Bir dava adamı: Selahaddin Ürük

Çocuk yaşlarda Kur'an'la tanışan, makamını ve rahatını geride bırakarak İslami çalışmalara yönelen Selahaddin Ürük, 5 Eylül 2001'de Adana'nın Pozantı ilçesinde şehit oldu.

Adana'nın Pozantı ilçesine bağlı Tekir Yaylası'nda kaldığı eve 5 Eylül 2001'de düzenlenen baskın sırasında şehit olan Selahaddin Ürük, şehadetinin 25'inci yılında ailesi ve dava arkadaşları tarafından anılıyor.

Ürük'ün hayatı, çocukluk yıllarında başlayan İslami eğitimin ardından gençlik döneminde yoğunlaşan davet çalışmaları, bu çalışmalar nedeniyle yaşadığı tutukluluk ve hicret yılları, ailesinden uzak kalmanın getirdiği hasret ve gençlere yönelik eğitim faaliyetleriyle şekillendi.

Onu yakından tanıyanların anlatımlarında ise Ürük'ün öne çıkan yönleri, çalışkanlığı, insanlarla kurduğu güçlü iletişim, gençlere duyduğu ilgi, sahip olduğu imkanları çevresindekilerle paylaşması ve hayatını inandığı değerlere göre şekillendirme konusundaki kararlılığı olarak anlatılıyor.

Altı yaşında Kur'an'ı hatmetti

Hacı Mehmet Ürük'ün anlatımına göre Selahaddin Ürük, küçük yaşlardan itibaren İslami ilimlere ilgi gösterdi. Babasının aktardığı bilgilere göre 6 yaşında Kur'an-ı Kerim'i hatmeden Ürük, okul hayatında da başarılı bir öğrenci olarak öne çıktı.

Bölgedeki okullar arasında yapılan sınavlarda ikinci olduğu belirtilen Ürük, ortaokulun ardından Diyarbakır Yatılı Bölge Okulu'nu kazandı. Lise eğitimini ise Samsun'da tamamladı.

Bir dönem babasının yanında duvar işlerinde çalışan Ürük'ün eğitimine devam etmek istediğini söylediği, daha sonra okul hayatına ağırlık verdiği aktarılıyor.

Gençlik yıllarında dönemin siyasi ve toplumsal atmosferinin de etkisiyle çeşitli düşünce çevreleriyle karşılaşan Ürük, zaman içerisinde İslami çalışmalara yöneldi.

Kardeşi Ahmet Ürük'e göre bu süreçte Ürük'ün hayatında önemli bir dönüm noktası yaşandı. 1980'li yılların başında İslami çevrelerle temas kuran Ürük, 1984 yılında Hizbullah Cemaati şehit lideri Hüseyin Velioğlu ile tanışmasının ardından çalışmalarını daha yoğun biçimde sürdürdü.

Makamı ve düzenli hayatı geride bıraktı

Selahaddin Ürük, çalışma hayatında da başarılı bir kariyere sahipti. Etibank Fosfat İşletmeleri'nde muhasebe şefi olarak görev yapan Ürük, dönemin şartlarında saygın ve imrenilen bir makamda bulunuyordu.

Ancak yakınlarının anlatımına göre Ürük, sahip olduğu makamı ve ekonomik imkanları İslami çalışmalarının önüne koymadı.

Kardeşi Ahmet Ürük, ağabeyinin muhasebe müdürlüğü görevinden ayrılarak çalışmalarına daha fazla zaman ayırmaya karar verdiğini anlatıyor. Ürük, daha sonra Diyarbakır'da muhasebe bürosu açtı. Ancak iş hayatından elde ettiği imkanların önemli bölümünü çevresindeki gençlerin eğitimine ve yürüttüğü faaliyetlere ayırdı.

Dava ve çocukluk arkadaşı Davut Tuna da Ürük'ün kazancını kişisel rahatlığı için kullanmak yerine kitap ve eğitim faaliyetlerine yönlendirdiğini anlatıyor.

Tuna'nın anlatımına göre Ürük, camide eğitim gören öğrencilerin ihtiyaçlarıyla da ilgileniyor, kendi imkanlarından onların yararlanmasını sağlıyordu.

"Her dakikayı dolu dolu geçirmeye çalışırdı"

Ürük'ün hayatında gençlerin özel bir yeri vardı.

