Aday adaylarının adanmışlığı

Edip AKAR

Nisan ayının muhteşem atmosferine girmiş bulunuyoruz. Meydanlarımız “Can kurban Muhammed” haykırışları ile coşacak. Muhammedi aşk ve heyecan gönlümüzde durmayacak; gözlerimizden yaş olup akacak. “Muhammed” dedikçe bir daha diyesimiz, “Muhammed” yazdıkça tekrar tekrar yazasımız gelecek. Salât ve salam Ona olsun. Bu ortamı bize bahşeden Allah'a şimdiden hamdu senalar ediyoruz. Bu atmosferin oluşmasına katkı sunan ve gayret eden Müslümanları da tebrik ediyoruz. Evet, her maşuk kendi aşkının adını yüceltir ve her insan yönünü çevirdiği kişiye göre kıymet kazanır.

Biz bu heyecan ve aşk atmosferini yaşarken, siyaset arenası da dopdolu... Siyasette başvurular, alışverişler, pazarlıklar yaşanıyor. Çarkları menfaat üzerine dönen bu siyasetten ülkenin idarecileri seçilecek. Halk önüne koyulan listelerden birisine oy vermekle; kendini idarecilerini seçmiş gibi hissedecek. Halk ne yapsın? İyisini arayacak; bulamayınca da mecburen kötünün az kötüsünü seçecek. Zira liyakatli olanın ya seçim propagandasına yetecek parası ya da büyük partilerin merkezlerinde adını hayırla anacak bir dayısı yok. Zaten liyakat arayan nerde?!..

Milletvekili olmanın yüksek arzusunun kavurduğu bedenler, parti merkezlerini fethedilmesi gereken İstanbul gibi sarmış durumda. Kaleye girmek için en ufak delik ihmal edilmiyor. Adaylar kimi maddi manevi yaraları da göze alıp adeta adanmış gibi ataklar düzenliyor. Referans kuvvetlerini seferber etmekten, sempatik hareketlere; rakip adayların kirli çamaşırlarını sergiletmekten, düellolara kadar her maharet sergileniyor. Tabii bu maharetler aday adaylığının, adaylığa yükseldiği dönem için de bir antrenman niteliği taşıyor.

Adaylık verilmeyenler aylardır bıraktıkları işlerini güçlerini nasıl düzene koyacaklarının derdinde olacak. Geriye dönüp zarar-ziyan hesapları yapacak. Gelecek seçimlerde de bir umudu kalmayanların intikam vuruşları “pis ciğer” nüktesini hatırlatacak. Bu acı içinde kıvranan küskünler, partide para karşılığı aday seçen üst yöneticilerin alçaklığından girip, seçilen adayların beş para etmez oluşundan çıkacak. Aday olduğu mezkûr partinin geleceğinden duyduğu kaygıyı sahte üzüntülerle dillendirecek. Anlayacağınız o parti bizim adamı aday yapmayarak çok şey kaybetmiştir. Hatta ülke toptan felakete sürüklenmektedir. İflahımız zordur!.

Kendisinde yeni bir hamle takatini hissedenler başka partilerin kapısını gözetleyecek, hala da uslanmazsa bağımsız adaylık yolunu tutacak. Hâsılı “ilke” diye bir dert de kalmadığından her pazarlık mübah olacak. Yemekler, eşantiyonlar, camilere yardımlar derken ortalık çayır olacak.

Seçimin, seçilme gününden hemen sonra insanı apayrı bir renge sokma özelliği dışında seçim sürecinin de muhteşem bir başkalaşım oluşturma havası vardır. Daha önce düz gittiği partiden aday olanından tutun; karşı partideyken “şeytan” sayılan kişilerin, önce aday sonra “melek” yapılmasına kadar; dikkatli seyirciler için hayretle seyredilecek manzaralar sahnelenecek. Bu yapay meleklerin sonradan aslına döndüğüne tarih defalarca şahitlik ettiği halde bu yanlıştan dönülmeyecek; hoş bir vitrinle elde edilecek birkaç oy uğruna partiler, oyuncuları kolayca değişen mahalle takımlarına dönecek. Mahallenin en büyüğü maçta kimi görmek istiyorsa onu seçecek.

Sonuçta iyi olan değil en çok atan kazanacak. Kaybedenler hırçın bir tavırla seçimdeki hileleri açıklamaya çalışırken; kazananlar ise kazananın demokrasi ve dolayısıyla millet olduğunu son derece olgun edayla dile getirecek. Bana göre en çok kazancı reklamcılar elde edecek. Halk en azından bir iki ay adam yerine koyulmuş olacak. Bu da herhalde demokrasinin halka tek faydası olacak.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.