1. YAZARLAR

  2. Aydın AMEDİ

  3. Hizbullah ve Hüda Par ile Siyasi Gelecek
Aydın AMEDİ

Aydın AMEDİ

Çınar'ın Sesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Hizbullah ve Hüda Par ile Siyasi Gelecek

A+A-

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren belki buna kuruluşundan önceye denk gelen ve Osmanlı Devleti’nin sadece adının anıldığı fiili olarak varlığı sona ermiş bir dönemi de eklemek suretiyle bu coğrafyada yaşayan halkları bir şekilde peşinden sürükleyen sayısız siyasi oluşum, hareket ve partiden söz etmek mümkündür. Bunların bir kısmının varlığı kısa süreli ve başarısız bir seyir izlemişse de bir kısmı da oldukça büyük başarılar elde etmiş, toplumsal yapının ve devletin kurumsal yapısının şekillenmesinde son derece etkili ve önemli mesafeler kat etmiştir.

 Ancak unutulmaması gereken ve altı çizilmesi gereken en önemli husus bu siyasi yapılanmaların başarılarının ve başarısızlıklarının sebepleri arasında kendilerine has yapısal özellikleri, örgütleme biçimleri, felsefi ve düşünsel alt yapıları, kültürel birikimleri ve tecrübeleri ile içinde bulundukları koşulların etkilerinin yanı sıra; kurtuluşu için mücadele ettikleri halkların inanç ve değerlerine sadakat ve bağlılıkları ile başarı grafikleri arasında doğru bir orantı olduğu gerçeğidir ki hiçbir halk kendisi için mücadele verdiğine inandığı hareketlere hür iradesi-yani halkların; politik oyunlar, aldatmalar, hileli yol ve yöntemler ile baskı ve şiddet hallerinin etkisi altında karar vermeleri hariç ki bu tür durumlarda her zaman pişmanlık hasıl olmuştur.- ile sırtını dönmemiştir. Ancak bu noktada hareketlerin halklar nezdindeki güvenilirliği ve inandırıcılığı belirleyici unsur olmuştur. Bu memleketin her karış toprağında iz bırakan ve hala bu topraklar üzerinde yaşamaya devam eden halklar; siyasi hareketler, partiler ve iktidarlardan aldığı onca darbeye, baskı ve şiddette dayalı onca asimilasyon politikalarına rağmen aslında özünden çok şey kaybetmemişse de sonuç itibariyle bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçmek suretiyle horlanmışlığı,  küçük görülmeyi, zulmü ve mazlumiyeti benliğine kadar hissedecek derecede bizzat tecrübe etmiştir.

 İşte bu coğrafyanın Müslüman insanları bu sebepten dolayıdır ki kendilerine inanç ve İslam adına uzanan her eli dürüst ve samimi bularak peşinden koştu lakin her seferinde büyük bir hayal kırıklığına uğradı. En son hayal kırıklığını da büyük ümitlerle iş başına getirdiği Ak Parti hükümetinin seçim kampanyalarında verdiği sözler ile halkın inanç ve değerlerine muhalif bir şekilde başörtüsüne getirdiği yasak yönetmeliğinde yaşadı. Öte yandan Türkiye Kürtleri adına siyaset yaptığı iddiası ile ortaya çıkan BDP temsil ettiğini iddia ettiği kürt halkının inanç ve değerleri ile çatışmacı anlayışında ısrarlı bir şekilde devam etmekte ve CHP’den daha laik bir politik çizgiyi büyük bir aşk ve şevk ile bu halka dayatmaya çalışmaktadır. Ayrıca varlığının ve devamının sigortası olarak gördüğü Marksist-Leninist çizgideki PKK’nin en az Türkiye Cumhuriyetinin bu halklara uyguladığı  kadar şiddet mantığı üzerine kurulu merhametten uzak anlayışını hoş görmekte ve hiçbir şekilde bu şiddet politikasının karşısında bir söylem ve eylem geliştirme cesaretini gösterememektedir. Dini motifleri ise sadece halka hoş görünmek ve meclis kapılarında bağırıp çağırmanın, yaygara koparmak suretiyle şov yapmanın bir aracı olarak görmektedir. Dolayısı ile Anadolu’da ve Mezopotamya’da yaşayan etnik kökeni, hatta dini, mezhebi ve meşrebi farklı halklar öyle veya böyle kendilerinden olan veya olmayan birileri tarafından herkesin gözü önünde bir şekilde aldatılmaktadırlar. Unutulmamalıdır ki “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” veya kürd atasözünde denildiği gibi “Devran siya dareye ga lı we hele ga lı ve hele.(yani zaman ağacın gölgesi gibidir bir o tarafta bir bu tarafta)

Türkiye Cumhuriyetinin siyasi tarihinde yaşanan ve anlatmaya çalıştığımız bu olumsuzluklar bu halkların güven duygusunu tahrip etmiş ve artık kendilerinden destek isteyenlerin sözlerinden çok yaşantılarına ve fiillerine bakması ve tek ölçü olarak inançlarını ve değerlerini alması, kendileri gibi yaşayan, kendi sevdiklerini seven ve sevmediklerinden uzak duran, hoş görmediklerini hoş görmeyen, gerçek manada haklarını koruyacak birilerini dört gözle bekler hale getirdiği bir zaman dilimine girdiğimiz bir süreçte Türkiye Cumhuriyetinin siyasi tarihine bu halklar ile aynı değerleri ve inançları paylaşan insanlardan müteşekkil ve diğerlerine göre halka daha yakın bir siyasi çizgiyi benimseyen HÜDA PAR (Hür Dava Partisi) adıyla uzun zamandan beridir ha kuruldu ha kurulacak denilen yeni partinin kuruluşunun resmen gerçekleştiğini bu satırları yazdığım sırada geçen son dakika haberlerinden öğrenmiş bulunmaktayız. Hayırlı uğurlu olsun inşaallah.