Yakınlarından Ekrem Açılan, Ürük'ün özellikle lise çağındaki gençlerle yakından ilgilendiğini ve onların düzenli bir eğitim sürecinden geçmesini önemsediğini anlatıyor.

Ürük'ün evinin farklı bölümlerinde aynı anda farklı yaş ve seviyelerdeki gençlerle sohbetler yaptığı, haftalık programlar oluşturduğu ve öğrencilerin okudukları kitapları takip ettiği aktarılıyor.

Açılan'a göre Ürük'ün insanları etkileyen yönlerinden biri de iletişim kabiliyetiydi. Girdiği ortamlarda insanlarla kolay iletişim kurduğu, özellikle gençlerin kendisine yakınlık gösterdiği belirtiliyor.

Ürük'ün arkadaşlarıyla birlikte açtığı "Talebe Kitapevi" de bu çalışmaların araçlarından biri oldu. Yakınlarının aktardığına göre kitapevinde bulunan bazı kitaplar gençlere ücretsiz olarak veriliyor, elde edilen gelir de yine eğitim ve yardım faaliyetlerinde kullanılıyordu.

Ürük'ün annesi Sultan Ürük ise oğlunun evini mahalledeki çocuklara açtığını anlatıyor.

Sultan Ürük'ün aktarımına göre, mahalledeki 70-80 çocuk evlerinde Kur'an-ı Kerim dersi alıyordu. Yıllar sonra bu çocukların annesini gördüklerinde elini öpmeleri ve ihtiyaçlarını sormaları, ailenin hafızasında Selahaddin Ürük'ün geride bıraktığı en güçlü izlerden biri olarak kaldı.

Sultan Ürük'ün "Bir Selahaddin kaybettim ama binlerce Selahaddin kazandım." şeklindeki sözleri de oğlunun yetiştirdiği gençlerle kurduğu bağın aile açısından nasıl anlamlandırıldığını ortaya koyuyor.

Ailesi için de fedakarlıklarla dolu bir hayat

Selahaddin Ürük'ün hayatındaki en ağır bedellerden biri ise ailesinden uzun süre ayrı kalması oldu.

Eşi Elif Ürük'ün anlatımına göre çift 1984 yılının başlarında nişanlandı. Elif Ürük, eşinin kendisini zaman içerisinde İslami yaşam konusunda teşvik ettiğini, evliliklerinin de büyük ölçüde fedakârlık üzerine kurulduğunu ifade ediyor.

Ürük'ün sonraki yıllarda yaşadığı hicret hayatı nedeniyle ailesinden uzun süre ayrı kaldığı belirtiliyor.

Çocuklarının yüzünü görmeye hasret kaldığını anlatan Elif Ürük, eşinin ailesinden ayrılmasının kendisi açısından da kolay olmadığını ancak Ürük'ün yürüttüğü çalışmaları hayatının merkezine koyduğunu söylüyor.

Bu dönem, ailenin hafızasında yalnızca siyasi ve toplumsal baskılarla değil, aynı zamanda eş ve baba olarak yaşanan büyük özlemle yer etti.

Elif Ürük, eşinin eve geldiği zamanlarda dahi yoğun çalışmalarını sürdürdüğünü, bazen yorgunluktan oturduğu yerde uyuyakaldığını anlatıyor. Eşinin uykusunda bile gençlerin eğitimiyle ilgili sözler söylediğine defalarca şahit olduğunu belirtiyor.

Arapça öğrenmeye ve Kur'an'ın anlamını kavramaya da önem veren Ürük'ün, sabah namazından sonra ailesine Arapça dersleri verdiği ve tefsir çalışmalarını onlarla paylaştığı aktarılıyor.

"Mükemmel bir eş ve mükemmel bir babaydı"

Elif Ürük, eşini yalnızca yaptığı çalışmalarla değil aile içindeki kişiliğiyle de yad ediyor.

Onun anlatımına göre Selahaddin Ürük, çocuklarının eğitimine önem veren, ailesini de hayatını sürdürdüğü değerler doğrultusunda yetiştirmeye çalışan bir babaydı.

Ürük'ün zaman israfına karşı hassas olduğu, gereksiz harcamalardan kaçındığı ve sahip olunan imkanların ihtiyaç sahipleriyle paylaşılmasını istediği aktarılıyor.

