Cerablus Harekatı… Başarı mı, Tuzak mı?

Said El KURDİ

Başarılı diyenler de var, bu bir tuzaktır diyenler de. Ama bunun “Koridor ve tampon bölge” meselesi üzerinden Türkiye'nin uzun zamandır arzuladığı bir harekat tarzı olduğunu unutmamak gerekir.

Bu yönüyle Türkiye'nin uzun zamandır arzuladığı harekat ilk kez gerçekleşti. Ki Türkiye'nin uzun süredir arzuladığı bu tür bir harekata Amerika hep engel olurken, bu kez arzu edilen harekat, Amerika ile koordineli olarak yürütüldü.

Amerika'nın YPG'yi bir tarafa bırakarak Türkiye'nin harekat arzusuna bu kez eşlik etmesini, bir yönüyle başarısız darbenin Amerika karşısında ilk başarılı sonuçları arasında zikretmek mümkündür.

Darbe girişiminin sponsor ülkesi Amerika idi ve sonrasında Türk yetkililerin tüm eleştiri okları Amerika'ya yönelmişti. Harekatın Biden'in “ilişkileri onarmak” amacıyla Türkiye'ye gelmesine denk getirilmiş olması, aynı zamanda yoğun eleştirilerden kurtulmak adına Amerika'nın Türk tarafına yaptığı bir jest anlamına da gelmektedir. Daha önce “koridora” müdahale arzularını asla kabul etmeyen Amerika, harekattaki işbirliğiyle aynı zamanda “dostluğumuz baki kalsın” mesajını da vermiş oldu.

Her şeye rağmen Türkiye için harekat düzenleme kabiliyetinin gerçekleşmiş olması, yine başarısız darbenin başarılı sonuçlarından biri olarak Rusya ile sağlanan yakınlaşmadan kaynaklandı.

Uçak düşürme hadisesinden sonra Türk muharip gücünün sınırı geçmesi adeta “yasaklı” hale gelmişti. Rusya ile sağlanan ilişki, “yasaklı” alanı “serbest bölge” haline getiren en önemli faktör oldu.

Rusya'nın müsaadesi ve Amerika'nın aktif desteği ile yapılan Cerablus harekatı, aynı zamanda darbe sonrası Türk dış politikasının girdiği “yeni seyrin” kendileri açısından ilk başarılı meyvesi oldu.

Ruslar, Türkiye'nin Amerika ile arası ne kadar bozulursa bu durum bölgesel rekabet koşullarında kendileri açısından artı değer ifade edeceğini biliyorlar. Amerika ise, darbeye destek vererek bozduğu ilişkileri onarmak için daha önce Türkiye'nin arzuladığı kimi hamlelere karşı yaptığı blokajdan vazgeçmek durumunda kalmakla, aynı zamanda Türkiye'yi olası Rus etkisinden kurtarmanın da hal çaresine bakmak durumunda kalmıştır.

Türkiye'nin darbeye yaptığı katkısından dolayı Amerika'ya karşı soğuk tavrı, Gülen'in iadesi üzerinden bir müddet daha sürecektir. Batı, Türkiye'nin bu soğuk tavrı karşısında önemli oranda ürküntü duymakta, bunu, Türkiye'nin Rus kampına yönelebileceği şeklinde okumaktadır.

Ancak her şeye rağmen Türkiye'nin bu aşamada kamp değiştirebileceği olasılığı çok da mümkün görünmemekle beraber, şimdilik Rusya ekseni ile yaşadığı olumlu ilişkileri, Amerika ve Batı'ya karşı bazı noktalarda boyun eğdirme aracı olarak kullanacak bir pozisyon elde etmiş bulunmaktadır.

Bu ve benzeri nedenlerin bir araya gelmesi, Türkiye'nin çokça arzuladığı Cerablus harekatı tarzı bir girişimde bulunmasını epeyce kolaylaştırmıştır. Amerika fiili destek verdi, Rusya orta şeker bir endişe belirtmekle geçiştirdi, Suriye gayet hafif tonlu bir “kınama” ile harekatı geçiştirmiş oldu.

Türkiye'nin tek istediği şey, sadece harekat düzenlemek değildi tabii ki. Harekat sonrası, eskiden beri dillendirdiği ancak Amerika'nın “mümkün değildir” şeklinde geçiştirdiği “Tampon bölge” arzusunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği durumu daha fazla önem arzetmektedir.

Türkiye'nin istediği “Tampon bölge” arzusu gerçekleşirse;

YPG üzerinden dillendirilen “Koridoru” kesebileceği gibi, göçmenlerin önemli bir bölümünü bu bölgeye yerleştirerek aynı zamanda taşıdığı göçmen yükünü de önemli oranda hafifletebileceği öngörülmektedir.

