Feto'yu unutmamak

Mirali YILDIRIM

Piyasaya baktığımızda, halkın FETO'yu iyi tanıdığını, unutmak istemediğini ve unutamayacağını pek-âlâ görürüz. Öte yandan, kimi etkili ve yetkili kişi ve kurumlardaysa aynı duyarlılığı gösteremeyen, ötelemek isteyen kişi ve mercilerin olduğunu da görebiliriz.

Bir, iki, nihayet üçüncü defa sıçrayabilen FETO çekirgesi hinliğinin mezata düşmüş gerçeklerine bakalım.

Kainat İmamı (Herkülorg)'un şahsında; değerleri ve bunlara ait stratejik kelime ve kavramları kirlettiler, bulandırdılar, sulandırdılar. İşte:

“Muhterem, mübarek, infak, zekat, fitre, kurban, ümmet, kardeşlik, mümin, mücahit, şehit, cihat, nur(nam-ı diğer ‘ışık'),  hoşgörü, tevazu, komşuluk, eğitim, sınav, kul hakkı, cemaat, dua, fetva; Haçlı-Batı, ABD, israil, ezilenler, işgal, kâfir, münafık, muhacir...”  ve daha niceleri..

Kavramlar da en az bizler kadar mağdur oldu. Aldıkları yaralar; ancak bir nesil sonra şifa bulabilir. Liseli vasat bir öğrencinin dahi FETO'yla bağdaştırdığı Nedim'in şu gazeline bakın Azîz Aşkına!

     “Tahammül mülkünü yıktın Hülâgû Han mısın kâfir / Aman dünyâyı yaktın âteş-i sûzan mısın kâfir/Nedir bu gizli gizli âhlar çâk-ı girîbânlar (yaka-paça yırtmalar) / Acep bir şûh (sevgili)'ye sen de âşık-ı nâlân mısın kâfir / Sana kimi (MOSSAD) ‘Canım' kimisi (CIA) ‘Cânanım'deyü söyler/ Nesin sen doğru söyle Can mısın Cânan mısın kâfir / Niçin sık sık bakarsın böyle mir'ât-ı mücellâ(parlak ayna)ya / Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir/ Nedîm-i zarı bir kâfir esir etmiş işitmiştim / Sen ol Cellâd-ı dîn ol Düşmen-i İman mısın kâfir”

Allah'ın verdiği aklı; hilede kullandılar. Sınav sorularıyla beraber, milyonlarca gencin hayallerini de çaldılar.

Dünyada, fakiri külfet, elit ve zenginleri nimet bilip bunların hanehalklarıyla ve bunların kazanımlarıyla ilgilendiler.

SIZINTI'yla kurumlara, zihinlere sızdılar. Bu maharet, elbette onların değil onları; bekaları için kullanan CIA ve MOSSAD gibi küresel Haçlı İstihbaratlarınındı. Bu yüzden de dünyanın her yerinde, zemine uygun çalışabildiler.

Eğittikleri mezunlarıyla “çeşitli çap ve markalarda(?)  kurumlara, alanlara sızdılar. ÖSYM, KPSS, emniyet ve askeriye gibi kritik kurumların sorularını irtikâp ederek sızıntı alanlarını genişlettiler. 

Emniyet, askeriye ve yargıdaki birimleriyle profesyonel cinayetler işlediler. Batman'da, Cevzet Soysal, boynu kırılarak infaz edilmişti.

Doğu'da, Peygamber Sevdalıları gibi dindar STK'lara; Batıda da STK'lara ilaveten kurumlardaki hedef kişileri infaz veya itibarsız yaptılar.

Boynuz”  oldular, “kulağı geçmeye” başladılar. Devleti tamamen ele geçirmek için de sistematik olarak şunları yaptılar.

Müsteşar Hakan Fidan'ın şahsına, makamına talib oldular.