Yakınlarının anlatımlarında bu yönüyle Ürük, hayatını büyük ölçüde sadeleştirmiş, kişisel rahatlığını geri plana atmış ve vaktini çevresindeki insanlara ayırmış bir kişiydi.

Elif Ürük'ün aktardığı bir başka ayrıntı ise Selahaddin Ürük'ün şehadetinden iki gün önce yaptığı uzun konuşma.

Elif Ürük, eşinin hayatını baştan sona anlattığını ve uzun yıllardır devam eden evliliklerinin ardından artık şehadete hazır olduğunu söylediğini aktarıyor.

Bu sözler, ailenin hafızasında şehadetten hemen önce yaşanan son günlerin en çarpıcı anılarından biri olarak yer alıyor.

Zindan ve hicret yılları

Ürük'ün hayatının bir başka önemli dönemi ise 1990'lı yıllarda yaşandı.

İslami faaliyetleri nedeniyle 1992 yılında alıkonulduğu, ardından tutuklanarak Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi'ne gönderildiği belirtiliyor. Yaklaşık 10 ay cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edilen Ürük hakkında 1994 yılında yeniden tutuklama kararı çıkarıldı.

Bunun ardından uzun süre hicret hayatı yaşadığı aktarılıyor.

Ailesinin anlatımına göre bu yıllarda Ürük, eşinden ve çocuklarından uzun süre ayrı kaldı. Yaşadığı şartlar nedeniyle çocuklarının bir süre anneannelerinin yanında kaldığı, Ürük'ün onları görmeye duyduğu özlemin ise aile içinde sık sık dile getirildiği belirtiliyor.

Yakınlarının anlatımında cezaevi ve hicret yılları, onun hayatındaki en ağır dönemlerden biri olarak öne çıkıyor.

Buna rağmen arkadaşları, Ürük'ün çalışmalarını bırakmadığını ve gençlerle kurduğu bağı sürdürmeye çalıştığını ifade ediyor.

5 Eylül 2001 gecesi

Selahaddin Ürük, 5 Eylül 2001'de Adana'nın Pozantı ilçesine bağlı Tekir Yaylası'nda kaldığı eve düzenlenen baskın sırasında şehit oldu.

Dava arkadaşlarından Mehmet Bahattin Temel, Ürük'ün daha önce yaşadığı tutukluluk ve işkence deneyimleri nedeniyle yeniden yakalanmaktan çekindiğini, baskın sırasında evin arka tarafından ayrılmaya çalıştığını belirtti.

Temel'in anlatımına göre Ürük, evden ayrılmaya çalıştığı sırada ağır silahlarla ateş edilmesi sonucu şehit oldu.

Ürük'ün kızı Sümeyye Ürük de 5 Eylül 2001 gecesini çocukluk hafızasından aktarıyor.

O tarihte 13 yaşında olduğunu belirten Sümeyye Ürük, gece yarısı silah sesleriyle uyandıklarını, ardından bahçeye gaz bombaları atıldığını ve babasının balkona çıkmasının ardından şehit edildiğini öğrendiklerini anlatıyor.

Sümeyye Ürük'ün anlatımında o gece, bir çocuğun gözünden ani biçimde parçalanan bir aile tablosu olarak yer alıyor.

Cenaze sürecinde yaşananlar

Selahaddin Ürük'ün kardeşi Ahmet Ürük, şehadetin ardından ailenin cenazeyi teslim alma ve defin sürecinde ciddi zorluklarla karşılaştığını anlatıyor.

Ahmet Ürük, aileye cenaze işlemleri sırasında araç temin edilmesinde dahi güçlük çıkarıldığını, cenazeyi alabilmek için aile bireylerinin kendi imkanlarıyla Adana'ya gittiklerini belirtiyor.

Ürük'ün naaşının otopsinin ardından teslim alındığını aktaran kardeşi, eşinin cezaevinde bulunduğunu, çocukların ise bir süre kurum bakımına alındığını söylüyor.

Ailenin çocukları daha sonra buradan aldığı, cenazenin memlekete getirildiği sırada ise yoğun güvenlik önlemleri altında az sayıda kişinin katılımıyla defin gerçekleştirildiği belirtiliyor.

Böylece bir ailenin 17 yıllık evlilik hayatı, çocukların babasız kalışı ve uzun süren ayrılıkların ardından yaşanan şehadet, 5 Eylül 2001'de daha büyük bir acıyla sonuçlandı.

