Diyarbakır’da, "Şehitler Gecesi Gazze Şahitliği" temasıyla İhvan Der tarafından bir program gerçekleştirildi. Selahaddin Eyyûbi Cami Konferans Salonu’nda düzenlenen programda Gazze’de yaşananlar ve şehadet kavramı ele alındı.
Program, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Etkinlikte Gazze’de yaşanan insanlık dramı, direniş ruhu ve şehadet kavramı ele alınırken, konuşmacılar ümmet bilinci ve dayanışmanın önemine dikkat çekti.
"Zafer işaretiyle büyüyen bir nesil var"
HAMAS Batı Şeria sorumlusu Cabir el-Bergusi, yaptığı konuşmada çocukluk döneminde yaşanan bir olayı anlatarak Gazze direnişiyle ilgili önemli mesajlar verdi.
Bergusi, "Hapisten çıkıp Batı Şeria’dan sürgün edildikten sonra bir gün Gazze’nin sokaklarında yürüyordum. Kış mevsimiydi. Soğuk iliklere kadar işliyordu. Bir çocuk gördüm… Üzerinde ince elbiseler vardı, ayağında ayakkabı yoktu. Soğuktan tir tir titriyordu. İnsanlar yanından geçip gidiyor, kimse hâline aldırış etmiyordu. Tam o sırada yüzlerini örtmüş Kassam Tugayları’ndan beş mücahidin geldiğini gördüm. Küçücük çocuk onları fark ettiği anda sanki üşümeyi unuttu. Titremesi durdu. Mücahitler gözden kayboluncaya kadar parmaklarıyla zafer işareti yaptı, onları överek coşkuyla sözler söyledi. Yıllar geçti. O çocuk büyüdü, 18 yaşına geldi. Aksa Tufanı’na katılanlardan biri oldu. 7 Ekim günü israilden esir alan bir mücahide dönüştü. Biz evlatlarımızı böyle yetiştiriyoruz. Daha küçücük yaşta zafer işareti yaparak büyüyorlar. Sonra o işareti omuzlayıp yollarına devam ediyorlar. Bizler de beldelerimiz özgürlüğüne kavuşuncaya ve inancımız yeryüzünde hâkim oluncaya kadar bu işareti yapmaya devam edeceğiz." şeklinde konuştu.
"Şehadeti anlamak, sözün üzerinde durmaktır"
Programda konuşan Siyer Vakfı Başkanı Muhammed Emin Yıldırım ise Diyarbakır’ın şehadet bilincinin güçlü olduğu bir şehir olduğunu ifade etti.
Şehitlerin emanetini taşımanın kolay olmadığını belirten Yıldırım, "Şehadeti ve şehitliği en iyi anlayan beldelerden birindeyim. Diyarbekir demek, şehitler yurdu demektir. Şehadeti içselleştirmiş binlerce gencin yaşadığı bir şehir burası. Gidenler, bu sancağı en güzel şekilde taşıyarak gittiler. Onlar, Rablerinin katında rızıklandırılmakta ve en güzel mükâfatlara mazhar kılınmaktadırlar. Fakat kalanlar olarak bizim işimiz daha zor. Çünkü kalmak, omuzlarımıza büyük bir sorumluluk yüklüyor. Kalanlar, o şehitlerin sancağını sadakatle taşımak zorundadır. Bu ise hiç de kolay değildir. Her şubat ayının 'şehadet ayı' olarak ihya edilmesi, bu meselenin yeniden konuşulması ve diri tutulması gerektiğini bize hatırlatıyor. Öyle erler vardır ki 'er oğlu erler' dediğimde; İsmail Haniye’yi, Yahya Sinvar’ı, Yahya Ayyaş’ı ve Şeyh Said’i yazın. Diyarbakır’dayız; Şehid Yasin Börü’yü, Aytaç Baran’ı, Riyad’ı, Cumali’yi ve Allah yolunda kendini feda eden bütün şehitleri yazın. Tam adamlığın kitabını yazanlar onlardır. O erlerden öyleleri vardır ki, Allah’a verdikleri söz üzere dosdoğru durmuşlardır. Birkaç gün sonra Ramazan ayına kavuşacağız. Herkes kendini sorgulasın. Yirmili yaşlarda 'şehadet' diyordun; otuzlu yaşlara geldin, hâlâ diyebiliyor musun? Fakirdin, cebinde para yoktu; şehadet diyordun. Şimdi imkânların arttı, konforun çoğaldı, araban lüks oldu hâlâ 'şehadeti istiyorum' diyebiliyor musun? Eğer diyebiliyorsan, şehadeti gerçekten anlamışsın demektir." ifadelerini kullandı.
İLKHA