1. HABERLER

  2. DİYARBAKIR

  3. DİYARBAKIR

  4. Karadağî: Tüm İslam birikiminden faydalanmalıyız
Karadağî: Tüm İslam birikiminden faydalanmalıyız

Karadağî: Tüm İslam birikiminden faydalanmalıyız

​3'üncü Alimler Buluşmasında konuşan Dünya Âlimler Birliği Genel Sekreteri Ali El-Karadağî, vahdetin sağlanması gerektiğini, bunun da tek bir mezhepten ziyade tüm İslam birikiminden faydalanılmasıyla oluşabileceğine dikkat çekti.

A+A-

Âlimler ve Medreseler Birliği (İttihad-ul Ulema) tarafından düzenlenen 3'üncü Âlimler Buluşması, birinci oturumla devam ediyor.

Moderatörlüğünü Suat Yaşasın'ın yaptığı "Alimler Arası İttifak, Alimlerin Sorumluluğu Ve Birlik Oluşturmanın Gerekliliği" başlıklı birinci oturumda Dünya Âlimler Birliği Genel Sekreteri Şeyh Ali Muhyiddin El-Karadağî, "Medreselerin Müfredat ve İçerik Bakımından Geliştirilmesi” konulu bir konuşma yaptı.

Daha faydalı olacağı düşüncesiyle konuşmasını Arapça yapacağını söyleyen Karadağî, Hazreti Muhammed'in ifade ettiği gibi, "Bütün vahşi hayvanların üstümüze saldırdığı bir durumda" olduğumuzu söyledi.

Bunun sebebinin de Hazreti Muhammed tarafından açıklandığını aktaran Karadağî, "Bu da dünya sevgisi ve ölümden korkmaktır. Bunlar, sorunların kaynağıdır." dedi.

"Bize lazım olan yenilik ve tekrar ayağa kalkmaktır"

Müslümanların İslam'dan uzaklaştığını vurgulayan Karadağî, "Bunun sebebi İslam değildir; Müslümanların birbirinden uzak olmasıdır. Bize lazım olan yenilik ve tekrar ayağa kalkmaktır. Osmanlı Devletine baktığımızda son dönemlerde milliyetçilik ve kavmiyetçilikle birlikte Müslümanlar birbirine düştü. Son dönemlerdeki İslam'ın içindeki olumlu yöndeki milliyetçilik, olumsuz yöndeki ayrılıkçılığa döndü. Bunun için büyük bir uyanışın sağlanması gerekiyordu. Mısır'da, Türkiye'de, Hint yarımadasında büyük bir uyanış başladı. İslami hareketlerle beraber davetçiler tesis edilmeye başlandı. Farklı hareketler ve cemaatler de ortaya çıktı. Ayrılıkçı ve Müslümanları ayıran, başarısızlığa sevk eden cemaatler türedi. Arap âlemindeki bu uyanış başladı. Cezayir'den Libya Mısır ve Yemen'de ayrılıkçı hareketler başladı. Bu hareketler aslında Müslümanları Müslümanlara, ayrılıkçıları ayrılıkçılara kırdırdı. Mısır'daki bazı sufi hareketler ve şahıslar İslami cemaatlerin ve Arap baharının başarıya ulaşmasından ziyade ayrılıkçı yapıya çevirdi. Yemen'de olduğu gibi büyük bir kaosa düştüler." dedi.

Yüz yıllardır siyonistlerin ve Amerika'nın bu beldelerde olduğunu belirten Karadağî, bunların İslam ümmetinde büyük bir ayrılığa sebep olduğunu ifade etti.

Karadağî, şunları söyledi: Siyonistlerin amacı bölmek ve daha fazla ayrılığa sebep olmaktı. Körfez ülkelerinde de bu şekilde uygulamalar olduğunu görüyoruz. Bundan ders almayan İslamcılar ya da suni gösterilen İslamcılar buna karşı bir şey yapmadılar. Daha fazla ayrılıkçı yapıya dönüştürdüler. Olumsuz etkiler var. 50-60'lı yılların başında gördük. Bugün İslam alemi o günlerden bin kere daha iyi bir durumdadır. 'Ben 70'li yıllarda Bağdat'ta söyleyebilirim ki başörtülü bayanları göremezdik'. Kız kardeşimiz Zeynep Gazali böyle söylüyordu. Kahire'de başörtülü bayan yoktu. Türkiye'deki Arap diline karşı ve İslam şiarlarına karşı yapılanları biliyorsunuz. Bugün Allah'a hamd olsun Türkiye gelişti. Ekonomik ve siyasi anlamda gelişti. Baktığımız zaman 20-30 yıl önce bu konferansın düzenlenmesini düşünemezdik. Malezya'ya, Endonezya'ya baktığımız zaman ciddi bir uyanış mevcuttur."

