1. YAZARLAR

  2. Mehmet İkbal ATAK

  3. Konya Polisinin “Fil Hamdi” Sendromu
Mehmet İkbal ATAK

Mehmet İkbal ATAK

Doğruhaber Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Konya Polisinin “Fil Hamdi” Sendromu

A+A-

Esasında mesele, Konya polisi ile sınırlı bir mesele değildir. İslam ve demokrasiyi “Büyük Şeytan” aşiretinin törelerine uygun mahiyette ama zoraki olarak nikah masasına oturtarak “Model aile” kıvamına getirilmek istenen Türkiye’de startı verilen “Neo-İslamizasyon” politikalarına uymayan kesimlere dönük yukardan verilen emirnameler, Emniyet’in kimi birimlerinde adeta “Fil Hamdi” sendromuna yol açmaktadır.

Adli bir vak’adan yola çıkılarak Konya’dan D.Bakır’a uzanan telefon görüşmelerini takibe alma olayının çok boyutlu bir komploya dönüştürülmesi, dava henüz sonuçlanmadan bununla ilintili olarak Mustazaf-Der hakkında kapatma davasının açılarak bir çırpıda sonuçlandırılması, hem usul hem de esastan bozulması gereken kapatma kararının Yargıtay’da bir çırpıda onanması; Aziz Nesin’i de, Fil Hamdisi’ni de kıskandıracak bir boyut arzederken, aslında “Fil Hamdi sendromunun” Emniyet sınırlarını aşarak bir bütün olarak yargıya da sirayet ettiğini tescil ettirmiştir.

Ne Elazığ komplosu, ne Adana’da dizi çekimine dönüştürülen seri komplolar, ne de Hizbullah tahliyeleri sonrası tüm Türkiye’yi kapsayan komplocu operasyonlar silsilesi… Hep aynı gerekçeler, hep benzer komplolar… Türk polisinin farklı illerde “Fil Hamdi” operasyonunu andıran benzer çabaları tam bir trajikomik tablo oluştururken, yanlışlara engel olması gereken “Merkez”in, “Teşekkürler…!” kabilinden tavır takınması, devlet mantığının olgunluktan yoksun, 1950’li yılların ham mantığında patinaj yapmaya devam ettiğini göstermektedir.

“Fil Hamdi” demişken, hikayesini de özetlemek, polis devleti mantığını belki ironik bir üslupla da olsa daha iyi anlatmak için mümkün olacaktır.

Aziz Nesin’in 1956 yılında yazdığı mizah kitabında yer alan hikayenin bir bölümü şu şekildedir:

İstanbul Emniyet Müdürlüğünden, bütün taşra vilayetleri Emniyet Müdürlüklerine şu telgraf çekilmişti:

“Otuz beş yaşında, uzun boylu, iki yüz kilo ağırlığında, kumral, üç dişi eksik, üst çenede bir azı dişi dolgulu, alt sol köpek dişi altın kaplama, çizgili kahverengi elbiseli, saçları oldukça dökülmüş ablak çehreli, kahverengi gözlü, “Fil Hamdi” adında azılı sabıkalı bir dolandırıcı, üç gün üç gece içinde oturdukları nöbet kulübesini büyük bir dikkatle bekledikleri için uykusuz kalan iki polis memurumuzun, yolda giderlerken uyuklamalarını fırsat bilerek ellerinden kaçmıştır. Yaptığımız tahkikat, takibat ve tetkikat sonunda Fil Hamdi’nin kaçtığı kesin olarak anlaşılmıştır. Vilayetiniz ve vilayetinizdeki kaza karakollarından birine uğradığı veya bir polis memuruna yol, adres sorduğu takdirde, kendisine lütfen merakla yolunu beklediğimizi, bizi daha fazla intizarda bırakmayarak, münasip, boş bir zamanında İstanbul Emniyet Müdürlüğüne gelerek teslim olmasını rica ettiğimizi söyleyin. Azılı sabıkalı Fil Hamdi’nin fotoğrafı ilişiktir.”

(…)

Taşra vilayetleri Emniyet müdürlüklerinden İstanbul Emniyet Müdürlüğüne günde yüzlerce telgraf geliyordu.

