Çıkmaz sokak: Suriye

Abdullah KAVAN

Suriye savaşı altıncı yılına girerken iç açıcı bir tablodan bahsedilemez. Vekâlet savaşlarının sürdüğü Suriye'de içinden çıkılmaz bir tabloyla karşı karşıyayız. Özellikle açlıktan ölen insanların manzaraları içler acısıdır. Bu günlerde çok konuşulan Madaya'nın kuşatılması ve insanların açlıktan ölmesi tablonun hangi aşamaya geldiği ve siyasi rantlar için insanların ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyor. Bitkileri ve kedi-köpek etlerini yemek zorunda kalan bu insanlara dünya ne kadar duyarlıdır. Kendi çıkarları için Suriye'yi bir çıkmaza sokan emperyalist güçlerden merhamet beklemek pek doğru olmaz. Ancak onların oyunlarına gelen Müslüman devletlerin liderleri, bu savaşın piyonları olması hesabıyla büyük bir mesuliyetle karşı karşıyadırlar. Suriye'deki yüz binlerce katliam ve milyonlarca göçe sebebiyet verenlerin siyasi çıkarları ne kadar onlara yarar sağlayacağı muammadır. Suriye'de başlayan savaşla birlikte bugün konuşulan Madaya, Fuya, Kefreya'daki açlıktan ölen tabloların aynısını daha önce de görmüştük. Şam yakınındaki “Yermük” kampında da aynı manzaraları görmüştük. Bu kampta yaşayan Filistinlilerin etrafı sarılmış ve insanların açlıktan ölmelerine göz yumulmuştu. Tıpkı bugün Madaya ve birçok ilçede olan manzara gibi; oradan kaçmak isteyenleri keskin nişancılar öldürüyordu. “İnsan haklarından” bahsedenlerin “demokrasileri” sadece kendi taraftarlarına işlediğini hepimiz görmüştük. Ondan sonraki süreçte Suriye'de işkence fotoğraflarının ortaya çıkışıyla “Baas Rejimi'nin” nasıl bir zalim ve insanlıktan çıkmış olduklarına şahit olmuştuk. Dünya gündemine oturan bu işkence fotoğraflarında; insanların açlıktan bir deri-bir kemik kaldıkları, üzerlerine yakılan naylon damlatarak ölümcül yara içerisinde kaldıklarına, aç köpeklere yedirilerek onları öldürdüklerine ve daha birçok insan dışı uygulamaların fotoğraflarına şahit olmuştuk… Yine AB ve BM gibi “insan havariliğine” soyunanların “ kınama” mesajlarından başka bir tablo görmemiştik. Baas rejimi bununla da kalmayıp, kimyasal silah kullanmış ve yüzlerce çocuk- ihtiyar demeden sivilleri katletmişti. Yine bu Emperyalist ülkelerin “kırmızıçizgimiz” olarak duyurdukları kimyasala karşı da bir adım atılmamıştı… Bugünde konuşulan Madaya gibi şehirlerde açlıktan ölen insanlar, onların çıkarlarının ne kadar önünde, sormak gerekir…

Bu kadar duyarsızlık ve siyasi hesaplar varken, 25 Ocak'ta Cenevre'de Suriye'nin çözümü için bir araya gelecek devletlerin, içten ve samimi bir portre ortaya koyacaklarına inanmak mümkün değildir. Suriye'nin siyasi meseleleriyle alakadar olan devletlerin kendi aralarında uzlaşmasıyla ancak bir çözüm getirebilir. Bunun ilk adımı da Müslüman devletlerin liderleri, Rusya ve ABD'siz bir çözüm önerisi getirmekle hal olunabilir. Yoksa Şii-Sünni “fay hatlarını” oluşturmak isteyen, başta ABD ve Rusya'nın taraftarlığını yapmakla bu işler çözümsüz kalır. Oluşturmak istedikleri Şii-Sünni blokundan istifade etmek ve bu devletlerin bir araya gelmemesi adına; bu savaşın devamını sağlamak ana hedefleri olmuştur. Bu hedefleri olan Emperyalist devletlerden “Suriye meselesine” çözüm getirmeleri ve “Cenevre'de”  ilgili devletleri toplamaları bir avutmadan başka bir şey değildir. Bunun farkında olan devletler, 25 Ocak'ta yapılacak toplantının ertelenmesini gündemlerine almış bulunuyorlar. Suriye'yle alakadar olan kilit Müslüman devletlerden İran, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır gibi devletler işin çözümünde etkili bir rol alabilirler. Ancak bugünkü pozisyonda Suriye üzerinden birbirlerine mesafeli durmaları nedeniyle çözüm kilitlenmiş durumda... Kendilerine yakın görünmek isteyen emperyalist devletlerin hedefi; onları zayıflatmak ve birbirlerine kırdırıp üzerlerinden çıkar devşirmektir. Geçen 2015 yılı itibariyle Ortadoğu'ya en çok silah satan ve kâr elde eden ülke ABD, ikincisi ise Rusya'dır. Böyle bir pazarı kaçırmamak adına bu devletlerin bir araya gelmemesi adına her türlü hileye başvuruyorlar.

Sonuç olarak; Müslüman devletler bir şekilde bir araya gelme yolunu bulmalı ve kendilerini ateşe atan emperyalist devletleri tanımak, çözümün ana temelidir. Avrupa birliği, 28 Hıristiyan devletini bir araya getirmişken, Müslüman devletlerin bunu başarmaması için hiçbir sebep geçerli değildir. Sebeplerin arkasına sığınmayarak, sadece Suriye değil, hem kendileri hem de bütün ümmetin maslahatını düşünerek bir araya gelmenin yolunu bulmalıdırlar. Bunu başardıklarında hem Suriye hem de bütün İslam ümmetine hamidarlık yapabilirler…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.