Diwana Mizgin`de Ümmet Fikriyatı

Dr. Abdulkadir TURAN

Son dönemde yazılmış belki hiçbir eserde Diwana Mizgin’de olduğu kadar ümmet fikriyatı

belirgin değildir. Bu eserde ümmet o kadar belirgin ki eserin kendisi Kürtçe yazılmış bir ümmet eseri olmuş

Dünyayı işgal altında tutan modern yapılanmanın İslam ümmeti ile ilgili bir hedefi vardı: Ümmeti yok etmek ve onun sahip olduğu yerüstü ve yeraltı zenginliklerini kendisini oluşturan güçler arasında paylaştırmak.

Bu hedefe ulaşmanın iki yolu vardı:

1.Ümmeti fiziki olarak (bedenen) ortadan kaldırmak.

2.(Bu mümkün değilse) ümmeti ruhen öldürmek. Ümmetin ümmet olmasını sağlayan iman, akide, hayat tarzı ile ümmeti oluşturan toplumlar arasında duvar örmek. Bedenle ruhu birbirinden ayırmak o toplumları İslam ümmetinin imanından, akidesinden, fikriyatından, hedeflerinden, kaygılarından, dertlerinden, hayat şeklinden uzaklaştırmak.

Bunun da iki yolu vardı. Ki aslında o yollardan biri diğerini kolaylaştırdığından, biri diğerine geçişi sağladığından bunlar başlı başına bir yol olmaktan öte birer aşamaydı. Anlaşılması için “iki yol” dediğimiz, gerçekte bir yolun ilk ve ikinci bölümleridir. O yolda yürününce birinci bölüm, ikinciye götürecek. Ancak modern yapılanmanın işgal hırsı yüksek olduğundan imkân bulsa birinci bölümü yürümeden ikinci bölüme geçecek. Ara yollardan yolu kısaltacak.

Neydi ve nedir ümmetten kurtulmanın iki yolu?

Yeryüzünde “İslam olmakla iftihar ediyorum” diyen bir toplum bırakmamak.

(Bu mümkün değilse) Toplumlar, İslam olmakla övünseler de onlarda ümmetin hedefleri için çalışma cesareti bırakmamak; fiziki veya fikrî darbeler vurarak onların bunu göze almasını engellemek.

Emperyalizmin iki yüz yaşını geçen bu hedefi göz önünde tutulmadan, modern çağdaki, herhangi bir İslam toprağına, herhangi bir İslam halkına, herhangi bir İslam topluluğuna yönelik saldırıları eksiksiz değerlendirmek mümkün değildir.

Müslümanlar kendilerini hangi bütün içinde görürlerse görsünler, küfrün gözünde onlar, ümmetin birer birimidirler.

İslam’a açılan savaş kimi cüzlere açılmış görünse de gerçekte topyekûn bir savaştır. Bu savaş, belirli bir İslam coğrafyasına yönelmişse de (belirli bir İslam halkına açılan kısmı, düşmanın oluşturduğu sıra içinde daha çok güncelleşmişse de “bir gruba yönelik operasyon” denilerek sunulmuşsa da) gerçekte ümmeti yok etmek içindir. O birimi yok etmek, gerçekte ümmeti yok etmenin bir aşamasıdır sadece.

Seydaye Mela Mizgin’in “Diwana Mizgin”inde bu topyekûn savaşa karşı duyarlı (hassas) bir farkındalık, yüksek bir şuur vardır. Bu farkındalık, ümmetin bir birimi olma farkındalığıdır; bu şuur, ümmet şuurudur.

