1. YAZARLAR

  2. Mehmet Zeki ERGİN

  3. Elin kâfiri kadar bile olamıyorsak
Mehmet Zeki ERGİN

Mehmet Zeki ERGİN

Doğruhaber Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Elin kâfiri kadar bile olamıyorsak

A+A-
Bir insan kendi adaletini niye kendisi ikame etmeye çalışır? Devlet gibi her şeye karşılık vergi adı altında kendisinden sürekli ücret aldığı güçlü bir kuruluşun varlığına rağmen kişi kendi adaletini kendi eliyle niye ikame etmek ister. Hem devlet otoritesinin olduğu yerde kendi adaletini ikameye çalışmanın devlet otoritesine meydan okuma olarak algılandığı ve bundan dolayı büyük yaptırımlar hatta cezalandırmalarla karşı karşıya kalınacağı bilindiği halde… Üstelik kendi adaletini ikame etme, intikam alma duygularını harekete geçirme tehlikesini de bünyesinde barındırıyor olmasına rağmen…
Bu soru için cevap listesi uzatılabilir, ancak bunları iki başlık altında toplamak mümkün…

Birincisi; kişinin saldırının yapıldığı zaman ve mahalde Allah (cc)’ın kendisine bahşettiği savunma reflekslerinin devreye girip kendisine yapılan saldırıya karşılık vermesi sebebiyledir ki, bu karşılık aşırı gidilmediği sürece herkes tarafından meşru hatta takdir görmektedir.

İkincisi ise; yani saldırının, hakka-hukuka, mal, can ve ırza saldırının yapıldığı mahallin dışındaki hak arayışıdır ki bizim dillendirmek istediğimiz de budur. İşte kişinin bu durumda adaletini kendi icraya çalışma eylemi çok az istisnalar dışında adaleti ikameyi üzerine alan kurum veya kuruluşların yani devletin güvenlik güçlerinin ve yargısının ve adaletle ilgili diğer unsurların adaleti icra edeceklerine dair güvensizliktir.

Geçenlerde ABD’de uçak içinde adından Türkiye’den göçen bir Hıristiyan olduğu anlaşılan birinin bir bayana tacizi epey gündem oluşturdu. Taciz edilen bayan kendi intikamını almaya kalkışmadı. Hakkının alınmasını adaletten talep etti. Tutuklanan tacizcinin eğer suçu ispatlanırsa 27 yıldan az olmamak üzere müebbet hapse kadar varan bir ceza alabileceği yazılıyordu basında.

Birkaç gün önce Adana’da defaatle tacize uğrayan, özel şartlar nedeni ile derdini kimseye anlatamadığı için kocasına o mahalleden taşınmayı kabul ettiren, buna rağmen tacizcinin tacizlerinden kurtulamayan bir bayanın tacizciyi önce spreyle etkisiz hale getirdikten sonra üzerine aldığı tabanca ile kurşun yağmuruna tutması ve sonrasında yaşananlar da gündem oluşturdu.

Neden ABD’deki bayan tacizciyi şikâyet ediyordu, ama Adana’daki mağdur, tacizciyi kurşun yağmuruna tutuyordu. Bu sadece medeniyet anlayışları, aldıkları eğitim vb. durumlarla izah edilemez…

Eminim ki eğer Adanalı bayan kendisini taciz eden şahsın da ABD’deki gibi en az 27 yıl ceza alacağına inansaydı, tutuklanmayı göze alıp çocuklarının kendisine en fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde çocuklarını ana şefkatinden mahrum bırakıp zindan köşelerinde çürümeyi göze almazdı.

Bir ara eski Bayrampaşa cezaevi savcısı olarak nam salmış savcı Özdemir önemli bir örnek veriyordu; “Eğer bir suçlu bir kadının gözlüğünü zorla alırsa, ben ona gasptan 27 yıla kadar ceza isteyebilirim, ama eğer bir kadının ırzına geçmişse ben ancak ona sekiz yıl ceza isteyebilirim.” Şimdi böyle bir adalet anlayışına kim güvenip kendisini teslim edebilir.

Türkiye’de bu kadar taciz vakası yaşanıyor. Bugüne kadar 27 yıl gibi bir cezanın verildiğine şahit olmadım. İnsanların canlarına, alın terlerine ve en önemlisi de ırzlarına saldırılar oluyor, yargıda böyle bir hassasiyetin olduğuna şahit olmadım. Aynı duyarsızlık toplum için de geçerlidir. Yaklaşık bir ay önce Avustralya’da kaçırılıp tecavüze uğradıktan sonra öldürülen bir genç kadın için bir buçuk milyon insan yürümüştü. Türkiye’de Filistin’e gitmek için otostop yapan İtalyan aktivist önce tecavüze uğradı, ardından öldürüldü, maalesef yürüyen, lanet olsun diyen milyon rakamını duymadım.

Hükümet sürekli ekonomik başarısını gündemde tutuyor, hatta derecelendirme kuruluşlarının puan artışlarını bile kaale almıyor. Güzel ama şunun bilinmesi gerekir demeye hacet yok… İnsanın karın tokluğundan başka sorunları, hassasiyetleri de var.

Acaba şimdi haksız mıyım “Elin kâfiri kadar bile olamıyorsak…” demeye. Tabi bunu ben söylemiyorum. Hz. Ömer oğlu Abdurrahman’ı içkiden dolayı cezalandırmaya çalışırken onu uyaran sahabeye Nuşirevan-ı adili kastederek verdiği cevaptır bu…
 

 

Bu yazı toplam 807 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.