Gündem Kürdistan

Hasan SABAZ

Gündemi takip etmek bile zor artık.

Gelişmeler o kadar hızlı ki, bir meseleyi anlamadan başka bir mesele başköşeye oturuyor.

Siyonist rejimin Batı Yaka’daki tutuklamaları ve Gazze’ye yönelik saldırıları gündeme oturdu son günlerde.

Üç Yahudi yerleşimcinin kaçırılması gerekçe gösterilerek işlenen vahşetin dünya medyasınca haklı gösterilmesi de siyonizmin medya gücünü göstermesi açısından önemlidir.

Öyle ya yıllardır siyonist eşkıyalar Müslüman gençleri kaçırıyor, işkence ediyor ve zindanlara atıyorlar.
Terör şebekesine “devlet” diyerek meşrulaştıranlar baştan beri yaşanan zulmün de işlenen insanlık dışı cinayetlerin de ortağıdırlar.

Şimdilerde Lieberman gibi kuduz köpeklerin Gazze’ye askeri operasyon taleplerine bile sessiz kalanların insani değerlerden söz etmesinin ise izah edilebilecek bir tarafı yoktur.

Yani Filistin yine gündemdedir.
İçerde cumhurbaşkanlığı seçimleri konuşulurken Suriye ve Irak’ta iç savaş devam ediyor.

Değişen dengeler ve buna göre siyaset belirlemek de bölgede hareketliliği artırıyor.

Özellikle Irak Kürdistan’ı ve bağımsızlık söyleminden biraz söz etmek gerekir.

Bundan 10 yıl kadar önce Mesut Barzani, Kürdistan’ın durumu ile ilgili sorulan soruya şöyle bir karşılık vermişti: “Bağımsızlık nihai hedefimiz, ama şimdiki siyasi durum bunun gündeme gelmesine müsait değil.

Hem Irak merkezi hükümeti, hem İran, hem Suriye, hem de Türkiye böyle bir gelişme karşısında sessiz kalmayacaktı.
Suriye’deki iç savaş ve Irak’ta aniden gelişen olaylar siyasi durumun neredeyse tümüyle değişmesine neden oldu.
Irak şimdi fiili olarak üçe bölünmüş durumda.

Irak ve Suriye hükümetlerinin hâlihazırdaki durumdan dolayı Irak Kürdistan’ına karşı fiili bir harekete geçmelerine imkân yoktur. Keza İran da yine bu iki ülkeden dolayı sıkıntılar yaşamaktadır ve yeni bir cephe açmaya niyeti yoktur.

Aslında bu, biraz da Kürdistan yönetiminin temennileri olarak düşünülmelidir.
Geriye Türkiye kalıyor.

Türkiye’nin de geçen son 10 yıl içinde ciddi bir tavır değişikliğine girdiği dikkatlerden kaçmamalıdır.
Aslında merkezi Irak hükümetinin onayı olmadan “Kürt petrolü”nü taşıyıp satma anlaşması yapan Türkiye, bir bakıma Kürdistan hükümetinin bağımsızlığını tanımış bulunmaktadır.

Bu konuda hem Irak hükümetinin hem de Amerika’nın tepkilerine rağmen Türkiye’nin yaptığı anlaşma gereğince petrolü satması ve elde edilen paranın Halk Bankasına aktarılması, işin siyasi olduğu kadar ekonomik bir boyutunun da olduğunu gözler önüne seriyor. Amerika’nın tepkisinin sebebi de esasında para transferinin Amerikan bankaları üzerinden yapılmıyor olmasındandı.

Tabii Amerika’nın tepkisinin bir sebebi de Irak petrolünün merkezi hükümetin elinden çıkmasıyla ortaya çıkacak olan kayıpları. Bundan dolayı Amerika, Kürtlerle olan çekişmede merkezi hükümeti destekliyor.

Kürdistan hükümeti de Türkiye ile olan yakınlaşmayı artırmak ve muhtemel müdahalelere karşı destek bulmak istiyor.
Neçirwan Barzani’nin Türkiye’ye gidiş gelişlerini iyi okumak gerekir.

Kürdistan Doğal Kaynaklar Bakanı Aşti Hawrami’nin yaptığı açıklama ise dikkate değer:
“Bizim Türkiye ile ilişkimiz stratejik bir ilişki, çıkar ilişkisi değil. Bu nedenle de konfederasyon ya da bir tür bağımsızlık yönünde bir adım atacak olsak dahi liderliğimizin Ankara’nın tam olarak bilgisinin olmadığı hiçbir şey yapacağını düşünmüyorum.”
Türkiye’nin karşı çıkmayacağı bir bağımsız Kürdistan’ın küresel güçleri ne kadar rahatsız edeceği ve buna karşı tepki göstermemek için ne gibi imtiyazlar isteyecekleri zamanla ortaya çıkacak konular.

Herkesin bu konuda gardını aldığı bilinmeli.
Terör şebekesi israil’in yaptığı “bağımsızlığa destek” açıklaması ise ortamdan faydalanma amaçlı şeytanca bir hamledir.
Müslümanlar kendi coğrafyalarında yaşadıkları sorunları birbirleriyle konuşamadıkları sürece siyonist terör şebekesine de hareket alanı oluşacaktır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.