Arap Baharının başıboş ve gelişi güzel bir oluşum olmadığını söyleyen Karadağî, "Arap Baharı Devrim niteliğindeydi. Fransa'ya karşı nasıl mücadele verdilerse bu mücadele de sonuçlanacaktır. İnanıyorum ki istenilen duruma gelmek için 3 unsur vardır. Birincisi kurumsallaşma, dini kurumların ıslahı ki bu bizimle alakalıdır. Dini kurumların ayağa kalkması içtihatla olacaktır. İçtihadın ortaya çıkması dini kurumu ayağa kaldıracaktır. Şu anki durumumuz buna şahitlik ediyoruz. Bütün yönelim ve cemaatler hepsi Kuran ve sünnete dayanmaktadır. Selefiler de kendi içinde böyledir. İhvan, Nur cemaati de bu şekildedir. Diğer cemaatler, sofiler hepsi kesin bir şekilde Kur'an'a dayanmaktadır. Hatta El Kaide dahil hepsi kendini Kur'an'a dayandırmaktadır. IŞİD bile kendini Kur'an'a dayandırmaktadır. Peki, bu nasıl oluyor? Bütün ümmeti birleştirmesi gereken Kur'an nasıl böyle yorumlanıyor? Kur'an nasıl ayrılıkçılığın ve bölünmenin yorumu olabiliyor.  Bunun üstünde çok durduk. Problem tartıda. Kur'anî düşünce biçiminde. Aynı şekilde Hazreti Peygamberin sünnet-i seniyyesi elimizde mevcuttur. Bu meselenin açıklanması lazımdır. Kur'an bu meselenin üzerinde şöyle durmuştur: Kur'an-ı anlamak için bir mizana sahip olmamız gerekmektedir. Beyyin olan ayetler indirilmiştir. "Allah sizi adaletle hükmetmeniz için Kur'an indirmiştir. Uygulamalarımızda, hukukumuzda, adaletimizde bizim mukayese etmemiz gereken Kur'an olmalı ki zulmü ortadan kaldırsın." şeklinde konuştu.

"Ya bir araya geleceğiz ya darmadağın olacağız!"

Kur'an ve Kur'an'a göre olan kıstasımızı doğru öğrendiğimiz zaman El Kaide ve IŞİD gibi oluşumların ortaya kalmayacağını söyleyen Karadağî, "Kur'an'ın doğru tedebbürü doğru hareketin kaynağı olacaktır. Ya bu şekilde Kur'an'ı doğru anlayıp bir araya geleceğiz yada bu ayrılıkçı cemaatlerin yanlış yorumlamalarıyla darmadağın olacağız. Bunlar kendilerini Kur'anî ve doğru olarak görmektedirler. Kur'an ile sünneti nasıl birbirinden ayrılabiliyor bir bakın. Bu ikisi İslam'ın iki esasıdır. Baktığımız zaman bunun bariz şekilde yapıldığını görüyoruz. Bu kritik bir problemdir. Kur'an ve sünneti ayırıyorlar. Şeriatı, maksadından ayıracak şekilde İslam ve Kur'an metinlerini yanlış şekilde yorumluyorlar. Bütün bunlar, metnin içeriğinden ziyade metnin şekline göre yorum yapan cemaatler ciddi problemler oluşturuyorlar. Allah-u Teaala, 'Ben size kendisiyle mizan edeceğiniz apaçık bir Kur'an indirdim' demiştir." şeklinde konuştu.

