“Gerçekçi İmkansızlık” Ya da Kudüs'ün Özgürlüğü

Said Çınar

Bir hadis-i şerifte peygamber efendimiz şöyle buyuruyor:

“Müslümanlarla Yahudiler harb etmedikçe kıyâmet kopmayacaktır. O harpte Müslümanlar (gâlip gelerek) Yahudileri öldürecekler. Öyle ki, Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak da, taş veya ağaç; ‘Ey Müslüman, Ey Allah'ın kulu, şu arkamdaki Yahudi'dir, gel de onu öldür!' diye haber verecektir. Sadece Garkad ağacı müstesna, çünkü o, Yahudilerin ağaçlarındandır.”(Müslim, Fiten, 82)

İslam dünyasının içerisinde bulunduğu dağınıklık ve sun'i ihtilaflar, Kudüs'ün özgürlüğü noktasında artan umitsizliklerin ana kaynağını oluşturuyor. Herkes şunu biliyor ki, Kudüs'ün özgürlüğü, İslam dünyasının birlikteliğinden geçiyor. Birliktelik sağlanamazsa Kudüs'ün özgürlük özlemi de “hikâye” olmaya devam edecektir. Nitekim Kudüs'ün özgürlüğe kavuşturulması demek, İslam dünyası için bir bütün olarak emperyal tahakkümün sona erdirilmesi demek olacaktır ki, ihtilaf, çekişme ve iç kargaşa içerisinde şu sıralar debelenen ümmet böyle devasa bir zaferi henüz hak edecek bir fazilete kavuşmuş değildir.

Rivayetlere bakılırsa, Kudüs'ün özgürleşmesiyle sonuçlanacak büyük savaş konusunda Yahudilerin taşıdıkları kaygı ve korku, Müslüman âlemin kaybetmeye başladığı umuttan daha fazla görünüyor. Çünkü Yahudilerin gasbettikleri topraklarda Garkad ağacına atfettikleri önem bir hayli fazla. Üstelik Yahudilerin arkasına saklanacağı taş, kaya parçaları ve Garkad ağacı gibi cisimlerin aslında mecaz anlamlar ifade eden nesneler olacağına dönük kuvvetli işaretler taşımasına rağmen.

*          *          *

Bir topluluğu yok etmek istediklerinde ilk önce geleceğe dönük umut ve beklentilerini yok ediyorlar. Geleceğe baktığında bir topluluk ye's ve umutsuzluktan başka bir şey göremiyorsa, o topluluğun bir daha ayağa kalkması neredeyse imkansız hale geliyor.

Aslında bugün İslam dünyasının önünde bulunan en büyük tehlike, fiili mağlubiyetten de öte, içerisine düşürülen ye's ve umutsuzluktur. Yaşanan karamsar tablo karşısında Müslümanların ezici çoğunluğu için ümmet fikri gibi Kudüs'ün özgürlüğü konusu da deyim yerindeyse “Kaf Dağı'nın Ötesi” masallarından öte bir anlam taşımıyor. Umutvar fikirlere karşı “Müslümanlar bu haliyle mi?..” ya da “Siz gerçekten buna inanıyor musunuz?..” diye başlayan umutsuz istifhamlar maalesef durumun vehametini gözler önüne sermeye yetiyor!

*          *          *

O halde ne yapmalı?!

Bu alanda yol rehberliği yapan İslami şahsiyetler elbette az değildir. Bunlardan birisi de hiç kuşkusuz Aliya İzzetbegoviç'tir.

1991 yılına ait bir röportajında İzzetbegoviç'e şu soru sorulur:

“İslam Dünyasının geleceğinden ümitli misiniz?”

Verilen cevap, taşınması gereken umudun adıdır adeta. Şöyle cevap veriyor İzzetbegoviç:

Evet, ben her zaman iyimserim. Ben İslam'a inanıyorum; sonuç olarak İslam dünyasının geleceğine inanıyorum. O geleceği nasıl kuracağız, bunun için nasıl çalışmalıyız? Yaklaşık on yıl önce, (…) Londra'da yapılan bir konferansta ben gelecekte yer alması gereken birleşik ve güçlü bir İslam dünyası yönünde görüş sundum. Bunun oldukça cüretkar, hatta “Gerçekçi imkansızlar” (gerçekçi olalım, imkansızı isteyelim) alanında mağrur bir görüş olduğunu kabul ediyorum.

Konuşmamı bitirdikten sonra genç bir adam ayağa kalktı ve bana, kendisinin de bu görüşe sıcak baktığını fakat gerçekleştirmek için herhangi bir yol bulamadığını söyledi. Benden bu fikri gerçekleştirmenin şartları ve araçları hususuna mümkünse açıklık getirmemi istedi.

Tüm şartları değil, fakat en önemlisinin ne olduğunu bildiğimi, arzu ederse bu sırrı kendisine verebileceğimi söyledim.

Rica etti ve ben de ona açıkladım: “Bu görüşe inanmak.”

Yıllar sonra sanırım cevabım yine aynı olacak. Otuz yıl önce bazı “Hayalperestler”Avrupa'nın birliğini amaçlamak gerektiğini ileri sürerek son yüzyıl içerisinde birbiriyle üç kez savaşmış olan Fransa ve Almanya'nın bile ortak bir sınır içerisinde yaşayabileceği noktasında vatandaşlarını ikna etmeye çalışıyordu. Bu “imkansız”, gözlerimizin önünde gerçek oluyor. Charles de Gaulle “Atlantik'ten Ural'a kadar Avrupa” fikrine olan inancını ölümüne dek ifade etmişti. İngilizler, Almanlar ve Ruslar aynı çatı altında nasıl toplanabilir? Fakat pek çok insan bu “imkansıza” inanıyor ve bu görüş, denilebilir ki inanıldığı oranda gerçekçidir.

*          *          *

En karanlık dönemde “fitneci argümanlar”öne sürerek Avrupa'nın birliğini savunanlara karşı ırkçı, Ortodoksçu, Katolikçi bağnazların günübirlik dar kalıplarını aşıp birleşen bir Avrupa gerçekliği yıllardır gözümüzün önünde duruyor.

Dün birlik önünde haçlarıyla homurdanan bağnaz bir kısım “din adamları” karşısında umuda yolculuğun kapısını aralayan Avrupa pratiği, en karanlık dönemde “birlik” fikrine inananlar sayesinde gerçekleşti. İnandılar ve başardılar.

Bugün aynı umutları İslam dünyasının birliği için neden beslemeyelim?! Üstelik İslam'ın birlik ve kardeşliği emreden yüzlerce emirleri karşısında mezhep, meşrep, milliyet bezirganlığının arkasına saklanan bir kısım meczupların uğursuz çığlıkları neden bizleri ye's ve umutsuzluğa düşürsün?!

İzzetbegoviç gibi umudun rahmaniliğine müracaat etmek varken, meczupların pompaladığı ye'sin  şeytaniliğine neden kendimizi kaptıralım?!

Unutmamak gerekir ki; birlik, ittihad, kardeşlik ve bunun açacağı rahmet kapıları, içimizdeki bağnazlarla birlikte olmayacaktır. Bağnazlara rağmen mümkün olabilecektir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.