Davetçi miyiz, Partici miyiz

Emin GÜNEŞ

 Kuşkusuz her Müslümanın mecburi görevi, olmazsa olmaz vasfı davetçiliktir. Davetçilik zaman ve mekân üstü bir vazifedir, mükellefiyetle başlar ölünceye kadar devam eder. Fakih değilim ama yanılmıyorsam “davet” kazası olmayan bir ibadettir.

Davet vazifemizi dernekler vasıtasıyla sürdürürken belli bir eşiğin aşılması için parti kurma zarureti hâsıl olmuştur. Particilik, davet faaliyetlerimizin sadece vasıtalarından biridir. Ama görüyoruz ki bazı kardeşimiz adeta davetçi olduklarını unutmuşçasına kendilerini particiliğe kaptırmışlar maalesef.

Particiliği İslami ilkelerimiz çerçevesinde bir davetçi asaletiyle sürdürürken, ister istemez bütün davetçilerin karşılaştığı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Tüm davetçilerin yaptığı gibi gece davet ettik, gündüz davet ettik, açıktan davet ettik, gizliden davet ettik, ama nafile. Bize kulaklarını kapatanlar olduğu gibi kalplerini, gözlerini kapatanlar da oldu. Kavli leeyin ile söyledik, hiçbir ücret istemediğimizi söyledik, dünyalık peşinde olmadığımızı söyledik, dinleyen oldu dinlemeyen oldu. Karşılaştığımız netice ortada. Aldığımız netice izinden gittiğimiz resullerin aldıkları neticeye uygun ve şaşılacak bir durum yok. Oysa kendini particiliğe kaptıranlar beklentilerini yüksek tutanlar için netice hüsran gibi algılandı.

Kuşkusuz davetçi davetini geniş kitlelere ulaştırmakla yükümlüdür. Bununla beraber geniş kitlelerin davete icabetini de arzu eder. Gayesi Allah'ın (cc) rızasını kazanmaktan ibaret olmasına rağmen dünyada da rabbinden hayır ister/umar. Ama bu olmadı diye asla ye'se kapılmaz, umutsuzluğa düşmez. Daha çok kişinin teveccühünü sağlamak için ilkelerinden taviz vermeyi aklından dahi geçirmez.  Davete icabet edilmemesinde kendisinden kaynaklanan bir kusur varsa bunu araştırır ve gidermeye çalışır, ancak kendisi kusursuz denilecek derece bir çaba göstermiş, üzerine düşeni harfiyen yapmış ise artık kendisine düşen sabır ve tevekküldür.

İnanıyorum ki kardeşlerimiz üzerlerine düşeni yaptılar. Çoğunluk da burada dikkat çektiğimiz konuların bilincindedir elhamdülillah. Ancak az da olsa bazı kardeşlerimizde belirtilerini gördüğümüz particilik hastalığının bünyeye yayılmaması için tedbir almak zorundayız.  Aksi takdirde parti kurduğumuz zaman bize yöneltilen “siz de selefleriniz olan partiler gibi sonu gelmeyen tavizlerle istikametinizi bozarsınız, onlar gibi yoldan çıkarsınız” diyenleri haklı çıkarmış oluruz.

Daveti particilik anlayışı ile değerlendiren sayısal ifadeleri başarı ölçüsü olarak kabul edenlerin öncüsü tespitlerime göre meşhur Pavlos'tur. Daha çok taraftar toplamak için içki yasağını ve sünnet olma emrini göz ardı ederek dini tahrif etmiş ama gerçekten taraftar sayısında patlama yaptırmıştır. Sonuç israil oğullarına gönderilen Hz. İsa (as)'ın sahih daveti kendisinden kısa zaman sonra teslise yani şirke dönüştürülmüştür.

Günümüzde iktidar olan ve ya iktidara yaklaşan İslamcı partilerin de ilkelerinden taviz verdikleri, asli kimliklerinden uzaklaştıkları (gömlek çıkartma yoluyla) herkesin kabulüdür. Seçimlerden böyle başarılar bekleyenler için aslında bu partiler birer fırsattır. Nasıl olursa olsun zafer kazanmak derdinde olanlar sandıklardan yüksek oranda oy bekleyenler bu partiler yoluyla amaçlarına ulaşabilirler.

Sadece derdi dünya olanların işi kolay, ama hem ahireti hem de dünyayı isteyenlerin işi arzu ettikleri mükâfatla orantılı olarak zordur.  Fesada uğramış bir toplum muslihlere neden destek olsun ki? Toplumumuzu ilmik ilmik öreceğiz, özellikle geleceğin seçmeni ve henüz fesada uğramamış gençleri davaya kazandırmak en sağlıklı yol olsa gerektir. Nitekim Resulullah'ın (sav) da metodu bu değil miydi?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.