar bir birimizle olan anlaşmazlıklarımızı gönül rahatlığıyla İslam’a ve onun adına hareket eden bir teşekküle götürmek yerine Avrupa bilmem hangi adalet komisyonlarına götürmeye mahkûm kalınacak?!! Böyle bir yapıyı oluşturmak varken, bizim hassasiyetlerimize düşman, bizi anlamayan, tek gayeleri bizi sömürmek, çatıştırmak olan düşmanlarımıza olan şu yok olası aşkımızı, her geçen gün katmerleştirerek tabiri caizse sevdaya dönüştürmekten geri durmadığımız ortada.

Gelinen noktaya dikkat eder misiniz? Gece gündüz Esad’ın devlet teröründen söz edip devrilmesi gerektiğinden dem vuranlar şimdi tam bir manevrayla muhalefetin canına okumaya çalışan oluşumun içinde yerlerini aldılar bile. Ve daha ilk saldırılarda sözde IŞİD’e karşı başlatılan operasyonlarda siviller ve diğer İslamî olduklarını ifade eden oluşumlar nasibini aldı, onlarcası hava saldırılarıyla katledildi. Bu saldırılar IŞİD adı altında Müslümanlara karşı bir operasyon olup çevre ülkelere de “destekliyorlar” diye farklı versiyonlarıyla sıçrayabilir. Mesela Cumhurbaşkanının BM konuşmalarından sonra Türkiye’deki yansımalarını merak etmeye başladım bile. Bütün bunlarda IŞİD gibi oluşumların hiç mi suçu yok diye sorarsanız yazının tamamından bu tip oluşumlardan taraf icra edilenlerin yergisini anlamak güç değil. Derdimiz çok, dermanı yanıbaşımızda ama takan yok maalesef…

Daha önce Irak ve Suriye’de şimdi de yine Suriye’de kamuoyuna yansıyan görüntüler acıklı halimizi bir kez daha gözler önüne serdi. IŞİD ve PYD/PKK arasında çıkan çatışmalardan kaçan insanlar, tam bir yokluk ve yoksulluk içinde canlarını kurtarma derdinde Türkiye’ye akın ediyor. İki ateş ortasında kalan mazlum Kürt halkı soluğu Türkiye’ye kaçışta aldı. 2-3 gün içerisinde 130 binin üzerinde insan geldi Türkiye’ye. Çekilen sıkıntıların haddi hesabı yok…

Türkiye’ye kaçışta rahat yüzü göreceklerini sanan mazlum halk bu sefer sınırda onları bekleyen “şovmenler”le karşılaşıyor ve başka bir oyunun içerisinde kendini buluyor. Türkiye’de özellikle de Kürdistan bölgesinde her gün bir okul, okuma salonu, ev, iş yeri ve araç yakmakla halka rahat yüzü bırakmamayı üzerine zorunlu görev bilen PKK, bu sefer sınırda kargaşa ve gerginlik çıkararak güya gelenlere yönelik bir iyilik ve yardım yapıyormuş izlenimini vermeye çalışıyor.

Söz konusu gruplar Kobani’ye sözde gitmek için sınır kapısından geçiş istiyorlarmış. Zir-u zeber olduğu iddia edilen sınırla ilgili illa da Kapı’dan geçiş talebini anlamak bir hayli güç gerçekten. Daha geçenlerde 400 PKK’linin oraya geçiş yaptığı söyleniyordu. Onlar nasıl geçtiyse diğerleri de öyle geçse olmaz mı? Değişik şehir ve köylerden insanları tehdit yoluyla sınıra yığmanın ardından mültecilerin geldiği sınır boylarında halkın araçlarını ateşe vermenin Kobani’ye gitmekle ne alakası var?!!

Dolu otobüslerle Muş’tan şuradan buradan sınıra insan taşıyacağınıza, boş otobüslerle sınıra gelip mültecilerin barınma ihtiyaçlarını karşılamak adına göçzedeleri götürseniz ya.

Suruç’ta iki grubun ateşinden kaçan insanlara sözüm ona yardım etmeye çalışan bu taifenin aynı günler içerisinde Nusaybin, Mardin ve Hani’de eğitim yuvalarına saldırması ayrıca bir çelişki olarak yeter de artar bile. Bunların gayelerinin eğitim veya yardım olmadığı her hallerinden belli oluyor. Bunlar sahiden, başkalarının da dediği gibi, bir tarafta yakıp yıkarken öte tarafta da şov yapıyorlar o kadar.

Geçenlerde bir program dâhilinde Hani’deydik. Aniden kafaları sarılı birkaç kişinin, yolun ortasında lastik yakıp gece olduğu için de aslında kimlere ait olduğunu bilmedikleri araçları taşladıkları haberlerini aldık. Saçmalığın bu kadarı da olmaz. Bunlar, halkı zarara uğratmaya odaklanmış ve aslında başında ifade ettiğim güçlerce programlanmış taifelerden sadece bir taife olsa gerek.

Nusaybin’de okul, Mardin’de araç, Hani’de okuma salonu yakanlar; Kobani halkı için hangi yardımı yapacaklar merak ediyorum.

Çözüm İslam’dadır, çözüm Müslümanlardadır, çözüm gerçek manada kenetlenmemizdedir. İslam Ümmetinin çektikleri, mazlumların ahı, birliğin fişeğini ateşlemelidir. Artık ne Musul, ne Erbil, ne Kobani ne de başka İslam coğrafyasının bu çatışmaları kaldıracak mecali kalmadı. Bizim ve bu halkın şov ve şovmenlere değil, huzura, adalete ve İslam bayrağı altında bir ve beraber olmaya ihtiyacımız vardır.
Selam ve dua ile…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.