Adelte ve Eminte ve Nimte!

Sait ŞAHİN

Şam toprakları elden çıkmış ve Müslümanların ellerine geçmiştir. Daha fazla toprak kaybetmemek için dönemin süper gücü Bizans hükümdarının elçisi, Konstantiniye'den/İstanbul'dan barış için Medine'ye gelir.

(Halbuki daha önce Resulullah'ın (sav) dine davet eden mektubu, kendisi Şam'da olduğu esnada eline geçmişti. Yeni din ve peygamber hakkında en yakın ağızlardan biri olan Ebu Sufyan ve Mekkeli müşrik tüccarlardan bilgi alan imparator Herakliyus, taşıdığı özelliklere bakarak, Hz. Muhammed'in (sav) hak peygamber olduğunu anlar ve hatta daveti kabul etmeye de meyleder. Ancak çevresindeki Hıristiyan din adamlarının tepkisinden çekinir. Sadece Ebu Süfyan'ın kulağına hakkı ikrar etmekle yetinir: Vallahi dediklerin doğru ise, Müslümanlar çok geçmeden şu anda ayak bastığım bu topraklara hakim olacaklardır!

Hakkı görmek ve hakkı duymak yetmiyor. Çünkü bu hadiseden sonra ne Herakliyus Müslüman oldu ne de Ebu Süfyan peygamber ile savaşmaktan vazgeçti. Hakka tabi olmak için, hakkı kabul edecek bir cesarete ve hakka müsait (kibrin firavunluğundan hali, milliyetçiliğin/unsuriyetin kirlerinden beri ve de cehaletin ahmaklığından uzak) bir kalbe sahip olmak gerekiyor. Korkaklık, kibir, unsuriyet ve cehalet hakkı kabul etmenin önündeki en büyük engellerdir. Bunlar bir insanda ve toplulukta olduğu müddetçe, Hak güneş gibi zuhur etse de kabul etmeyeceklerdir.)

Roma elçisi Medine'ye ayak basınca hayrette kalır ve küçümser bir eda ile “kralınızın başkenti burası mı” der. Hz. Ömer'in özelde istişare ettiği yardımcıları ile karşılaşınca aynı küçümser eda ve hayret devam eder. Beraber Halife Ömer'e (ra) giderler. Mescit duvarının altında, toprağın üzerindeki küçük bir çula uzanmış uyuyan birinin başında dururlar. Halifemiz bu, derler....

Ve elçide her şey zirve yapar! Elçinin başı dönmüştür; kafasında dünya tersine dönmüş, alt üst olmuştur. Kibir-tevazu, dağdağa-sadelik, madde-mana, maddi kuvvet-manevi kuvvet birbirine girmiştir. (Bu arada Hz. Ömer seslere uyanır... Ve elçi ile çulun üzerine oturmuşlardır...) 

Çok geçmeden elçinin kafasında yaşadığı uçurum derecesindeki zıtların çarpışmasından diline, tarihe altın harflerle yazılan şu hakikatler dökülür: Gördüklerim beni dehşete düşürdü. Şehre girdiğimden beri kendime soruyorum: Bizi Şam topraklarında mağlup eden ordular buradan mı çıktı diye!

Ancak şu anda dehşetim hayranlığa, şaşkınlığım idrake, cehaletim bilgiye dönüştü. Ben şu anda birinin dili ve gönlü değil, kendi dilim ve gönlüm ile konuşuyorum...

Devamı Perşembe günkü yazımda inşallah.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.