Karadağî, "Allah, Peygamberine 'oku' dedikten sonra onu tebliğ etmesini istemiştir. Bu ölçü aynı zamanda her şeyin bir ölçüsünün olması gerektiğini anlatıyor. Aynı şekilde hadis içinde İslamî ve fenni hayatımızda da her şeyin bir ölçütü vardır. Her ölçüt kendi alanında önemlidir. Elektriği ölçen kimyayı ölçemez. Diğer ölçülerde Kur'an'ı ölçemez. Kur'an'daki, 'tartıda ve ölçüde aşırıya gitmeyin' ayeti bunu bize vurguluyor. Her cemaatin kendine şahsi islamî mizanın olması gerekmektedir. İşte bunun üzerinden bu ölçütün fıkhının ne olması gerektiğini çok rahat bir şekilde bilmemiz gerekir. 'Biz her şeyi bir ölçüt ile yarattık' ayetini görüyorsunuz. Hepimiz bu ayetleri okuruz. Şiddetten, kuvvetten bahseden ayetleri görürsünüz. Tam karşıtı olarak yumuşaklıkla alakalı ayetler vardır. O zaman şunu diyebiliriz ki bütün şiddet ve şiddetle alakalı olan ayetler bunlar savaşın ölçütüdür. Savaştaki ölçüt kuvvet iledir. Diğer ayetlere baktığımız zaman onlar barışla ilgilidir. Allah'a davetin ve barışın ölçütü yumuşaklıktır. Barışın ve selametin ölçütü yumuşak olmaktır. Cihatla alakalı ayetlere baktığımızda Müslümanların maslahatını ve devletini korumaya yönelik olduğunu görürüz. Fikri ve felsefi düşüncelerimiz vardır. Bunlar gerçekçi ve hayali ürünler değildir. İslam geleneğine baktığımızda 'Cebriye' diye bir fırka vardır. Bunlar insanı kendi haline bırakmayıp tiyatrodaki gibi gösteren fırka vardır. Kaderiye fırkası da insanı tamamen serbest bırakmıştır. Bu ikisinin arasının dengelenmesi lazımdır. Kur'an'dan iki ayeti delil gösterir. 'Sen attığında sen atmadın, Allah attı.' Amellerin insanın değil Allah'ın elinde olduğunu delil getiriyorlar. Kaderiye de her şeyin insanın elinde olduğunu söylüyor." ifadelerini kullandı.

"Bizler ayağa kalktığımız  için bize saldırıyorlar"

Karadağî sözlerini şöyle sürdürdü: "Batı dünyası bizimle savaşmak için ayaklanmıştır. 3'üncü Dünya savaşını Müslümanlara karşı yapıyorlar. Zira Müslümanlar güçlüdür ve ayaktadırlar. Batı dünyası Müslümanları 50-60'lı yıllarda terk ettiler. Bizler ayağa kalktığımız için bize saldırıyorlar. Eğitim, arınma, kalkınma alanında üzerimizde sorumluluk hissediyoruz. Bizler sorumluyuz ve kendimizi sorumlu hissediyoruz. Alimler peygamberlerin varisleri olarak bir şeyler yapmalıdırlar. Alimler olarak açıklamada, eğitimde, arınmada Kur'an ve kitabın öğretilmesinde orta yol üzerinde sorumlusunuz. İrşadın da her bir alim sorumludur. Bazı durumları terk etmemiz gerekir. Ayrılıkçı, grupçu, cemaatçi duruşu terk etmemiz lazımdır. Partilerimiz, cemaatlerimiz geniş bir alana yayılmışlardır. Alimler olarak yapmamız gereken birlikte olmamızdır. Bizler bu faaliyetler ile İslam gençlerini, toplumunu bir araya getirmemiz lazımdır. IŞİD davasına baktığımızda Doğu ile Batı arasında büyük bir ayrılığa sebep olmuşlar. Doğu'dan, Batı'dan gençleri kandırarak büyük bir yangının sebebi oldular. Bizler de Allah-u Teala'nın önünde sorumluyuz."

"3-4 yıl ders almalarına rağmen Arapça konuşamamaktadırlar"

