Bandırma Vapurunu Samsun’a Kim Gönderdi?

Kimilerine göre Sevr anlaşmasını onaylayan bir hain, kimilerine göre ise Mustafa Kemal’i 19 Mayıs 1919’da Samsun’a gönderen bir kahraman. Tarihi ideolojik saplantılar içerisinde okuduğumuzda böyle tezat tezler ortaya çıkabiliyor maalesef.

YAKIN TARİHİMİZİN BİLİNMEZLİĞİ
İlkokul sıralarında iken, Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da kırık dökük, pusulası olmayan bir vapur ile Samsun’a çıktığı, oradan Amasya, Erzurum, Sivas’a geçtiği, bir baştan bir başa memleketi kurtardığı anlatılırdı. Biz de ister istemez dinler, kafamızda bin bir soru belirirdi. Tabi Cumhuriyet tarihi bilinmezlikler içinde kalmış yılların tarihidir. Araştırılması zahmetli bir daldır. Çünkü laik kafalı tarihçiler gerçekleri küllerin arasında kaybettirmeye çalışmışlar. Uzun yıllar araştırılmayan bu tarih, küllerin arasında kalmış ve maalesef küller sertleşip tabaka halini almış durumdadır. Bir de kaynak eksikliği eklenince iş tamamen içinden çıkılmaz bir hal alır. Eski çağlar ile ilgili kaynağa rastlarsınız da, Cumhuriyet tarihi ile ilgili kaynak bulamazsınız. Öyle ki zabıtlar gizlenmiş, arşivlerde binlerce belge araştırmacılardan saklanmıştır. Bu durum milli mücadele denilen tarihi iyice öğrenmememize neden olmuş ve mesela I. İnönü Savaşı denilen savaşın olup-olmadığını bile belirsizleştirmiştir. Siz gerçeklerin söylenmesine mani olursanız, ortada efsaneler dolaşır.


RESMİ TARİHÇİLERİ GÖRE SAMSUN’A ÇIKIŞ
Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı da bu tür bilinmez konulardan biridir. Resmi tarihe göre; Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra Padişah Vahdettin, İngilizlere tamamen teslim olmuş, antlaşmanın 7. maddesine göre memleketi işgal etmesinler diye onların insafına sığınmıştır. Karadeniz civarındaki Türk çetelerin Rumlara saldırmaları İngilizleri rahatsız ettiği için, İngiliz yetkililer Padişahı uyarıyor ve eğer engel olunmazsa oraya asker çıkaracaklarını bildirmişlerdir. Padişah da bölgeyi kontrol edecek ve gerekli tedbirleri alacak bir komutan aramaktadır. Bu sırada kendisine Mustafa Kemal’e görev verilmesi teklif edilir. O da Mustafa Kemal’i 9. Ordu Müfettişliği unvanı ile bu bölgeye görevlendirir. Bu iş için Bandırma Vapuru tahsis edilir ve 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a çıkılır. İlk etapta Padişahın kontrolü altında hareket eden Mustafa Kemal, daha sonra kontrolden çıkar ve kendi başına hareket eder. Her ne kadar Padişah kendisini uyarsa da bu ikazlara kulak asmaz ve askerlik görevinden istifa ederek vatanı kurtarma mücadelesini sürdürür.

GAYRİ RESMİ TARİHÇİLERİN OLAYA BAKIŞI
Mustafa Kemal’in sonraları kaleme aldığı Nutuk’ta Padişah Vahdettin’in vatan haini olduğu yazılır. Peki, gerçek böyle midir? Alternatif görüşler ise bambaşka şeyler söylemektedirler. Bunlara göre; Padişah, İstanbul’dan işgalcilere karşı bir şey yapamayacağını anlamış ve Anadolu’daki halkların mücadelesinin organize edilmesi gerektiği kanaatine varmıştı. Bu nedenle Mustafa Kemal’i 9. Ordu Müfettişliği gibi bir geniş yetkiler vererek, O’nu bizzat kendisi Bandırma vapuru ile Samsun’a göndermiş ve aslında vatanın kurtarılması için milli mücadeleyi başlatmıştır.

