Bu tablo AKP'nin eseri

Said El KURDİ

 AKP'nin Kasım 2002 seçimlerinde iktidara geldiği dönemi hatırlayın. Hatta 2004 yılına kadar ki zaman dilimini. 1990'lı yılların başında gücünün zirvesindeyken PKK, yine bugünlerde yaptığı gibi bölge bazında tüm muhalif kesimlere, özellikle de Hizbullah'a dayattığı “Ya Sev, Ya Terket” politikasının ağır faturasını ödemenin verdiği kepazelik haliyle tırnakları sökülmüş sırtlan gibi orta yerde kıvranıyordu.

1990'lı yıllara girilirken halkın büyük çoğunluğunun yüz vermekten imtina ettiği PKK, o dönemin şahin aktörlerinin tüm Kürt halkını PKK ile eşdeğer tuttuğu militarist politikalar sonucu örgüt geniş bir tabana kavuşmanın mutluluğunu yaşamakla kalmıyor, aynı zamanda bu mutluluğu şahin geçinen vesayetçi kliklerden kopyaladığı baskıcı tutuma da çeviriyordu.

1990'lı yılların sonlarına gelirken Kürtleri PKK'nin kucağına iten askeri operasyonlar örgütün kırsal kadroları üzerinde nisbi bir etki bırakırken, PKK'yi kanlar içinde kıvranan yaralı sırtlana dönüştüren asıl faktör, PKK'nin bölge genelinde kurmaya çalışırken ters tepen baskıcı, zorba, katliamcı politikalarının ters tepmesiyle olmuştu.

Gerileyen PKK enkazının yanında, aynı zamanda yıpranan bir vesayet sistemi de enkaz olarak orta yerde duruyordu. Bu yönüyle 2002 seçimleri Türkiye'de bir kırılma noktası olarak beliriyor ve yeni bir parti olarak kurulmuş AKP, girdiği ilk seçiminde büyük bir farkla iktidar koltuğuna bağdaş kuruyordu.

Belli bir süre sonra savunanı bile kalmayan vesayet döneminin kötülükleri bir bir ortaya dökülürken aynı zamanda AKP hükümetinin bu aşamadan sonra neler yapacağı, nasıl bir tutum takınacağı, özellikle Kürt sorunu ile PKK sorunu konusunda ne tür adımlar atacağı merak konusu olmuştu.

Şimdi Cumhurbaşkanı olan dönemin Başbakanı Erdoğan ve AKP'nin çekirdek kadrosu, teorik olarak süren sorunların farkında idi. Tayyip Erdoğan'ın 2005'te ilk fırsatta D.Bakır'da konuşurken “artık bu sorun benim sorunumdur” deyip asırlık Kürt sorununu çözeceğini beyan etmesi, açıkçası çözümden korkan derin devlet kalıntıları ile PKK dışında herkesten büyük takdir toplamıştı.

Sonrasını biliyorsunuz; ilkin “Oslo Süreci”, ardından da hala bir şekilde süren “İmralı Süreci” ile AKP hükümeti bu kronik soruna neşter vurmaya başladı.

Herkes olumlu, kabul edilebilir bir çözüm yöntemi beklerken AKP'nin süreç boyunca uyguladığı yanlış taktikler bugün için adına çözüm denilen süreci tam manasıyla çıkmaz sokağa sürüklemiştir.

Vesayetin Kürtlerle PKK ayırımı yapmadan giriştiği yıkım karşısında PKK'nin tedhişçi uygulamaları nasıl ki vesayetin tedhişçi uygulamalarının gölgesinde kalmışsa, bugün için PKK'nin giriştiği baskıcı, zorba, tehditçi, tedhişçi, katliamcı uygulamalarının büyük çoğunluğu da aynı şekilde AKP'nin çözüm adı altında uyguladığı yanlış politikalarının gölgesinde kalmış bulunmaktadır.

PKK'nin 1990'lı yılların başında palazlanması nasıl ki askeri vesayet rejiminin halk ile PKK arasında ayırım yapmamasının sonucu ise; Son dönemde PKK'nin palazlanmasının sebebi de  AKP'nin çözüm konusunda PKK ile Kürt halkını aynı kefeye koyması olmuştur.