Ama her şeye rağmen Suriye sahasının çok kaygan bir zemin olduğu, ittifaklarda olduğu gibi düşmanlıklarda da süreklilik arzeden bir pozisyon yakalamanın çok güç olduğu bilinmektedir. Türkiye'nin şu anda Amerika ile Rusya arasında tutturduğu “dengeli ilişki”, kendisi açısından Cerablus harekatını ve şimdilik bu harekatın “başarılı” geçmesini beraberinde getirdi. Ancak bu “dengeli ilişkinin” de iki güç arasında bir tercihe zorlanması olasılığı eninde sonunda Türkiye'nin önüne gelecektir. Böyle bir tercih kapısına dayandığında ancak o zaman Türkiye'nin şimdilik “başarılı” geçen Cerablus harekatının gerçek başarı düzeyini belirlemiş olacaktır.

İki güç arasında “dengeli ilişki” bariz bir tercihle yüzyüze kaldığında o zaman şimdilik başarılı geçen Cerablus harekatının gerçekte başarıyla mı, yoksa tuzağa dönüştüğü tezleriyle mi sonuçlanacağı gerçeği daha belirgin bir hal almış olacaktır.

Şimdiki haliyle Türkiye, kendi açısından önemli bir hamle yaparak hem tampon bölge, hem de YPG koridoruna engel teşkil ettiği sonucunu yakaladığını öngörmektedir.

Cerablus harekatının ilk etapta görünen kaybedeni ise YPG olmuş görünmektedir.

Öngörülen “Koridor” ve dolayısıyla diğer kantonların Afrin ile birleşmesi planlarında en geçerli kartları Türkiye sınırında Cerablus'a sıkıştırılan IŞİD'in varlığı idi. Amerika'nın da Türkiye ile ters düşme pahasına YPG'ye verdiği desteğin ana gerekçesi IŞİD'le mücadele idi. Bu durumda YPG'nin “Koridor” hayalleri büyük yara aldı. Amerika'nın Cerablus'ta Türkiye ile işbirliğine gitmiş olması, aynı zamanda Fırat'ın batısına sarkan YPG varlığının nehrin doğu yakasına çekilmesi tehditlerini de beraberinde getirdi. Bu da Amerika üzerinden YPG'ye atılacak ikinci gol anlamına gelmektedir. Cerablus'un YPG eliyle değil de Türkiye eliyle harekata maruz kalkmasının birinci gol olduğunu unutmayalım.

Bundandır ki, Türkiye'nin IŞİD'e karşı yaptığı Cerablus harekatına en çok içerlenen YPG oldu. Burada her ne kadar IŞİD ve kontrol ettiği Cerablus hedef alındıysa da aslında en ağır darbeyi YPG yemiş oldu.

Buradan şu sonuca varmak mümkündür. Amerika ve uluslar arası güçler için lokal kapasiteye sahip yerel örgütler asla vazgeçilmez değildir. Kaldı ki bölgesel bazda Türkiye gibi bir ülkenin kapasitesi varken Amerika asla YPG gibi dar kapasiteli yerel bir oluşumla stratejik bağlar kurmaz. Olsa olsa kullanabileceği kadar kullanır, sonra da birilerine hediye ederek zedelenen ilişkileri onarmak için “eşantiyon” muamelesine tabi tutar.

YPG/PKK vb bileşenlerin, üç beş Amerikalı savaş lejyonerinin “uzman” sıfatıyla Rojava bölgesine konumlanması üzerinden ne denli destansı kompozisyonlar çizdiklerini herkes gördü. Çatışmalarda ölen her bir “Lejyoner” için ne denli propagandalara sarılarak kitlesine “Heval Coni” üzerinden devrimciliğin enternasyonalist edebiyatına sarıldığını ibretle izledik. Onlar, “YPG saflarına katılan Heval Coni” şeklinde lejyonerlere “erat” muamelesi yaptıklarını zannederken, aslında o “eratların” kendilerine mıntıka temizliği yaptıran birer misyon adamı olduklarını ya göremediler, ya da görmek istemediler.

Ki bu durumun, savaş bölgelerinde mayın tarlalarına sürülmekle meşhur “Mayın merkepliği” kavramına denk düştüğünü herkes bilmektedir.

IŞİD'in ele geçirdiği bölgeler Amerika için birer “mayın tarlası” idi ve kendi askerleri zayiat vermesin diye “mayın merkeplerine” ihtiyaç duymaktaydı.

Cerablus da “mayınlardan” temizlendiğine göre YPG/PKK Suriye sahasında artık ne işe yarayacak ki?!

Esad yönetimi bile artık “işiniz bitti, lazım değilsiniz” mesajı veriyorsa, ABD niye demesin ki?!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.