Davette söz ile özün bir olması

Mehmet ŞENLİK

İnsanlık tarihi boyunca pek çok siyasi, felsefi ve fikri doktrin, hayat sahnesinde yer almıştır. Bunlarda hep dikkat edilen en önemli ve en öncelikli husus; dava ile hakikat, söz ile amel, iddia ile vakıa, teori ile pratik arasında farklılıkların bulunduğudur. Her zaman iddia, söz ve dava, vâkıadan, amelden ve olaylardan üstün olagelmiştir.

Ancak peygamberlerin hayatında bunun aksini görmekteyiz. Onların sözleriyle davet ettikleri şeyin mutabık olduğunu görmekteyiz. Hiçbir peygamber muarızlarının "senin yapmadığın bir şeyi niçin bize dayatıyorsun" dediğine şahit olunmamıştır. Onları gören, onlarla muhatap olan insanlar, henüz onların peygamberliğini bilmeden doğruluk ve dürüstlüklerini teslim etmişlerdir.

Nitekim Yusuf aleyhisselamın zindan arkadaşları, henüz iman etmedikleri halde ona: "Şüphesiz biz seni iyilik ve ihsan sahiplerinden görüyoruz." Diyerek ona müracaat etmiş rüyalarının tabirini ondan istemişlerdi. Çünkü beraber kaldıkları zindan ortamında onun güzel ahlakına ve faziletli kişiliğine şahit olmuşlardı.

Şu halde başkalarına iyiliği emreden ve rehberlik eden kişinin her şeyden önce sözü ile özü bir olmalı, kendisinin yapmadığı bir şeyi başkasına söylememeli, kendine layık görmediği bir işi başkasına teklif etmemelidir. Şüphesiz insanın sahip olduğu şeyler içinde en değerli olanı, güzel ahlaktır. Vazifede başarılı ve muvaffak olmanın sırrı; doğru sözlü, tatlı dilli ve sabırlı olmaktır.

Nitekim İslam'ın ve peygamberin azılı düşmanı Velid bin Muğire, Hz. Peygamberde gördüğü bu tarzdan güzel hasletleri şöyle itiraf etmişti: "Vallahi Muhammed'in sözü öyle bir tatlıdır ki; kökü de dalı da meyve veren ağaç gibidir. Onun sözüne benzer bir söz bulamazsınız!.." (İbni Sad)

Evet, o, sallallahu aleyhi vesellem, güzel ahlâkın timsali idi. Onun gibi olmaya çalışmak, onun gibi yaşayan Kur'an olmaya gayret etmek, onun sünneti üzere bir hayat sürmek... Çünkü o, bizim için en güzel örnektir: "Andolsun ki sizin için, Allah'ı ve âhiret gününü arzu eden ve Allah'ı çokça anan kimseler için, Allah'ın resulünde en güzel örnekler vardır." (Ahzab, 21)

İşte o, Allah'ın seçtiği bir rehber olarak, hem sözleriyle hem de yaşayışıyla insanlara örnek olmuştur; İnsanlardan bir şeyi yapmalarını isteyince, önce kendisi bunun kat kat fazlasını yapmıştır. Herkesten fazla namaz kılmış, herkesten fazla oruç tutmuş ve herkesten fazla sadaka vermiştir. Her türlü aşırılıktan kaçınmış, daima orta yolu izlemiştir.

O, çok merhametliydi, ama merhameti zaafa varmıyordu. Çok cömertti; fakat müsrif ve savurgan değildi. İbadete çok düşkündü; ama dünyayı da ihmal etmiyordu. Çok bağışlayıcıydı; fakat tavizkâr değildi. Şefkatli ve yumuşak huyluydu; ama gerektiğinde cephede tek başına bile direnebiliyordu... İşte davetçi böyle olmalıdır ki, insanlara etkili olsun ve söz geçirebilsin.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin, gerek nübüvvet öncesi ve gerek sonrası hali ve yaşayışı, Mekke'lilerce gayet güzel biliniyor, peygamberliğinde O'nun temel fikrine karşı koyarak tevhidi kabul etmemek, yayılmasını engellemek için türlü yollara başvuruyorlar, fakat şahsi yaşayışı hakkında en küçük bir ithamda bulunamıyor, O'nun "El Emin" kişiliğini itiraf etmek zorunda kalıyorlardı. Çünkü O, insanlara teklif ettiği hususları herkesten önce kendi nefsinde fazlasıyla tatbik ediyordu.

O halde sözümüzü doğrulayan amellerimiz ve icraatlarımız olmalı! Davamız amellerimizle temsil edilmeli ve süslenmelidir. Amelleriyle ters düşenler, şeyh Sadi Şirazi'nin dediği gibi, hiçbir şey söylemesinler, gitsin evlerinde otursunlar! Belki bu şekilde bir vebalden kurtulmuş olurlar. Bunu Allah (c.c), söylüyor: "Ey iman edenler! Yapmadığınız bir şeyi niçin söylüyorsunuz! Yapmadığınız bir şeyi söylemeniz, Allah katında büyük bir vebale sebeptir." (Saf: 2)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.