1. YAZARLAR

  2. Abdulkadir TURAN

  3. Mursi zaferi kazandı
Abdulkadir TURAN

Abdulkadir TURAN

Doğruhaber Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Mursi zaferi kazandı

A+A-


15:00Mardin-Suriye Platformu'ndan yardım çağrısı
15:00Peygamberler Şehri ilk Cuma'da ümmet için duaya durdu
15:00"Haydi çocuklar camiye koşalım, Kur'an'la buluşalım"
15:00Li Diyarbekirê di ser de girtinên polîsan
14:55Ailesi ve yakınlarının dilinden Şehid Aytaç Baran
14:51RAMAZAN MAĞFİRET AYIDIR
14:45Tarsus'ta Ramazan ayında hedef bin aileye yardım
14:45Ramazan`da nasıl beslenmeliyiz?
14:45Sıcaktan bunalanlar soluğu camide alıyor
14:30Diyarbakır`da polis baskınları
14:30Ramazan`ın ilk Cumasında Adanalılar camilere sığmadı
14:20Li Erxanîyê Camîya Selahadînê Eyyûbî ji îbadetê re vebû
14:17Spiral ile elini kesti
14:17Tuşba Belediyesi`nden iftar çadırı
13:15Adana'da ayçiçeği ekimi her geçen gün artıyor
19 Haziran 2015 Cuma 15:09
KürdiİngilizceArapça
YAZARLARIMIZ
Abdulkadir Turan
Abdulkadir Turan
Mursi zaferi kazandı
Yazara e-posta gönder
Yorum Yaz
Yazıyı Yazdır
Yazarın diğer yazıları
aturan@dogruhaber.com.tr
Mursi zaferi kazandı
19.06.2015 Cuma

Mursi'yi idam etsinler veya etmesinler, Mursi zaferi kazandı. İhvan'ın İslam dünyasındaki işgale karşı direnişini sürdüreceğini ispatladı.  Direniş ruhu devam ettiği sürece hiçbir emperyalist muzaffer değildir. Direniş ruhu devam ettiği sürece hiçbir işgal kalıcı değildir.

Mısır'ın seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve arkadaşları hakkında cunta mahkemelerince idam kararı verildi. Seçilme hakkını kendisi için kutsal değer edinen, idama ve özellikle siyasi idamlara karşı olmayı ilke edinen uluslararası sistemden tepki yönünde kısık sesler dahi duyulmuyor.

Muhammed Mursi ve Biltaci ikisi de doktor, Batı'yı görmüş, tanımış; Batılı kurumlarla diyalogları olmuş iki insan... Belki pek çok Batılı entelektüel ve siyasi şahsiyetle hatıraları var. Ama Batı'nın siyasi tarafı suskun olduğu gibi, kültür cephesi de suskun... Suskun olacaklar çünkü hep birlikte Muhammed Mursi'nin devrilmesini, Cuntacı Sisi'nin işbaşına getirilmesini desteklediler. Onlar için bir korku vardı: İhvan-ı Müslimin'in Mısır'daki iktidarı. Bu iktidar her ne olursa olsun engellenmeliydi. Geçmişte Batılı liderler, Mısır'a hakim olabilmek için neredeyse bütün varlıklarını kaybetmeyi göze alırlardı. Şimdi Batı, Mısır'da söz sahibi olabilmek için 20. yüzyılda siyasi bir güç kazandırdığı seçilme hürriyeti, inanç hürriyeti... bütün değerlerini harcamayı göze alıyor. İhvan'ın iktidarını engellemek için, insanlık adına nesi varsa hepsinden vazgeçecek kadar kararlı.

Neden? Batı, niye bu kadar masrafı göze aldı? Kendisinin dünya iktidarına meşruiyet desteği sağlayan insanî değerlerini İhvan'a karşı niye tüketti?

Gerçekler, ancak zaman ve zemini içinde değerlendirilirse doğru bir neticeye ulaşılır:

İhvan-ı Müslimin,

1. Mısır'da,

2. 20. yüzyılda kurulan,

3. Kendisini kurulduğu ülkeyle sınırlandırmayan bir harekettir.

BATI İÇİN MISIR'IN ANLAMI

Mısır, stratejik konumu, görkemli geçmişi ve verimli toprakları ile hep Batı'nın gözünde tüttü. Batı, Mısır'ı kendisini farklı bir dünyaya açacak olan paha biçilmez bir liman ve gıda ihtiyacını karşılayacak verimli bir ova olarak gördü.

Liman ve gıda... İkisi bir araya gelince Batı'nın bütün hırsları depreşir. Buna bir de sembolik öneme sahip eski medeniyet kalıntıları eklenince bir Batılı için Mısır'a hakim olmak, insanlığın geçmiş medeniyetlerinden birinin mirası üzerinden dünyanın geleceği üzerinde söz sahibi olmaktır.

Kendisine “imparator” unvanı vererek bütün dünyaya hükmetmek isteyen Fransız diktatör Napolyon'un Avrupa dışına çıkmak istediğinde uğradığı ilk yerin Mısır olması rastgele bir gelişme değildir.