Tabi ki bu yeni parti öyle durup dururken ortaya çıkmış değil. Elbette ki bunun bir altyapı çalışması, bir danışma ve karar süreci olmuştur ve bundan daha doğal bir şey de olamaz. Zira bütün partilerin kuruluşları böyle olmuştur ve böyle olmaya devam edecektir. Ancak bu parti birilerinin canını sıkmış olacak ki belli bazı odaklar ve haber merkezleri tarafından hemen sivil toplum örgütleri ve dernekler vasıtasıyla siyasi varlığını devam ettirmeye çalışan Hizbullah Cemaati ile ilişkileri ön plana çıkarılmak suretiyle daha ortaya çıkmadan boğmaya ve toplumun gözünden düşürmeye çalışmaktadırlar. Malum olduğu üzere bir zamanlar Devletin ve PKK’nin el birliği ile idare ettiği artık bir sır olmaktan çıkmış olan Ergenekoncu yapıya karşı amansız bir mücadele verdiği için hakkında olmadık karalama kampanyaları ve kara propaganda yapılan, hakkındaki gerçeklerin çarpıtılarak ve halktan saklanarak toplumu bilinçli bir şekilde yönlendiren medya kuruluşları vasıtasıyla sadece domuz bağı ve mezar evleri görüntüleri ile toplumun zihninde hakkında olumsuz bir izlenim ve imaj oluşturulmaya çalışılan Hizbullah Cemaati 2000 yılı ocak ayının 17’sinde Liderleri Hüseyin VELİOĞLU’nun Beykoz’daki ikametgahına yapılan bir operasyon neticesinde hayatını kaybetmesi, arşivlerinin ele geçirilmesi ile büyük bir darbe almış, sempatizanlarına ve hatta kendilerine selam verenlere dahi büyük işkencelerin yapıldığı, sırf camide Kur’an dersi verdiği için ki içlerinde yasal olarak daha çocuk yaşta olanların da bulunduğu çok sayıda insanın yıllarca zindanlarda ve mahkeme önlerinde bekletildiği, cezalandırma amaçlı ve kasıtlı olarak polis teşkilatının emrine amade dönemin hâkim ve savcılarının delil ve mesnetten yoksun düzmece kararları ile bilinçli olarak mağdur edilen sayısız birey ve bunların suçsuz günahsız aileleri v.s.

                Böyle bir süreçten geçen Hizbullah Cemaati daha sonra yayınladığı manifesto veya bildiri ile aslında Türkiye ve Kürdistan coğrafyasının siyasi tarihinde ki etkisinin devam edeceğini,  kendileri hakkında daha önce yapılmış menfi propagandalardan etkilenmiş bu mustaz’af halklara amaçlarının gerçekte, onların kurtuluşunu sağlayacak Kur’an ve Peygamber Efendimiz’in sünnetinin hakimiyeti olduğu gerçeğini bir kez daha yüksek sesle deklare etmiştir. Dolayısıyla insanların kafasında ki bazı soru işaretlerine cevap vermekle kalmamış aynı zamanda aleyhinde oluşturulmaya çalışılan kamuoyunu ve olumsuz imajı da bu şekilde bir nebze de olsa hafifletmeyi amaçlamıştır.

                Aslında HÜDAPAR Hizbullah ile ilişkisini kabul etmese de inkâr etmiş değildir. Sadece Hizbullah hakkında bilinçli olarak oluşturulmuş bu puslu ve menfi  imajdan olumsuz etkilenme noktasında bazı çekinceleri söz konusudur. Yoksa Hizbullah gibi bir yapı ile bir arada anılmak sanılanın tam aksine- hele hele bu yeni partinin etki alanının ve tabanının daha yoğun olduğu yerleşim merkezleri dikkate alındığında- günümüz Türkiye’sinin siyasi şartlarında dezavantaj olmanın ötesinde büyük bir avantaj olarak dahi kabul edilebilir.

                Kanaatim odur ki HÜDA PAR’ın varlığı zaten 10 yılı aşkın bir süredir silaha tevessül etmemiş Hizbullah’ın adımlarını daha dikkatli ve temkinli atmasını sağlayacak, bu ikili arasında ki siyasi bağın BDP-PKK ikilisinin yanlışlar üzerine kurulu ilişkisi gibi olmayacaktır. Ancak Hizbullah’ın sahiplenmeyeceği veya Hizbullah ile ortak bir yol haritası belirlemeyen bir HÜDA PAR’ın Gürleyen ama içinde rahmete vesile olacak yağmuru barındırmayan Bulut’tan öteye geçemeyeceği açıktır. Zaman bize haklıyı da haksızı da doğruyu da yanlışı da gösterecektir elbet. O halde görelim mevlam neyler neylerse güzel eyler.

                SELAM VE DUA İLE

Bu yazı toplam 941 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.