Dr. Abdulkadir TURAN

Dr. Abdulkadir TURAN

Suriye’deki savaşın saklı cephesi

Savaşın bir yüzü var, bir de o yüzün arkasındaki saklı cepheleri... Çoğu zaman yüzün dikkat çekiciliği, arkadaki saklı cephelerin görünmesini engelliyor. Ya da yüzün cazibesinden yararlanan güçler, arkada saklı cepheler açarak savaşı başka bir alana taşıyor.

Suriye’deki savaşın saklı bir cephesinden, bir süre önce Tunus En Nahda lideri Raşid El Gannuşi söz etti. Tecrübeli bir İslamî davet önderi olan Gannuşî, Müslümanların dikkatini Avrupa’dan Suriye’deki savaşa çekilen bir kısmı yeni Müslüman olmuş gençlere çekiyordu. Avrupa için birer davet önderi olabilecek gençleri, savaşçı problemi yaşamayan Suriye cephesine kim çekiyordu?

Bugüne kadar İslam dünyasında iç savaşlar bir yana, dışarıya karşı savaşlarda bile savaşın önderleri “Buraya geleceğinize bulunduğunuz ülkelerde İslam’a hizmet edin” diyorlardı. Dağınık bir yapıya sahip Afgan cihadı hariç, savaş önderleri dışarıdan katılımı, yerlilerin gayretini artıracak sembolik bir düzeyde tutmaya çalışmışlardı. Bunda başarılı oldular veya olmadılar ama bu konuda hep samimi bir gayret içinde oldular.

Suriye’de durum farklı... Milyonlarca Suriyeli, Suriye’den atılıyor, sefalete sürükleniyor ama dışarıdan okumuş, yetişmiş, çok değerli bir insan kaynağı olağanüstü bir sosyal medya ağıyla savaşın içine çekiliyor. Bu çaba, Tunus’ta İslamî kesimlerin, yönetimi Suudi Arabistan’ın desteğindeki eski sistem kalıntılarına kaptırmasına bile yol açacak boyutlara ulaştı.

Türkiye’nin durumu diğer ülkelerden de farklı... Türkiye, Suriye ile yan yana... Kürt gençlerinin durumu ise daha da farklı... Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın bir bölümü Suriye’nin içinde kalacak kadar Kürtler Suriye savaşına yakın...

Ama meselenin bu coğrafik yakınlığı aşan bir boyutu var. İlk günden bu yana ama özellikle Amerikan müdahalesinden sonra bir el, sosyal medya üzerinden, yaşları 16-17 yaşlarındaki Bingöllü, Bitlisli, Adıyamanlı, Mardinli kız veya erkek gençlere ulaşıyor. İki üç haftayı aşmayan bir facebook sürecinden sonra gençler, evlerinden koparılıyor, Suriye sınırından geçirilip terminatörün önüne atılıyor.

Hiçbir savaş eğitimi almayan bu gençler, çoğu zaman daha hiç savaşmadan Esed güçlerinin, veya bir muhalif grubun saldırısına uğruyor ya da Amerikan uçaklarının bombalarıyla can veriyor.

Tamamına yakını ekonomik sıkıntılar yaşayan ailelerden… Bir kısmı İslami camialara yakın ya da bizzat İslamî camiaların içinde olan ailelerden gelen ama hareket arayan gençlerdir. Aile, genellikle üç haftayı geçmeyen bir facebook görüşmesinin ardından gelen ve Afrika’dan Amerikan sanayisine genç enerji taşıyan insan tüccarlarının el çabukluğunu andıran ikna sürecini fark bile etmiyor.

Fark eden, bir iki nasihatle vazgeçiriyor. Gittiği gün öğrenen, Emniyete ve Savcılığa bildirimde bulunup büyük bir ihtimalle daha yolda ya da Antep, Hatay gibi bağlantı noktalarında yakalıyor ve hiç de uzun bir uğraşa gerek kalmadan ikna edip geri getiriyor. Ya bunu fark etmeyenler... Hele kız çocukları... Daha on beşinde, on altısında tanımadığı birine Suriye’de eş olma vazifesine veriliyor ve artık geri dönüş de imkânsızlaşıyor.

Suriyeli yüz binlerce kız çocuğu, Türkiye’de mülteci kamplarında ya da kent sokaklarında heba olurken buranın tertemiz ailelerinin pâk kızlarını kim kendisine eş olmaya çağırıyor?

Gençlerin bir kısmı ise PKK’ye yakın ailelerin çocukları... PKK’nin Marksist ideolojiyle yürüttüğü sınırsız İslam düşmanlığına karşı, bir televizyon programından veya bir internet sitesinden etkilenerek içinde İslamî hisler oluşup yakınlarına karşı öfkeye kapılan genç, bir çıkış yolu arıyor. Sorununu anlatacağı bir şuur ehli ararken, Suriye’ye insan çeken sosyal medya ağlarına yakalanıyor. Ailesinin PKK’ye yakın fertlerinin ağır İslam karşıtlığına bakıp kendisini Suriye’ye çağıranın “tekfir” ideolojisine zahmetsiz kapılıyor ve Suriye’nin yolunu tutuyor.

Oysa en çok bu gençlere İslam’ın ihtiyacı var. Kürt gençlerinin durumu Türkiye genelinden de farklı. Türkiye geneli için sol, Aleviler ve çocuklarını İslam’dan uzak tutmak isteyen bazı liberal kesimler dışında, gençliği tehdit eden bir ideoloji olmaktan çıktı. Türkiye genelinde ideolojik tehlike atlandı,  gençliğin sadece günah tehlikesi var. Hâlbuki Kürt gençleri için sol, hâlâ cazip tutuluyor, ideolojik bir tehdit olarak kapıda duruyor.

Solun güçlü olduğu her yerde onun din- ahlak karşıtlığının yol açtığı uyuşturucu, fuhuş, alkol müptelası bir kitle de oluşuyor. Kürt gençleri sol faciayla birlikte bunu da yaşıyor. Buna karşı çok ciddi bir İslamî anlatıma ihtiyaç var. Bunu yapacak olan da buna ilgi duyacak olan da PKK’ye yakın ailelerin içindeki vicdanı uyanmış gençlerdir. Ama birileri o gençleri aynen Avrupa misali tek tek bulup Suriye’ye götürüyor; bir imkânı bir soruna dönüştürüyor.

Bir tarafta PKK’nin kız-erkek ilişkisi ile cepheye grup grup taşıdığı gençler, öte yandan İslamî bir uyanışın hemen başında olan ve PKK’nin aldatacağı yakınlarına hakkı anlatabilecek gençler... İki taraf da Suriye savaşında buluşuyor.

Cepheden her gün onlarca can verme haberi geliyor, her gün onlarca ailenin ciğeri yanıyor. Nice aile, 15-16 yaşlarındaki kızlarının evden kaç(ırıl)masının utancını yaşıyor. Ama ne sesini duyurabiliyor ne de kimse savaşın bu saklı cephesini görmek istiyor. Suriyeli gençler Türkiye metropollerinin sokaklarında geleceğin adli vakalarına insan kaynağı olacak hazır bir başıboş güç olarak dururken... Suriye direnişi edebiyatı yapanların çocukları gözde kolejlerde okurken... Bu çocuklar, Suriye ovasında kurşunlara, bombalara açık hedef oluyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.