Düsturumuz Kur’an’dır

Fatih AKMAN

Şehit Üstad Hasan el Benna –Allah ona rahmet etsin- düsturları sıralarken, “Allahu gayetuna, verresulu zaimuna” dedikten sonra “el Kur’anu düsturuna” diyor.

Biz de yerin ve göğün tek ilahının Allah olduğu,  evrende mutlak hakimiyetin tek sahibinin de O olduğunu tüm kainata haykırdık. Akabinde içinde bulunduğumuz imtihanın neticesinde Allah’ın rızasına demir atmak için yegane önderin, öğretmenin ve numune-i misalin Allah’ın Resul’u olduğunu farklı açılardan ele aldık.

Bu gün ise mevzumuz Kur’an’dır. Müslüman bir toplumda yaşıyoruz. Kur’an okunur, ona saygı duyulur, güzel süslemeler içerisinde duvarlara asılır, kitaplıklara bırakılır. Fakat olması gereken bu mu? Sualine -Allah rahmet etsin- Şair Mehmet Akif ERSOY’ cevaben: “İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin. Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için” ( Safahat, s. 153.) der. Allah rahmet etsin Ali Ulvi KURUCU da hatıratında “el Kur’anu düsturuna”dan bahsederken,  “Anayasamız Kur’an’dır. O ne emrederse onu yapar, neyi nehyederse ondan kaçınırız.” Der.

Yani anlaşılan, kuru kuru ihlassız, amelsiz “Rabbimiz Allah’tır, ben de Allah’a iman ettim, O’na teslim oldum” demek ve Allah’ın Resul’üne, amelsiz iman, bedelsiz muhabbet, samimiyetsiz bağlılıkla bağlılık ne kadar ahirette geçerli akçe ise Kur’an’ın belirlediği hayat tarzına bigâne, emir ve nehiylerine karşı bir lakaytlıkla Kur’an’a inanmak da o kadar geçerli bir akçedir.

Peki, Kur’an bizim için ne ifade ediyor? Bizden ne istiyor?

Kur’an, hayatımızın mihenk taşı, nefes alıp verişimizin anlamı, saadet-i dareynin kılavuzu ve miftahıdır, öyle olmalıdır.

Tabiri caizse Kur’an bizim için hayatın el kitabıdır. Çünkü Kur’an, a’dan z’ye tüm hayatı ihata eden inanç, amel, ahlak, adalet, alış veriş, savaş, barış gibi tüm hususlarla ilgili en üst mertebeden söz söyleyen en üstün kelamdır. Bir makineyi en iyi bilen mucidin kullanıcılar için hazırladığı kullanma kılavuzu mesabesindedir. Zira ezelden ebede mutlak âlim olan, insanı yoktan yaratan, insanın eksikliklerini, acizliklerini ve zaaflarını da en iyi bilen O’dur. Bundan sadece Müslümanlar için değil –bilseler, kabul etseler- tüm insanlık için Kur’an’ın üstünde söz, Kur’an’ın fevkinde kelam, Kur’an’a rağmen mutlak kurtuluşa çağıran bir program, hakiki anlamda şifa sunan bir reçete yok. Hem sadece dünya hayatının değil ahiret hayatının halası da O’na bağlıdır.

Bu gün Müslümanlar bunalımda, insanlık buhranda ise bunun tek sebebi Kur’an’ın olması gereken yerde olmamasındandır. Kur’an’dan yeterince istifade edilmemesindendir. En çok okunan kitap, Kur’an olsa da yaşanan bir kitap olmamasındandır.

Maalesef mevcut durum, küfrün Müslümanları Kur’an’dan uzaklaştırma projesidir ve ne yazık ki küfür başarılı olduğu bu projesini de sürdürmeye devam ediyor. Biz de bilerek veya bilmeyerek bu konuda yeterli hassasiyeti gösteremiyoruz.

Ne mi yapıyoruz? Kur’an’dan bihaber yaşıyoruz. Ne mi yapmalıyız? Kur’an’ı evimizin süsü değil, hayatımızın kadısı, hakimi, yaşamımızın vazgeçilmezi kılmalıyız. İşte o zaman Kur’an’ın bizim için ifadesinin pratiğini ve Kur’an’ın bizden istediğinin gereğini yapmış olacağız. O zaman sorun ve sıkıntılarımız çare, dertlerimiz derman, istikbalimiz istiklal, dünya ve ahiretimiz saadet bulacak.

Rabbim, son nefese dek bizi de hayatının merkezine Kur’an’ı koyan kullarından eylesin. Vesselam.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.