AB ve Öğretilmiş Çaresizlik

Özkan YAMAN

Önce iki tane birer cümlelik basit fıkra metaforunu hatırlayalım. Birincisi; Temel'i idam edeceklermiş son sözünü sormuşlar; ‘bu da bana ders olsun' demiş.

İkincisi de; Temel, kaldırımda yürürken birkaç metre ilerde bir muz kabuğu görmüş ve ‘eyvah yine düşeceğim' demiş, üç dört adım sonra o muz kabuğuna basmış düşmüş.

Halihazırda ülkenin özelde gelinen noktasını birinci fıkra, iç politikasındaki gidişatı ise ikinci fıkra özetliyor gibi. Avrupa Parlamentosu şu tavsiyede bulunmuş. Bu da bize ders olsun.

Filan AB ülkesi, şunları terör listesinden çıkaracakmış, filana silah ambargosu uygulayacakmış. Bu da bize ders olsun.

Avrupa demek ki, yüzümüze gülerken hiç de samimi değilmiş, bu da bize ders olsun.

15 Temmuz'da darbe başarılı olmadı diye çok üzülmüşlerdi, o zaman da anlamıştık ama bu son numaraları bize ibret olsun.

Kürsüden söylenenler bir tarafa AB'nin bu son iyiliğinden en azından Temel'in yaptığı gibi ders çıkarılacağı kanaatinde değilim.

Yani adamlar bu ülkeyi yakıp yıksalar, maalesef yine onları AB(anne baba) görme gibi tuhaf bir maraza müptela edilmişiz sanki. 

Demek ki, Mondros ile Sevr ve Lozan ile Avrupa'ya ve batılı dostlara(!) en fazla sitem edebiliriz, en fazla aldıkları kararları ve yaptıkları hakaretleri duymazdan gelir tanımayız hepsi bu.

Onlardan kopmak anlamına gelecek en ufak bir adım atmak–maazallah- intihar etmek olur.

Onlar bu öğrenilmiş çaresizliği laiklik ile programladılar, Kemalizm ile kodladılar, darbelerle güncellediler, asker, bürokrasi, sermaye ve medya gruplarıyla korudular, bugünlere getirdiler.

“Kapıları açarız” tehdidine de hiç kulak asmadıklarına eminim. Çünkü birincisi, sayıları milyonlar bile olsa mültecileri sınırlarında gözlerini kırpmadan Yunan ve Bulgarlara öldürtmekte beis görmezler. İkincisi de, bunun bir blöf olduğuna NATO kadar eminler.

Batıdan gelen bu tür reflekslere karşı günübirlik-popülist tavırlar yerine radikal çözümlere ihtiyaç var.

Sizi batıya mahkum ve mecbur kılan ne varsa oturup bunların hepsini yerlilik temelinde fizibilite ederken, uluslararası ilişkilerin siyasi, ticari, kültürel ve askeri gibi tüm boyutlarında dengeli olduğu kadar, kendi halkının haklarını kısmayan yenilikler yapmak zorundasınız.

İç politikada ise bir süre sonra tekrar başa dönülecek adımlar atarken bu arada ‘neyi ıslah edebildik' sorusunun cevabı sadece anketlerle alınmamalı.

Duygusallık kimi zamanlar birey için doğal bir tutumdur. Ancak devlet denilen nesne, duygusallığın zıt anlamına karşılık gelir.

Devletin attığı her adımın toplum tarafından ne kadar ve nasıl algılandığı konusunda belirsizlik varsa; yapılanlar, çok kolay biçimde adaletin tesisi değil, tersi diye de lanse edilebilir.

Zor dönem, zor coğrafya anladık da geçmişte yaşananlara bakıldığında kolay bir gelecek var. O yüzden kitleler her zaman dert kadar ümit, cehd kadar sabır tavsiyesine de muhtaçtırlar.

Unutmamak gerekir ki; “İzzet ve şeref isteyen, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah'ındır.. Şeref Allah'ın, Peygamberinin ve Müminlerindir.” [Münafikun:8] 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.