Napolyon, Batı'nın maceraperest işgalci ruhunu temsil ediyordu. O ruhun, dünya iktidarı için bildiği anahtar Mısır'dı. O ruh için Mısır'a sahip olmadan dünyaya sahip olmaktan söz edilemezdi.

Batı, Mısır gerçeğine 20. yüzyılda bir de israil'in varlığını ekledi. Batı'nın Haçlı Savaşları sırasında öğrendiği bir gerçek vardır: Mısır elde tutulmadan Filistin'i elde tutmak mümkün değildir.

Batı, Miladi 12. ve 13. yüzyılda İslam dünyasının bütün problemlerine rağmen ve bütün varlığını tükettiği halde Filistin'i elde tutamamış; nihayet IV. Haçlı Seferi için ordu hazırlayan Papa, Haçlı askerlerine ilk hedef olarak Filistin'i değil, Mısır'ı göstermişti. V. Haçlı Seferi'nde hedef yine Mısır'dı. Bu seferde Mısır güç duruma düşünce az kalsın Kudüs'e yeniden kalıcı olarak hâkim oluyorlardı. Nihayetinde Mısır'ı almakta başarısız olan Haçlılar, Kudüs'e hakim olmakta da başarısız olmuşlar; V. Haçlı Seferi'ne çıkan krallar canlarını alçalmış olarak zor kurtarabilmişler ve artık İslam dünyasını işgal etmek için umudu Moğol ordularına bağlamışlar, işbirliği için onlara elçi rahipler yollamışlar; Moğolları İslam dünyasını işgale teşvik etmişlerdi.

Moğollar, İslam dünyasını işgal ettiler; Şam ve Bağdat elden çıktı ama ayakta kalan Mısır, Moğolları Ayncalut'ta ağır bir yenilgiye uğratarak tarihten sildi.

Modern çağda da İngilizler ve Fransızlar, güçten düşen İslam dünyasının iki noktası üzerinde çekiştiler: Hindistan ve Mısır... Yenilen Fransızlar oldu. İngilizler dünya hâkimiyetinde daha çok pay kaptı, israil'in kuruluşunda önemli bir rol üstlendi. Bu rolü devralan uluslararası sistem, hâlâ Mısır'ın elde tutulmasıyla israil'in varlığı arasında doğrudan ilgi görüyor. Mısır'sız bir israil'in yaşayamayacağını düşünüyor.

MISIR'IN ENDÜLÜSLEŞMESİNİ ENGELLEYEN HAREKET

Hindistan'ı Endülüs sürecine sürükleyen İngiltere muhtemelen Mısır'da ondan daha iyi bir başarı bekliyordu. Mısır, kendisine daha yakındı ve sembolik değer açısından Hindistan'dan üstündü. 20. yüzyılın başında elde ettiği I. Dünya Savaşı zaferi ile birlikte kendisini bu Mısır'ı Endülüsleştirme sürecinden alıkoyacak hiçbir askeri ve siyasi güç yoktu. Mısır'ın siyasi iktidarına hakim olmuş, kendince Mısır'ın kaderinin anahtarına sahip olmuştu. Mısır halkı da siyasi iktidar gibi teslim olsa her şey bitecek; modern zamanda işgal teşvikçisi ve aracı olarak Haçlı Hıristiyanlığının işlevini gören modernizm üzerinden Mısır halkı kültürel işgale uğratılarak değiştirilecek, elde edilecek ve Mısır İslam'dan arındırılarak Endülüsleştirilecekti.

20. yüzyılın ağır askeri yenilgisini yaşayan İslam dünyasının çaresizliği içinde ve Mısır'ın sözde krallarının teslimiyetiyle İngilizler için her şey yolunda giderken onların karşısına Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim ve Paygamberinin sünnetinden başka dayanağı olmayan gencecik bir ilkokul öğretmenini çıkardı. Dininin mollalarının bile muhalefet ettiği, sindirmeye çalıştığı bir ilkokul öğretmeni... O öğretmen, modern eğitimden aldıklarını “çağdaş”lık için değil, tasavvuf dergâhlarından öğrendiklerini başkalarına sövmekten başka bir şey yapmayan sofiler yetiştirmek için değil, Mısır'da emperyalist fizikî ve kültürel işgaline karşı direnecek, ona “La” diyecek bir Müslüman gençlik yetiştirmek ve bir İslamî cemaat inşa etmek için kullandı.

O, ne Doğu'nun tanınmış bir alimi ne Batı'nın büyük bir filozofuydu. Ne eski İslam ordularının öz yeteneğiyle kademe kademe yükselmiş yenilgi bilmez bir komutanı ne de Hıristiyan Batı'nın “soylu” olunca Batılıların önünde eğildiği bir prensiydi. Mısır'ın sıradan bir Müslüman ailesinin güçlü bir tasavvuf eğitimiyle teşkilatlanmayı öğrenmiş; modern eğitim alarak da Batı'nın emellerinden haberdar olmuş ama Kur'an ve Sünnet'ten öğrendikleri ile insan iradesinin en değerli ilahi vergi olduğuna inanmış bir genciydi. O, ilahi vergiyi, iradesini harekete geçiren “Hasbunallah” deyip yola çıktı, rüzgâra karşı yelken açtı, ilahi olanın beşeri olandan her halükarda üstün olduğuna inanarak yol almayı başardı. İngilizlerin bütün planlarını alt üst etti. Bunu canıyla ödedi ama hareketi yol almaya devam etti.