Verilmeyince de Kürt Sorununun Çözümünün konuşulduğu kritik Oslo Görüşmelerini basına sızdırdılar.

17-25 Aralık “Yolsuzluk(!)” Operasyonu adı altında, emniyet üzerinden Erdoğan'ın bizzat şahsına kastettiler.

Yargı ve Jandarmayla -uluslararası suç ve yargılama için- MİT Tırlarını bastılar. Hedef yine aynıydı.

Şah vuruşu için; Sivil İmamlar öncülüğünde TSK'yla, 15 Temmuz İhanet Darbesine kalkıştılar. PKK'nın Cûdî'de yaptığının ve kullandığı silahların beterini Ankara, İstanbul.. Marmaris sokaklarında yaptılar.

Sisi gibi Haçlı'dan “caizdir(?)” olurunu almışlardı. “Yapacakları yıkım ve cinayetlerin hesabı sorulmayacak, darbe yapıldı..” dahi denilmeyecekti.

Gözleri kararmıştı “hoşgörü(!) abidesi Hocaefendi” ve Mürîdanı, devlete ve millete ağır bedeller ödetti.

Ömürlerini “Allah ile aldatmaya” adayanlar, Gayretullah'a dokunmuş, suçüstü yakalanmışlardı. “Deme yaav…, bunu da mı yaptılar..?” pişkinliklerini yapacak imkan ve kabiliyetleri kalmamıştı. Takke yerde, kel görünmüştü.

Allah'ın inayetiyle gayrete gelen halkın sillesiyle zelil oldular elhamdülillah!

Halk görevini yaptı. Hin'i de Hinin Oğlunu da tanıyor. Unutmadı ve unutmayacak ama bu, yetmeyecek!

Zinhar bilinmeli: FETO; muannit, pes etmiyor, durmayacaktır. Çünkü PKK'ya “çözüm değil, çatışma” diyen üst akıl; FETO'ya da ihale vermiş; hezimetten sonra da umut veriyor.

Büyük Şeytan Weswasil Hannas fitneyi fısıldıyor; “elbet bir gün gayb perdesi açılacak; başaracaklar” dedirtiyor, inandırılıyor.

Umutlarının ve hinliklerinin süreceğini; mahkemelerdeki ifadelerinden anlıyoruz. Canlı yayınlarda insan tarayan, bombalayanlar “o ben değildim; tarlaya bakıyordum; iknaya çalıştım, gözlerim yaşardı...” rahmetli de sollardı.. gibi.

*FETO; yılların çabası sonucunda, kurumları yozlaştırdı, performanslarını zayıflattı. İŞİ; “polise.. yargıya havale edip” -bilerek veya bilmeyerek- “vazifemizi yaptık” diyebiliyorlar.

Kimi kurum, etkili ve yetkili zevat; dün Paralele boyun eğmişti; halen de esir.

Bunlar; “yalnız olduğunu” söyleyen ama omurgalı duran “sayın Cumhurbaşkanı'nın da; “başarabilirler” diye inandıkları “karanlıkların” da hedefi olmak istemiyor!

Bunların aksine; safını belirlemiş, bedel ödemiş ve ödemeye hazır malum bir kesim de var. Bu kesim; “sözde antiparalelcilerden, eyyamcılardan” her vesileyle halen operasyon yemekte.

Bu vesileyle; keramete gerek yok; her kesin “cemaziyel evveli, yani “özlük dosyası” mükerreren değerlendirilmeli.

Valiler; keyfi yasaklarla değil, şeffaflık ve adaletle sosyal hayata karışmalı. Özellikle yetkililer; şu “FETO” lafını da lütfen değil, bilerek, isteyerek ve cesaretle kullanabilmeli!

Sadece… PKK'ya; “cani, bebek katili, terör örgütü; …geberecekler!” narasını atmak samimiyetsizliktir! Fincancı katırlarını da ürkütebilmelisiniz beyler vesselam!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.