"Gittiği her yerde iz bıraktı"

Selahaddin Ürük'ü tanıyanların yıllar sonra üzerinde birleştiği noktalardan biri, onun insanlarla kurduğu ilişkiler.

İş arkadaşı Hacı Mehmet Demirel, Ürük'ün iş yerinde çalışanlara karşı adil ve ilgili davrandığını, işçilerin maaşlarını zamanında ve eksiksiz almalarına önem verdiğini anlatıyor.

Demirel'e göre Ürük'ün insanlara yaklaşımındaki nezaket ve samimiyet, onunla çalışanların kendisine yakınlık duymasını sağlıyordu.

Çocukluk ve dava arkadaşı Davut Tuna da Ürük'ü "fedakâr" bir insan olarak hatırlıyor. Tuna, arkadaşının malını, zamanını ve imkanlarını yürüttüğü çalışmalar için harcadığını belirtiyor.

Ekrem Açılan ise Ürük'ün liderlik özelliğinin bulunduğunu ve bu özelliğinin çevresindeki gençler üzerinde etkili olduğunu ifade ediyor.

Açılan'ın anlatımında Ürük'ün en belirgin özelliklerinden biri de zamanı değerlendirme konusundaki hassasiyeti. Gece gündüz demeden çalışan, farklı yaş gruplarındaki gençlerle ilgilenen ve gittiği her yerde insanlarla bağ kurmaya çalışan bir kişi olarak anlatılıyor.

25 yıl sonra geride kalan hatıra

Selahaddin Ürük'ün hayatına ilişkin anlatılar, 25 yıl sonra ailesinin ve yakınlarının hafızasında farklı yönleriyle yaşamaya devam ediyor.

Babası Hacı Mehmet Ürük, oğlunu güzel ahlakıyla; annesi Sultan Ürük, kendisinden ders alan çocukların yıllar sonra gösterdiği vefayla; eşi Elif Ürük, fedakarlıkları ve aile hayatıyla; kızı Sümeyye Ürük ise çocukluk hafızasında kalan son geceyle hatırlıyor.

Arkadaşları ise onu çalışkanlığı, insanlarla iletişimi, gençlere verdiği önem ve sahip olduğu imkanları paylaşmasıyla anlatıyor.

Selahaddin Ürük'ün hayatının en dikkat çekici taraflarından biri de sahip olduğu imkanlarla tercih ettiği hayat arasındaki fark olarak öne çıkıyor. İyi bir eğitim almış, önemli bir işletmede yöneticilik yapmış ve toplumda saygın bir konuma ulaşmış bir kişi olmasına rağmen, yakınlarının anlatımına göre kişisel rahatlığını ikinci plana atarak kendisini İslami faaliyetlere adamıştı.

Onun ardından yetişen gençlerin yıllar sonra ailesiyle bağ kurmaya devam etmesi ise Ürük'ün geride bıraktığı etkinin ailesi tarafından nasıl görüldüğünü ortaya koyuyor.

Aradan geçen çeyrek asra rağmen Selahaddin Ürük'ün adı, onu tanıyanların anlatılarında yalnızca 5 Eylül 2001'de yaşanan olayla değil; çocuklara verdiği Kur'an dersleri, gençlerle yaptığı sohbetler, ailesine duyduğu bağlılık, cezaevi ve hicret yıllarında yaşadığı sıkıntılar ve sahip olduğu imkanları çevresindekilerle paylaşmasıyla birlikte anılıyor.

5 Eylül 2026, onun şehit olmasının üzerinden 25 yıl geçtiği tarih olarak kayda geçerken, ailesi ve yakınları açısından ise bu tarih yalnızca bir şehadet yıldönümü değil, geride bırakılan hatıraların yeniden hatırlandığı bir gün anlamı taşıyor. (İLKHA)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Mazıdağı‎ Haberleri

2 kişi hayatını kaybetti
Mardin'in Mazıdağı ilçesinde bir iş yeri daha silahlı saldırıya uğradı
Mazıdağı'da araçta fenalaşıp hayatını kaybeden çocuk defnedildi
4 yaşındaki çocuk hayatını kaybetti
MAZIDAĞI KÖYLERİNİN KÜRTÇE ADLARI