Miladi 20.yüzyılın ilk çeyreğine değin, Hindistan’dan Balkanlara; Kafkasya’dan Yemen’e, Doğu Türkistan’dan Fas’a İslam dünyasında Müslüman olmak ile ümmete sahip çıkmak bir tutulurdu. Ne var ki o yüzyılın ikinci çeyreğinin hemen başından itibaren “dünya gerçeğinde” ümmete sahip çıkmak, kof bir ütopya (karşılıksız bir hayal) gibi oldu. Düşman, ümmete sahip çıkmayı o kadar “pahalı” bir iş olarak gösterdi ki Müslüman toplumlardan adeta “kendini kurtarmak isteyen”, ümmet ateşe atmaya razı oldu. “Geçmişini kurtaran kaptandır” sözü Müslüman toplumlarda neredeyse “hayat ilkesi” haline geldi.

Miladi 21.yüzyılın başında ise daha garip bir felaket doğdu. “Dünya gerçeği” bir yana İslam dünyasında kendilerini hedefleri açısından “İslami hareket” görsün görmesin, kimi dindar yapılanmalar içinde ümmetten söz etmek adeta kabahat oldu. Ulusal yapılar, ümmetten söz etmeyi vatan, millete ihanet gördü. O dindar yapılarda “ulaşılmaz ile uğraşma mantıksızlığı” diye yaftalayarak meseleye baktı; ümmetten söz edenlere alttan alta kızdı. Çaresizlikten, imkânsızlıktan sürüklenilen bir pratik; İslam dünyasında sabit bir düşünceye bürünmeye başladı. Diwana Mizgin’de bu çelişkiye karşı ümmet bayraktarlığı vardır.

BÜTÜN UNSURLARI İLE ÜMMET

Diwana Mizgin’de bütün unsurları ve ilgileriyle ümmet müdafaası vardır. Ümmet, o unsurlarla bir bütündür; onun savunucusu o ilgilerle ancak anlaşılır.

Nedir o unsurlar ve ilgiler?

Ümmetin “değerleri (esasları)” vardır. Bu değerler, Allah’a imandır, vahye imandır, Peygamberlere imandır. Ümmet için kâinatı ve insanı yaratan Allah’tır; insanı dünyaya yerleştiren Allah’tır. Kâinatı yöneten Allah’tır; insanların inanç ve yaşamını düzenleme hakkı Allah’ındır. Allah, bu hakkı Peygamberlere vahiy göndererek icra etmiştir. İnsana düşen teslim olup itaat etmektir.

Diwana Mizgin, ümmet şairlerinin geleneği üzerine, “Tevhid” başlığı altına alabileceğimiz şiirlerle başlar. Bu şiirler de Allah’a iman ve teslimiyet işlenir:

“Allah, âlemin Rabbidir, her şeyin yaratıcısıdır. Bu güzel ve uyumlu kâinatın hepsini o var etmiştir.”

“Sana sayısız hamd ve şükür olsun. Ki sen bizi emir ve nehiylerine muhatap kıldın... Emrin başımız gözümüz üstüne... Kötü ve zararlı şeyleri bize haram, iyi ve temiz olanları helal kıldın... Sen, bizim için İslam’ı program kıldın.”

(O dizeleri olduğu gibi alma imkânımız olmadığından “çeviriye yakın” halleri ile yetineceğiz.)

Diwan, yine ümmet şairlerinin geleneği üzerine Hz. Muhammed Mustafa (sav) sevgisini anlatan şiirlerle devam eder:

“İnsan için yol gösteren Allah’ın Peygamberleridir. Allah onlarla yeryüzüne doğruluk ve adalet gönderdi... Ey Muhammed, Allah’ın elçi ve Resulü... Sonsuza değin senin dinin üzereyiz... Kendimizi Senin için her an feda ediyoruz. Rehber ve Peygamberi hak sonsuza değin Hz. Muhammed’dir. O, peygamberlerin sonuncusudur... Odur Musa, Davud ve İsa’nın müjdesi... İslam, cihan dinidir, her Peygamberin dinidir... Kur’an her an güneş gibi şahiddir... Biz, ona hakkıyla iman etmişiz ve onunla yücelmişiz... Biz, mazlumların özgürlük (sorununa) çaresi, dindir, Şeriat-ı Muhammed’dir... Hepiniz, Muhammedi rehber edinin, mürşid edinin... Muhammed ki âlemlere rahmettir... Muhammed ki zalimleri kaygıya sürükleyendir... Muhammed ki insanlığın kurtuluşudur... Annemiz, babamız, çocuklarımız hepsi Ona feda olsun.”