Halkın çözüm bekleyen tüm sorun, arzu ve istekleri PKK ile çözüm masasında pazarlık konusu haline getirilmiş, dolayısıyla PKK'nin elde etmekte zorlandığı Kürt halkının tek temsilcisi olma sıfatı, bu yanlış uygulamayla PKK'ye altın tepside sunulmuştur.

İkisinin de amacı PKK'yi etkisiz kılmak iken, vesayet, aşırı baskıcı politikalarla PKK'yi büyüttü; AKP, büyük imtiyazlar tanıyarak PKK'yi ikinci kez büyütmüş oldu. Nitelikleri ve iddiaları farklı olsa da PKK'yi büyütme noktasında AKP, vesayet rejimi ile aynı işlevi görmüştür.

En başta Kürtlere düşmanlık kodlarıyla donatılmış bir örgüt olan PKK'ye, çözüm adı altında tanınan her imtiyaz, Kürtlere verilmiş imtiyazlar olarak değerlendirilerek örgütün Kürt düşmanlığının önünün daha da açılmasını sağlamıştır.

Daha önce kan revan içinde kıvranan sırtlan konumuna düşen PKK, AKP'nin çözüm imtiyazlarıyla önce yaralarını sardı, ardından Kürt halkının dini, insani, ahlaki değerlerine karşı taarruza geçmeye başladı.

Artık öyle bir noktadayız ki, PKK'nin yaptığı her taşkınlıkta, yaktığı her şeyde, döktüğü her kanda, işlediği her vandallıkta hiç kimse AKP'nin etkisini inkar edemez durumdadır.

“Sebeb'ül Fiili Kel Faili” kaidesi gereğince;

AKP çanak tuttu, PKK yaptı.

AKP hala bile çanak tutuyor, PKK yapıyor.

PKK'ye veya siyasi uzantılarına yönelik en ufak bir saldırının faili asla meçhul kalmıyor, AKP hükümeti hemen yakalayıveriyor. Ama PKK veya siyasi uzantılarından kaynaklanan yüzlerce saldırı, yakma, yıkma, kundaklama, öldürme fiillerinin neredeyse tümü hala bile “faili meçhul” durumdadır.

En son şu iki örneğe bir bakın isterseniz.

Cizre'de PKK'nin en kapsamlı saldırısının yaşandığı esnada onbir saat ortalıkta görünmeyen devlet, yine PKK'nin işlediği Xanıké köyündeki vahşi cinayetlerde katili kurtarmak için onbeş dakika içerisinde köye helikopterli kurtarma operasyonu düzenliyor.

Bugüne kadar yakalanmayan cinayet faillerini, ortalıkta geğire geğire dolaşmayı sürdüren azmettiricileri bir tarafa bırakın, sırf PKK'yi küstürmemek adına AKP hükümetinin hergün takla üstüne takla atması, seçim dönemine has meydan salvoları veya kısa süreli medyatik şovları yüzde yüz oranında yalanlamaya yetmektedir.

Durum açık ve nettir. Vesayet rejimi, operasyonlarla PKK'yi güçlendirerek 1990'lı yıllarda Kürtlerin başına musallat etti;

AKP ise, Çözüm bahanesiyle PKK'yi güçlendirerek, alan açtırarak Kürtlerin başına musallat etmiştir.

Elbette PKK için belirlenen bir projeleri vardır ve günü geldiğinde maşa niyetine kullandıkları bu örgütü kırma yoluna gideceklerdir. Ama bu süre zarfında Kürt halkını da kendilerince terbiye etmeyi murad etmektedirler.

Devlet patentli hormonlarla palazlandırılan PKK'nin 1990'lı yıllarda kırıma uğraması, nasıl ki namlu yönelttiği Kürt halkının içinden çıktığı öz dinamiklerin harekete geçmesiyle gerçekleşmişse;

Bu pervasız tutumundan vazgeçmezse, yine Kürt halkının bağrından çıkan öz dinamiklerin duvarına toslamaktan kurtulamayacaktır.

Kürtleri terbiye etme planı kapsamında PKK'nin palazlandırılması kimi mahfiller için “Tarihin kaçınılmaz tekerürü” ise; Kürt halkının öz dinamiklerinden şamar yemesi neden aynı şekilde “Tarihin tekerrürü” olmasın?!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.