Güvenlik Soruşturmaları zulme dönüşmesin

Nezir TUNÇ

Devlet memurluğuna alınacak kişiler için zorunlu olarak “Güvenlik soruşturması”nın yapıldığı malumunuzdur. 15 Temmuz gibi bir süreç yaşayan Türkiye'nin, elbette kamuya giriş sırasında bazı tedbirler alması doğaldır. Ancak alınması düşünülen tedbirler üzerinden adaletsizlik yapılmamalı ve mağduriyetler yaşatılmamalıdır.

Kamuya girmeye hak kazanmış ama "Arşiv araştırması" ve "Güvenlik soruşturması" olumsuz olduğundan dolayı memurluğa alınmayanların sayısı on binlere ulaştı. Gün geçtikçe bu sayı daha da artıyor. Artık herkesin bir yakını, bir tanıdığı veya çevresinde birilerinin bu konuda mağdur edildiği konuşuluyor.

Doğu ve Güneydoğu illerimiz başta olmak üzere, özel sektörde istihdamın az ve ekonomik sıkıntıların fazla olduğu illerde yaşayan bir aileyi düşünün. Ortaokuldan sonra Lise ve Üniversitede yaklaşık on yıl boyunca çocuğunu okutuyor, KPSS ve mülakat stresinden sonra çocuğunun atanmasını bekliyor. Hem aile hem çocukları bin bir çile ve sıkıntıdan sonra rahat bir nefes alarak, artık istikbal ile ilgili hayaller kuruyorlar. Askerlik, evlenme, iş, aileye ekonomik katkı sağlama… derken heyecanla neticeyi bekliyorlar. “Güvenlik Soruşturması” neticesinde “atanmanız uygun görülmemiştir” cümlesiyle istikbal ile ilgili tüm hayalleri suya düşüyor. Kamuya giremeyen aday ve ailesinin psikolojik durumunu varın siz düşünün.

Güvenlik soruşturmasından dolayı atanamayanların sabit bir suçları varsa elbette atanmamaları doğaldır. Ancak hayatında karakol yüzü görmemiş, hakkında herhangi bir soruşturma ve kovuşturma açılmamış kişilerin Güvenlik soruşturmasına takılması en basit hali ile büyük bir zulümdür.

Peki, “Arşiv araştırması” ve “Güvenlik soruşturması” hangi kıstaslara göre ve kimlerce yapılıyor?

Arşiv araştırması;

-Kişinin kolluk kuvvetleri tarafından halen aranıp aranmadığı

-Kolluk kuvvetleri ve istihbarat ünitelerinde ilgisi olup olmadığı

-Adli sicil kaydının olup olmadığı

-Hakkında herhangi bir tehdit (sınırlama) olup olmadığının mevcut kayıtlarda saptanması.

Güvenlik soruşturması; Arşiv araştırmasında belirtilen hususlara ek olarak kişinin,

-Yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde bulunup bulunmadığının

-Ahlaki durumunun, yabancılar ile ilgisinin ve sır saklama yeteneğinin, mevcut kayıtlardan ve yerinden araştırılmak suretiyle saptanması ve değerlendirmesidir.

Bu araştırmaları yapan makamlar ise; Emniyet Genel Müdürlüğü, Mahalli mülki idare amirleri ve Milli İstihbarat Teşkilatıdır.

Peki, vatandaş hakkındaki bilgileri arşivleyen ilgili makamlar ne kadar tarafsızdı ve bu bilgiler ne kadar doğrudur?

Daha önce devlet arşivini, Ergenekon vb derin yapılar oluşturuyordu. Akabinde bu arşivi FETÖ devraldı ve kendine göre düzenledi.

Sadece arşiv mi? Devletin en mahrem bilgileri bile onların elindeydi. Hatırlanacağı üzere 2009'da Ankara Özel Harp Dairesi olarak bilinen Seferberlik Tetkik Kurulu'na giren FETÖ'cüler, devletin kozmik odasındaki bilgileri bile ele geçirmişlerdi. Bu sadece basına yansıyan kısmıydı, diğer tüm alanları bununla mukayese edebiliriz.    

Dolayısıyla devletin kılcal damarlarına kadar sızmış bu derin yapıların oluşturduğu Devlet arşivi ne kadar objektif olabilir?

Bu kişilerin oluşturduğu devlet hafızasına göre, vatandaşlar hakkında karar vermek ne kadar adildir? Değerlendirmeyi size bırakıyorum.

Temennimiz Güvenlik soruşturmalarının zulme dönüşmemesidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.