(Dizeleri kimi zaman farklı şiirlerden aldım. Çeviri eksikleri de oluşmaktadır. Buna rağmen sözlerdeki sevda, ümmetin bir vasfı olarak kendini yeteri kadar ilan edebiliyor?)

Bu değerlere iman eden, Kur’an’da millet olarak da yerini bulan bir topluluk vardır. O topluluk, hem geçmişi hem bu yönüyle ümmetin kendisidir. Ümmetin insan olarak varlığıdır. O varlığın çekirdeği “Müslüman fert”tir. Divan’da dava eri, Müslüman’dır” davayı yüklenen topluluk da ümmettir. Müslümanlardan oluşan ümmet, fert ve toplum olarak çağrının muhatabıdır.

Seyda, ümmetin şuur ehlini teşvik eder; gafillerini ise uyandırmaya çalışır:

“Ey milletê İslam, milletê Kur’an

Yeter artık, uykudan uyan ey şêrê meydan

İnsanlığa sahip çıkacak olan sensin

Tarihte sen çok şan sahibisin

Ezilenlerin özgürlük ve hak umudusun...

Allah-u Ekber Muhammed rehber...

Yolsuz, rehbersiz, fermansız, Camiasız, davasız, mektepsiz değiliz 

Yolumuz Kur’an yoludur, rehberimiz Mustafa’dır 

Müslümanız, Müslümanız, Müslüman.”

Ümmetin üzerinde yaşadığı bir coğrafya vardır. Bu coğrafya Endülüs’ün bir bölümü örneği hem idari olarak hem üzerinde yaşam hakkı bakımından kaybedilmiş olabilir. Kudüs örneği sadece idari olarak kaybedilmiş ancak Müslüman orada yaşıyor olabilir. Hem idari olarak hem üzerinde yaşam hakkı bakımından ümmetin elinde olabilir.

Diwan’a Mizgin’de ümmet coğrafyası neredeyse bütün kesimleriyle anılıyor. Ama Diwan’da özellikle sıcak savaşın sürdüğü yerler anılıyor, onlara dikkat çekiliyor. Filistin, Çeçenya, Lübnan gibi kanayan yaralar Diwan’da kendisine yer buluyor.

“Miraç ve İsra yeri Kudüs yine esirdir. Bundan dolayı ümmet bu kadar elem içinde dünya bu kadar hakirdir...

Bu şafaka delildir, İran, Lübnan, Afganistan, Sudan. İşarettir bu bahara Cezayir, Mısır Çeçenya’nın mücahitleri ve halkı  Hepimiz için taçsınız, iftihar kaynağısınız...”

Ümmetin sorunları (derdi) vardır. Bu sorunların en büyüğü değerler bakımından ve fiziki olarak varlığını kaybetme tehdididir. Dünya küfrü, bu uğurda iki ana araçtan yararlanmaktadır:  Irkçılık ve mezhep taasubu. Mezhep taassubu kimden gelirse gelsin bundan sonraki süreçte İslam dünyasını felakete sürüklemek isteyenlerin bir maşasıdır. Diwan’da hem ırkçılık hem mezhep-fırka taassubu reddedilir. İkisine karşı da İslam kardeşliği ifade edilir:

“Amerika, zulümden kurtarma iddiasıyla bizi aldatmak istiyor 

Cahili kavmiyetçilikle bizi yutmaya çalışıyor...

Ne Kürtçüyüz ne Türkçüne köhne ırkçılığın peşindeyiz 

Resulullah’ın davasının peşinde (Hz.) Selman ve Ammar’ın kardeşiyiz...”