“Falan falan tarihli, filan filan sayılı yüksek telgrafınıza cevaptır:

Vilayetimiz dahilinde on dört tane çizgili kahverengi elbiseli, sekiz tane köpek dişi altın kaplamalı olmak üzere on dört Fil Hamdi yakalanmıştır. Bu miktarın yeter olup olmadığının, araştırmaya devam edip etmeyeceğimizin emir buyrulmasını saygı ile rica ederim.”

“Falan falan tarihli, filan filan sayılı telgrafa cevaptır:

Vilayetimiz dahilinde 180 kilo ile 220 kilo arasında iki düzine Fil Hamdi yakalanmış olup, aradaki kilo farkının, kantarların ayarsızlığından ileri geldiğini, hepsinin de gözlerinin kahverengi olduğuna göre, Fil Hamdi olduklarında en ufak bir şüpheye yer kalmadığını, yakalanan Fil Hamdi’lerin peyderpey sevkedileceğini saygı ile arz ederim.”

İstanbul Emniyet Müdürlüğünden, taşra Emniyet Müdürlüklerine gönderilen telgraf: “Koyacak bütün yerler dolmuş olduğundan, şimdilik eldeki Fil Hamdiler yeter görülmüştür. İkinci bir emre kadar Fil Hamdi’lerin yakalanmasına ve aranmasına ara verilmesini teşekkürlerimle rica ederim.”

Not: Firar eden Fil Hamdi yakalanmıştır.

1956’lı yılların polis psikolojisini ve bu bozuk psikolojinin en üst makamlardan sirayet ettiğini anlatan bu tablo, trajikomik bir hikayeden ibaret ise de, aslında devletin güvenlik kurumlarının hala “Fil Hamdi” sendromundan kurtulmadıklarını belirtmekte yarar vardır.

Bugünkü Emniyet veya Emniyet’in üzerindeki devlet kurumlarının Konya polisine “Eldeki Fil Hamdiler şimdilik yeter” kabilinden telgraflar çekip çekmediğini bilmiyoruz. Ancak kendi kurdukları bariz komplonun “Adana Yargıçlar Cumhuriyeti”nin de marifetleriyle başarıya ulaşmasından duydukları memnuniyetin bir nişanesi olarak olacak ki, Konya polisi tüm ihtişamıyla bir öğrenci evine baskın düzenleyerek iki tane üniversite öğrencisini, hiç alakalı olmadıkları yine adli bir vaka nedeniyle biber gazını da esirgemeyerek apar topar gözaltına almaları, olayı görüntüleyen İLKHA muhabirini de aynı şekilde derdest ederek vazife yapamaz hale getirmeleri, “Ruhbilimcilerin” acilen Konya polisinin haleti ruhiyesine eğilmelerini gerekli kılmaktadır.

Şimdilik Konya polisinin şahsında ortaya çıkan ve daha çok haleti ruhiye yönünden irdelenmesi zorunluluğu beliren bu durum, acaba hangi siyasal kinci ekolün yan etkisinin ürünüdür.

Bilebildiğim kadarıyla Emniyet’e hükmeden siyasal zevatın perspektifine bakıldığında “Fil Hamdi”nin Türkiye sınırları dışında, Şam ya da Kamişlo’da olması gerekiyordu. Nitekim hudut taburlarının alarma geçirilmesi, angajman kurallarının yürürlüğe konması ve müdahale tezkeresinin meclisten geçirilmesi, “Fil Hamdi”yi sınır ötesinde bularak bertaraf etme arzusunun sonucuydu.

Oysa Konya polisinin kemale eren komplosundan sonra öğrencilerden birinin akrabasının karıştığı adli bir olaydan dolayı öğrenci evine düzenlediği “organik gaz”lı baskın, saplantıya dönüşen “Fil Hamdi”yi yakalama arzusunu çokça geride bırakmaktadır.

“Dağda ölen teröriste ağlamayanın insan olmadığı” bir önleyici güvenlik perspektifi içerisinde insan olmanın tamamlayıcı ögesi olarak dindar insanlara kalleşçe komplolar kurmak hangi dini anlayışın ürünüdür? “Ulusalcı Sol’un” İslam düşmanlığı geride kaldı derken, “Ulusalcı İslam” anlayışının sonucu mudur, Müslüman düşmanlığını ibadet addeden bu tehlikeli yaklaşım?!

Bu yazı toplam 676 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.