Gandhinin tuz yürüyüşü tuttu çakmasının adalet yürüyüşü tutar mı?

Faruk KUZU

Siyasetin doğasında her ne kadar şiddet bulunmasa da aslında siyasi fraksiyonlar fikir-ideoloji savaşı yürütürler. Bu savaş silahla, tankla, topla değil; kelimelerle, düşüncelerle yapılır. “Sözün bittiği yerde ise başka arayışlar girer devreye. Son çare olarak başvurulan askeri yeteneklerin denenmesinde yine “siyasetçilerin birbirlerine diz çöktürme” uğraşı ve gayesi vardır.

Yazılı tarihin ilk askeri dehası kabul edilen Sun Tzu “Tüm savaşların aldatmacaya dayandığını” söyler. Hele taraflardan biri yalanı ve aldatmacayı her fırsatta joker olarak kullanmayı ahlak haline getirmişse onun her hamle ve açıklamasını ince ekleyip sık dokuyarak tahlil etmeli.

Küresel güçlerin ve Türkiye'deki komprador burjuvazinin uzantı ve temsilcisi görünen “Tusiad Medyanın” ince bir hesapla “Gandi Kemal” diye empoze ettiği Kemal Kılıçdaroğlu, Son olarak başlattığı “Adalet yürüyüşü” ile Hindistan'ın efsanevi lideri Mahtama Gandhi taklidi yaparak kariyerinde yeni bir sayfa açmış görüntüsü veriyor. Ancak bu hamlesinin de öncekilerden pek farklı bir yönü yok. Önceki söylem ve eylemlerinde olduğu gibi bu yürüyüşte de tek hedef “muhafazakâr demokratlara” karşı Kemalist hegemonyı ve laik düzeni tesis etmektir. Olayın “Enis Berberoğluna Adalet… v.s” kısmı tamamen tribünlere oynamasıdır.

Bu yürüyüşün ilham alındığı Gandhi'nin ünlü “Tuz Yürüyüşü”yle herhangi bir benzerliği de bulunmamaktadır.

Hindistan'da 1. Dünya savaşı sonrasında başlayan özgürlük arayışı Mahatma  Gandi'nin Meşhur “Sivil İtaatsizlik ve pasif direniş” merkezli eylemleri ile uluslararası bir boyut kazanarak tüm dünyanın dikkatini çekmişti.

Büyük Britanya (İngiltere) sömürgeleri arasında “Eşsiz bir taç” olarak tavsif edilen Hindistan'da uygulanan katı yönetim, gerginliği arttırır. Ve nihayette 1930 yılında bir İngiliz şirketine verilen tuz ticaretinin imtiyaz hakları işgale yol açar. Bunun üzerine  Gandhi Ünlü tuz yürüyüşüne başlatır. Denizden birer avuç tuz alan Gandhi ve beraberindeki yüzbinler, binlerce km'lik yürüyüşe geçer. Yürüyüş esnasında açlık ve hastalıktan binlerce insan ölür. Gandhi dâhil 60 bin kişi tutuklanır. İngilizlerin tahrik ve sabotajlarına hiçbir karşılık verilmez. Bu pasif direniş uzun sürse de 1931'de Gandhi ve genel vali Irwin arasında yapılan anlaşmayla İngilizlerin Tuz tekeli kaldırılır. Tabi sivil itaatsizlik ve pasif direniş eylemleri Müslüman Hindu-Sih… Tüm Hindistanlılara mal olmuş ve sonuçta 1947'ye gelindiğinde bağımsızlık kazanılmıştır.

Şimdi Kılıçlaroğlunun bol molalı tam konforlu karavanası eşliğinde sürdürdüğü yürüyüşünün bununla ne alakası var? Kaldı ki M. Gandhi ülkesi ve halkının refah ve özgürlüğü için o günün süper gücü olan İngilizlere karşı mücadele ediyordu. Kılıçdaroğlu ise günün süper gücü ABD'nin büyükelçisi ile kanka olacak kadar görüşmelerini sıklaştırmış bulunuyor. Üzerindeki “Kaset ile gelen genel başkan!” sıfatı dururken Washington ve Berlin hattında geliştirdiği ilişkiler de cabası…

Kılıçdaroğlu'nun yürüyüşü boyunca takındığı ılımlı tavır ve yumuşak söylemleri ile her kesimi kucaklayıcı pozları veren manalı gülümsemesini de Sun Tuz'un yukarıdaki tespitiyle birlikte okumak gerekir. Anlaşılan o ki Kılıçlaroğlu ve ona oynayanlar bayram sonrasında yine büyük hesapların peşindeler.

Mütemadiyen yeni hesaplar yapan bu derin güruha karşı dikkatli olunmalıdır. “Bugünün sonuçları dünün çözümleri” değil miydi?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.