KİM HAKLI KİM HAKSIZ
Şimdi bu görüşleri ele alalım. İlk etapta şunu belirtelim ki; Mustafa Kemal’in Samsun’a Osmanlı Padişahı tarafından gönderildiğini herkes bilmektedir. Çünkü bu resmi bir görevlendirme şeklindedir ve belgelidir. Müfettişlik bölgesi tarih kitaplarında; Trabzon, Erzurum, Sivas, Van vilayetleri ile Erzincan ve Canik (Samsun) müstakil sancakları olarak yazılmaktadır. Müfettişlik bölgesine komşu vilayet, sancak ve askeri birlikler de; Diyar-ı Bekir, Bitlis, Mamuretu’l-Aziz (Elazığ) Ankara, Kastamonu vilayetleri ile Kayseri ve Maraş sancaklarıdır. Bu vilayet ve sancaklarda bulunan askeri birlikler Mustafa Kemal’in emir ve taleplerini kabul edecekler. Ayrıca bu yetkiler sadece askeri değil aynı zamanda sivil idari yetkiler de olacak. Kısacası buraların hem askeri hem de sivil tüm idaresi Mustafa Kemal’de olacaktı.

PADİŞAH İLE SON GÖRÜŞME
Görüldüğü üzere kendisine çok geniş yetkiler verilmiştir. İsmet Bozdağ’a göre: “Mustafa Kemal’e sarayın vermiş olduğu yetki, bütün Osmanlı tarihi içinde yalnız Köprülü Mehmet Paşa’ya verilmiştir.” Gitmeden önce 15 veya 16 Mayıs 1919’da Padişah ile görüşen Mustafa Kemal, anılarında bu görüşmeyi detaylı bir şekilde yazmış: “Yıldız Sarayı’nda Vahdettin ile adeta diz dize denecek kadar yıkın oturduk. Sağına dirseğini dayamış olduğu bir masa üstünde bir kitap var. Salonun Boğaziçi’ne doğru açılan penceresinden gördüğümüz manzara şu: Birbirine paralel hatlar üzerinde düşman zırhlıları. Vahdettin unutamayacağım şu sözleri söyledi: Paşa, Paşa! Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin. Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir. (Elini demin bahsettiğim kitabın üstüne koydu ve ilave etti) tarihe geçmiştir.” (O zaman bunun bir tarih kitabı olduğunu anladım. Dikkatle ve sükûnetle dinliyordum). ‘Bunları unutun’ dedi. ‘Asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden önemli olabilir; Paşa Paşa, devleti kurtarabilirsin.’

Padişahın “Muvaffak ol” duaları ile oradan ayrılan Mustafa Kemal’e, Osmanlının en iyi vapurlarından biri tahsis edildi. Yanına askeri erkân verilip, gemi mürettebatı da görevlendirildi. Ayrıca rakamı üzerinde hala anlaşılamayan ödenek de tahsis edildi. Tüm hazırlıkları Osmanlı tarafından yapılan vapur, 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a vardı.

ATATÜRK’ÜN KANAATİ
Atatürk, İstanbul’dan uzaklaştırmak için bu görevin kendisine verildiğini söyler. Tabi İstanbul’da istenmeyen bir paşanın bu kadar geniş yetkilerle gönderilmesi biraz saflık olur. Nutuk’ta bu kadar geniş yetkilerin kendisine verilmesini tereddütle karşılayacaklar için Mustafa Kemal şu açıklamayı yapmaktadır: Hemen ifade etmeliyim ki, onlar bana bu yetkiyi bilerek ve anlayarak vermediler. Ne pahasına olursa olsun benim İstanbul’dan uzaklaşmamı isteyenlerin buldukları gerekçe Samsun ve dolaylarındaki güvensizlik olaylarını yerinde görüp tedbir almak üzere Samsun’a gitmek idi.”

TEZ-ANTİTEZ; SENTEZ
Şimdi salim bir kafa ile düşündüğümüz zaman; Samsun yöresindeki asayişsizliğin Diyarbakır, Elazığ gibi yerlerle ne ilgisi var? Neden Osmanlı Padişahı güvenmediği ve İstanbul’dan uzaklaştırmak istediği birini bu kadar geniş yetkilerle ve bu kadar geniş bir coğrafyaya gönderdi? Bu durum tam bir tezat teşkil etmekte ve ancak ve ancak şu şekilde yanıtlanabilmektedir: Padişah Osmanlı’nın kurtarılması için çareler arıyordu. İstanbul İngilizlerin işgali altındaydı. Yunanlılar İzmir’e çıkmıştı. Güvendiği birilerini geniş yetkilerle Anadolu’ya gönderip bir şeyler yapılabilirdi. İşte tam bu esnada Mustafa Kemal’e iş düşüyordu.