Şeri ilimler veren medreselerin ıslah edilmesi gerektiği hususuna değinen Karadağî, "Ben bu gibi medreselerden mezun oldum. Medreselerin ilki ve en önemlisi de Selahaddinî Eyyubi zamanında yapılmıştır. Bu program o günden gelmiştir. Bu sizin elinizde devam etmektedir. Örneğin mantık ilmini doğru almamız gerekiyor ki bu ilim olmadan geleceğin âlimleri yetişmez. Felsefede de aynı şey geçerlidir. Mantık ve felsefe doğru yetiştirilmeden geleceğin âlimleri yetiştirilemez. Akide şerhlerinin doğru bir şekilde doğru şekilde bilinmesi gerekir. Aynı şekilde bazı ilimler sarf ve nahv de önemlidir. Bunda fazla vakit geçiriyor gibiyiz. 3-4 yıl ders almalarına rağmen Arapça konuşamamaktadırlar. Sebebi sadece teori ve kitap üzeri ders almamızdır. Bununla alakalı çeşitli alanlarda mukayeseli dersleri göstermek zorundayız. Bizler sadece geçmişe dayalı gelenekçi değiliz. Bizler hem gelenekçi hem de geleceğin adamlarıyız. Mevcut ilimleri ve derslere tekrar dönmemiz ve gözden geçirmemiz gerekir. Sadece kâğıt üzerindeki bir tarih, hayata olumlu etkiler bırakmayacaktır. Müftü olmanın şartlarından olması gereken biri de genel kültür ve toplumun bilincinde olması gerekir. Bana bazen fetva almak isteyen kişiler gelir. Fetva verecek kişinin piyasadaki karşılığını bilmezsem yanlış bilgiler verebilirim. Batı'da bunu geliştiğini görürsünüz. Oxford Üniversitesinde yılda bir araya gelip konuşuruz. Bu etkinliğimizde kimya, mühendislik, tıp alanlarında toplumun nasıl daha ileri gideceği konusunda konuşuruz. Bugün bizler hicri 7. yüzyıldaki âlimlerin kitaplarını okuyarak günümüzden gafil kalabiliyoruz." ifadelerini kullandı.

"Tek bir mezhepten ziyade tüm İslam birikiminden faydalanmamız lazımdır"

Karadağî şunları söyledi: "Şafi mezhebinde nakit parayla alakalı bir mesele vardır. Ancak baktığımız zaman İmam Şafi'nin eski ve yeni dönem arasında farklılık olduğundan mukayese yoluyla hangi görüşün doğru olduğunu görebiliriz. İmam Hanefi'den yararlanabiliriz. Tek bir mezhepten ziyade tüm İslam birikiminden faydalanmamız lazımdır. Toplum için doğru olanın tercih edilmesi gerekir. Suudi Arabistan'da olduğu gibi buradan tek bir mezhep, tek bir bakış açısıyla bakmamak lazımdır. Taklitçi değil sebep ve sonuçları bilerek bir mezhebe tabi olmalıyız. Toplumun değişmesi için bunun gerekliliğine inanıyoruz. İslam fıkhında şöyle bir değişim mevcuttur; cüzi içtihat yerine külli bir içtihadın tercih edilmesi lazımdır. Toplumumuzun günahı bizim boynunadır. Bunu açıkça bilmemiz gerekir. Bu noktada Kur'an bilen kişilere sorun, diyor. Matematik, teknik alanlarının bilinmesi gerekir. Bu noktadaki günah bu ilimleri öğrenmeyenlerin boynunadır. Bunun bu şekilde doğru yapılması İslam ümmetinin gelişmesine sebep olacaktır."

"Selahaddin-i Eyyubî Diyarbakırlı kadınların hazırlığı gülsuyuyla Mescid-i Aksa'yı yıkamıştır"

Alimler buluşması için Diyarbakır'ın tercih edilmesini önemli olduğunu söyleyen Karadağî, "Diyarbakır ve Mardin civarı büyük bir medeniyete beşiklik etmiştir. Bu bölge Selahaddin-i Eyyubî'nin geldiği bölgedir. Selahaddin buraya geldiğinde Diyarbakır ve Mardin çevresindeki insanlar karşı koymadan kendi istekleriyle Selahaddin'e tabi oldular. Onunla beraber hareket etmiştir. Diyarbakırlılar da 'sen gerçekten o musun kutsallarımızı kurtaracak mısın' diye Selahaddin'e sordular. Selahaddin, 'siz bana dua ettikçe bu böyle olacaktır.' dedi. Bizler Selahaddin'den derin bir kültür ve miras almışız. İşgalcilere karşı nasıl hareket etmemiz gerektiği noktasında Selahaddin-i Eyyubî'den ciddi bir tarihimiz mevuttur. Diyarbakır'ın kadınları gülsuyu hazırlayıp Selahaddin'e bunu Mescidi-i Aksa'yı  ve Kudüs'ü yıkamalarını istemiştir. Selahaddin gözyaşı döker ve bunu saklar. Kudüs'ün fethi gerçekleştiğinde Diyarbakırlı kadınların hazırlığı gülsuyuyla Mescid-i Aksa'yı yıkamıştır. Bizler Türkiye'nin ve Diyarbakır'ın hayırlı ve daha doğruya ulaşması için dua ediyoruz. İçinde bulunduğu ekonomik durumdan kurtulması için Allah'a dua ediyoruz." şeklinde konuştu.

İLKHA

Bu haber toplam 1597 defa okunmuştur

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.