İhvan, İngilizlerin Mısır'ı Endülüsleştirme projesini alt üst etmekle kalmadı; milliyetçi ve bölgeci bir renge bürünmeyerek, Mısır'ın merkezi konumundan istifade edip İslam âleminin her noktasına ulaşmaya çalıştı. Batı'nın İslam dünyasındaki siyasi hâkimiyetini tehdit etti. Filistin'de üretilen sosyalist muhalefetle kavga oyunu oynayarak Filistin halkına darbe üstüne darbe indiren israil'in karşısına Şeyh Ahmet Yasin'in şahsiyetinde dikildi, israil'in genişlemesini durdurdu, israil'i tavizlere zorladı ve daha da önemlisini Lübnan Müslümanları ile birlikte israil'in yenilmezlik iddiasına son verdi; Batı'nın modern zamandaki bu en habis projesinin canına okudu.

İhvan-ı Müslimin, yüzyıla yaklaşan ömründe... Kral Faruk gibi hainlerin, Batı'nın hem batısının hem Sovyet Rusya gibi en acımasız bir İslam düşmanının desteğini alan Nasır'ların, siyonistlerin can dostu Enver Sedatların, uluslararası sistem yanında Suudi'nin haince fikri ve mezhebi desteğini alan Hüsnü Mübareklerin zulmünü gördü.

İhvan-ı Müslimin, yüzyıla yaklaşan ömründe... Farklı sebeplerden onlarca bölünme operasyonu yaşadı.

İhvan-ı Müslimin, yüzyıla yaklaşan ömründe... Binlerce şehid verdi.

İhvan-ı Müslimin, yüzyıla yaklaşan ömründe... Yüzbinlerce mensubu zindanlara girdi. Buna rağmen hâlâ dimdik ayakta, seçim sırasındaki bütün kirli ittifaklara ve nefsanî adaylara rağmen Mısır halkının yüzde elli ikisinin desteğini alabildi.

DÜNYA BİR DÖNÜM NOKTASINDA İKEN MURSİ...

Dünya “Medeniyetler Çatışması” tezinin sahiplerinin Batı'da öne çıkması ile Müslümanlar açısından yeni bir sürece girdi. Amerika ve müttefikleri, bu yeni süreçte “Ben, Müslümanım” diyen hiç kimseye bir iktidar alanı bırakmak istemiyor. Bu dönemde geçmişin “verimli müttefiklik” ya da “tam bağımlılık” denklemi yerine artık “ya tam bağımlılık ya tam bağımlılık” denklemi ile çıkıyor.

Bu, İhvan-ı Müsliminin ortaya çıktığı 1920'li yıllar kadar önemli bir dönüm noktasıdır. Bu dönüm noktasında Mısır'ın içinden ve dışından pek çok kişi Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin işbirlikçi bir tutum içine gireceğini düşündü, Batı'ya yolunuzu açmak için bana ne vazife düşüyorsa hazırım, diyecek ve teslim olacaktı.

Dünyanın Mısır zindanları gibi en ağır zorluklarının yanında Amerika gibi müreffeh hayatını da görmüş Mursi, imamı El Benna gibi “La” dedi ve cezaevindeki koşullara rağmen direnişi seçti.

İslam'ın başarı kriterleri ile Batı'nın başarı kriterleri birbirinden farklıdır. Batı için tek başarı, iktidar olmaktır. Batı, bir yolda başarı elde edilmişse o yolu meşru sayar. Başarı ile meşruiyeti bir görür. İslam içinse meşruiyetin kaynağı farklıdır.

Ne yazık ki Batılı ideoloji ve kültürden sonra Batılı zihniyet de içimize sirayet ediyor. Başarı ile meşruiyeti bir görmeye başlıyoruz.

Bu gayrislami yaklaşımla Mursi mağlup görünüyor. Oysa o mağlup görünse de galiptir. Zira önderler için bir galibiyet de dönüm noktalarında nefislerinin isteklerine boyun eğmeyip halklarının geleceğini tercih etmeleridir. Tarihi değiştiren kahramanlar, böyle liderlerin arasından çıkar.

Mursi'yi idam edebilirler, etmeye de bilirler.

Mursi'yi idam etsinler veya etmesinler, Mursi zaferi kazandı. İhvan'ın İslam dünyasındaki işgale karşı direnişini sürdüreceğini ispatladı.

Direniş ruhu devam ettiği sürece hiçbir emperyalist muzaffer değildir.

Direniş ruhu devam ettiği sürece hiçbir işgal kalıcı değildir.

İslam tarihi, Sisi gibilerinin belki isimlerini bile anmayacak onlar için “mel'unlar” demeyi yeterli görecektir. Ama Müslümanlar, bu onurlu duruşun sahibi Mursi'yi hafızalarında ve kalplerinde hep yaşatacaktır.

Bu yazı toplam 495 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.