1. YAZARLAR

  2. Mustafa CANAN

  3. Neyi/Nasıl okumalı? Allah’ın adıyla
Mustafa CANAN

Mustafa CANAN

Doğruhaber Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Neyi/Nasıl okumalı? Allah’ın adıyla

A+A-

Bu gün insanlar her konuda/alanda uzman/bilirkişidir. Dün bilgisi olmayan konularda ahkam kesmek, söz sarf edip hariçten gazel okumak kabahat ve kendini bilmezlikken bu gün adeta marifet... Ağzı olan konuşuyor, (söz meclisten dışarı) çuvallıyor.

Böyle olunca yalan yanlış, eksik, tek taraflı, net olmayan, kulaktan duyma ve zanni bilgilerle iştiğal etmekten hak, hukuk ve mahcubiyet kişinin yakasını bırakmaz oluyor tabi.

Halbuki Allah, hakkında bilgisinin olmadığı şeyin peşine düşmemesi gerektiğini, bunlardan sorumlu olacağını (el-İsrâ-36) ve bunu konuşmanın Allah katında çok büyük bir suç olduğunu(Nur-15) insana öğretmesine rağmen içinde bulunulan şu hal acınacak bir hal değil midir?
Herkes her konuda allame, bir kişinin hakkına girmek bir yana masa başından camia ve cemaatlerin hakkına giriliyor. Okunanlar, bilinenler, konuşulanlar, paylaşılanlar insanları biraz daha birbirinden uzaklaştırıyor. Fitneye ve kaosa çanak tutuluyor, davetiye çıkarılıyor. Benim bildiklerim, benim doğrularımdır. Benim doğrularımdan da başka doğru yok kavgasında nutuklar, yazılar havada uçuşuyor.

Evet, vahyin diriltici bu uyarılarına rağmen bu vaziyet, görmemezlikten gelinecek bir durum değildir. Ama vaziyet şu an böyle. Yine mesela, kapsamlı bilgi sahibi olmadan, bilginin kaynağından beslenmeden masa başından yazılan, ekranlarda nutuk olan moda konulara, Türkiye Hizbullah’ı, Suriye, Irak, Boko Haram ve IŞİD örnek verilebilir. İstisnaları olsa da farklı konularda çok konuşmak, çok yazmak, çok görünmek, donanımlı olmanın göstergesi değildir. Çünkü, Sadi Şirazi’nin “Bilgisiz bir kimse savaş davuluna benzer, sesi çok, içi boştur.” şeklinde ifade ettiği gibi davulun da sesi çok çıkıyor; lakin içi boştur.
İşin açıkçası sesi çok çıkan, her şeyi bildiğini sanan sağa sola ayar veren insan profili hiçbir şey bilmeyen insan profilidir; öyle ki genellikle bilmediğini de bilmiyordur. Eli kalem tutan, ağzı laf yapan aydın(!)ların hali budur; maalesef.

İnsanların bu manzarası, okyanusların ortasında susuzluktan çatlarcasına bilgi okyanusları ortasında cehaletle debelenmenin resmidir. Bildiği sandığı her şey bir yana genellikle bir şeyi de bilmiyor. Bilgiye ulaşmanın ve bilgiyi elde etmenin kolaylaştığı bu zamanda en az bir konuda etraflıca sahibi olmamak da belki de çağın musibetlerinden olsa gerek. Durup düşündüğümüzde birçoğumuzun bu musibetten muzdarip olduğunu görürüz.

Birçok konuda yarım yamalak bilgilerle yol almaktansa gerekirse bir tek konuda kat’i, kapsayıcı, derinlikli bilgi sahibi olmak daha tercih edilendir. Aslında bilgi talebeliğinde Var Dyke’nin şu sözü “Bir şeye ait her şeyi öğrenin; her şeye dair bir şeyler bilin.” ölçü alınabilir. Bundan yola çıktığımızda birinci hedef, her konuda bir şeyler bilmekse ikinci hedef, bir konuda her şeyi bilmek olur. Şimdiye kadar yazdıklarımızın toplum olarak her konuda bir şeyler bilme sıkıntısının olmadığını gösteriyor. Öyleyse ikinci hedefimiz, ilgi duyduğumuz veya eksikliğini hissettiğimiz bir alanda uzmanlaşma olmalıdır.

Bunun geçiştirilecek tarafı, ertelenecek, göz ardı edilecek tarafı yok. Bu gün bile başladığımızda 2 yıllık, 3 yıllık veya 4 yıllık periyotlarla bir alanda odaklanılıp on farklı eser okunduğu takdirde birkaç yıl sonra siyer, tefsir, hadis, siyaset, sosyoloji, fıkıh, tarih gibi birçok alanda uzman sayılabilecek kişileri görmemek mümkün değildir. Bununla birlikte şunları da ilke edinmekte fayda vardır.

Birincisi: İster kendimizi, ister dost ve sevdiklerimizi, ister muhalif ve düşmanlarımızı okuyalım, araştıralım. Meseleye farklı açılardan bakmalı, önyargılardan kurtulmalı, olabildiğince çok farklı kaynaklardan araştırıp okumalıyız.

İkincisi: Kimi/neyi konuşursak konuşalım, asla kapsamlı bilgi sahibi olmadan, iki tarafın olduğu durumlarda iki tarafı da dinlemeden, bilginin kaynağına ulaşmadan, mevzubahis kişi ve kurumları da dinlemeden, şeraiti göz önünde bulundurmadan bir konuda konuşmamamız gerekir.

Üçüncüsü: Neyi, nasıl okuyacağımız önemli olduğu gibi okuduğumuz, elde ettiğimiz, artık bizim olan bilginin dile getirme, paylaşma yeri ve zamanı da önemlidir. Evet, eksik, yanlış, taraflı, ön yargılarla örülmüş malumatı kim paylaşırsa yanlıştır ve başına bela olur. fakat her doğru bilgiyi de her yer ve zamanda dile getirmek doğru değildir.

Hz. Ali’nin “Bilgiyle dirilenler ölmez.” sözüne binaen, siz de ölmek istemiyorsanız, bilgiyle dirilenlerden olun, diyoruz. Allah’a emanetsiniz.

Bu yazı toplam 290 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.