Yani oynanan İngilizlere karşı bir oyundu. Padişah Mustafa Kemal’i sözde Samsun ve civarındaki olayları önleme bahanesiyle, resmi olarak müfettiş olarak görevlendirmişti. Gayri resmi olarak da aslında Mustafa Kemal, Anadolu’daki Kuvay-ı Milliye denilen güçleri organize edip vatanı kurtarmaya çalışacaktı. Zaten sonraki dönemde Mustafa Kemal’i sürekli koruyup kollamaya çalışmıştır. Atatürk’ün Samsun’a varır varmaz sanki bir görev almış gibi hemen çalışmalara başlaması durumu yeterince açıklamaktadır.

Mustafa Armağan yaptığı açıklamalarla Mustafa Kemal ile Padişah Vahdettin arasında bir sır olduğunu belirtiyor. Mustafa Kemal’in bu sırrı zaferden sonra açıklayacağını Erzurum Kongresinin açılış konuşmasında deklare ettiğini söylüyor. Ancak daha sonra bir şekilde bu sır açıklanmıyor. Mustafa Kemal’in Padişaha gönderdiği telgraflarda kendisini Anadolu’ya gönderenin Vahdettin olduğunu açıkça yazıyor. Padişah ise yurt dışına çıktığında yaptığı ilk açıklama ile Mustafa Kemal’i Anadolu’ya mücadele için kendisinin gönderdiğini söylüyor. Mustafa Armağan bu şekilde olayın ikisi arasında İngilizleri oyalamak için plan olduğunu belirtiyor. Yani Vahdettin’in Mustafa Kemal’i İstanbul’a geri çağırması, O’nu istifa ettirmesi ve hakkındaki idam kararı aslında bu siyasi taktik gereği idi.

VAHDETTİN HAİN MİYDİ?
Laikçilerin uzun süre hain damgası vurdukları Vahdettin’in aslında vatanperver olduğu sonradan yine laikçiler tarafından söylendi. Nitekim ölmeden önce Bülent Ecevit gibi CHP’nin yıllarca genel başkanlığını yapmış bir başbakan bile Vahdettin’in vatansever olduğunu dile getirdi. Hatta daha da ileri giderek Anadolu’daki mücadeleye destek verdiğini de söyledi. Ayrıca Vahdettin yurttan ayrıldığında isteseydi devletin hazinesinden istediği kadar alırdı. Fakat bunu yapmadığı gibi İtalya Kralı Emanuel’in saraylarda kalıp, maaş bağlanması teklifini de üzerinde taşıdığı “Halifelik” unvanından dolayı “Halifeyi gayri Müslimlere muhtaç ettirmem” anlayışı ile nazikçe reddediyor. Kendisinin para işlerine bakan Fahri Bey; “Bu kadar ikramı reddediyorsunuz, herhalde mutfağınızda kuru soğan dahi kalmadığını bilmiyor musunuz” diyerek ikramları kabul etmesini söyler.

Vahdettin tüm bunları reddeder ve yokluk içinde 16 Mayıs 1926 günü San Remo’da vefat eder. Çevredeki borçlarından dolayı cenazesi rehin alınır. Cenazesi kaçırılarak Şam’a götürülür ve orada Yavuz Sultan Selim Camii haziresine defnedilir. Daha sonra Suriye ve Mısır Müslümanlarından toplanan para ile Padişahın borçları ödenir. Durum ne olursa olsun, Padişah Vahdettin’in, Mustafa Kemal’e vapur tahsis edip emrine yeteri kadar asker ve mürettebat vererek 9. Ordu Müfettişliği gibi bir görevle Samsun’a gönderdiği sabittir. Milli mücadeleden sonra Vahdettin’in kaçmak zorunda kaldığı aşikârdır. Çünkü kalsaydı ya idam edilir ya da ülke içinde fitneye sebep olurdu. Her halükarda Padişah yalnız bırakılmıştır. Cemal Kutay bu durumu şöyle açıklar: “Makyavelli mezardan çıksa Mustafa Kemal’i alnından öper.”
 
Mehmet Emin Özmen / doğruhaber
 
 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

İlim Tarih Haberleri

28 Şubat postmodern darbesi ve 27 Nisan e-muhtırası
Zilan Katliamı
Zilan Katliamı
Karaismailoğlu: Halkımızın yüzde 70'ini 2023 yılında hızlı tren konforuyla buluşturacağız
Fırat Kalkanı bölgesine saldırı hazırlığındaki PKK'li öldürüldü