“(Hz.) Ebubekir, (Ömer) Faruk, Osman ve Ali güneşimizdirler...

(Hz.) Hasan’ın aklı, Hüseyin’in gayret ve kanı ölünceye kadar bize yol göstericidir 

(İmam) Seccad, Zeyd, Bakır, Yahya, Cafer seydamızdır 

Dört mezhep imamı ve zamanın mücedditleri 

Biz onların ilminin peşine verdik aşk ve şevkle 

Yeni Said’in (Nursi) ilmi,

Ş. Said’in yakîn tüfeği 

Şehid Hüseyin’in aklı 

Önderlerimizdir.

“Ha Şafii ha Hanefi ha Kadiri ha Nakşibendi 

Ha Nur medresesi olsan ha Rufai-Suhreverdi 

Hepimiz kardeşiz cehaletten fırkacılığa sürüklenmişiz 

Davamız Allah’ın şeriatını hakim etme davasıdır.”

Ümmetin düşmanları vardır: Bu düşmanlar, eski-yeni, uluslararası güçler, onların yerel işbirlikçilere, o işbirlikçiler arasındaki ilişkiler, bir bütün olarak Diwan’da ümmet öfkesinin yöneleceği kesimler olarak anlatılır: (yer darlığından kısaca alalım)

“Kur’an’ım vardır Çin rejimine neyleyim

 Amerika, Rus, Londra, Berlin (rejimleri) 

Marks, Mao, Lenin kon dökücülerin liderleridir...”

Ümmetin hedefleri vardır: Bu hedeflerden manevi olan yüce Allah’ın rızasına kavuşmaktır. Maddi olan, ümmetin sorunlarından kurtulması ve İslam’ın yeryüzüne hâkim olmasıdır. Diwan’da hem manevi hem maddi hedefler işlenir:

“Ey Allah’ım biliyorsun ki Sen’in için bu yola girdik

Küfür âlemine savaş açtık...

İslam yeryüzüne hâkim olsun diye.

Bu hedeflerin önderleri vardır. Onlar peygamberlerden bu güne pek çok ismiyle Diwan’da toplanır.

“Eğer Şah-ı Nakşibendi ve Şeyh Abdulkadir sağ olsalardı asla küfrün hükmüne razı olmazlardı...

İnsan için iyilik isteyenler, din ve özgürlük kahramanları / (Hasan El) Benna, Fadlallah, Humeyni, Nursi ve Hüseyin...

Kim tanımamış Cevher Dudayev’i, Aslan Selimhan, Şamil Basayev, Şeyh Şamil’di düşmana gündüzü geceye çeviriyordu...

Zafer size mübarek olsun Hamas ve Kassam birlikleri / Şeyh Yasin, Rantisi, Reyyan, Heniyye ve feraset sahibi Meş’al...

(Bu arada Diwan’da Üstad Bediüzzaman belki en çok anılan önderdir.)

Bu hedefler uğrunda can veren Müslümanlar vardır. Seyda onlardan, tanıdıklarını, duyduklarını, kendisine haber verilenleri şiir şiir anlatır. Bu bölüm, Diwan’ın uzun bir bölümünü oluşturur. Ümmet, onların destanı etrafında bir daha anlatılır.

Söz söyleme nimetini imanın hizmetine seferber eden bu eser,

- Gerçeğin destanı olma

- Sözü mecazlaştırırken gerçeği o mecaz içinde kaybettirmeme

- Teşvik ederken ölçüyü koruma

- Nefreti şahıslardan öte tiplere yönlendirme

- Hikâyeleştirirken fikriyatı ihmal etmeme

- Fikriyat verirken hikâyeyle örneklendirme gibi pek çok özelliğiyle yakın tarihe Kürtçe şiire, şiir-fikriyat ilişkisine ilgi duyan araştırmacıları bekliyor.

Doğruhaber Gazetesi

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.