DİYARBAKIR - Merkezi Diyarbakır'da bulunan İnsani Hak ve Hürriyetler Derneği Şanlıurfa E Tipi Cezaevi'nde çıkan yangın sonucu 13 mahkûmun hayatını kaybettiği olay üzerine bir heyet oluşturarak olaya ilişkin araştırmalar gerçekleştirdi.
Hür-Der tarafından oluşturulan heyette Av. Şaban Dalğın, Av. Ahmet Erkul, Av. Mirhan Özbekli yer aldı. Heyet incelemeler sonucu basına oluşturdukları raporu paylaştı.
Şanlıurfa E Tipi Cezaevinde Yaşanan Hak İhlalleri ve Yangın adlı basınla paylaşılan rapor şöyle:
"A. OLAY
Şanlıurfa E Tipi Cezaevinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin insanlık dışı şartlarda yaşadığı ve C 15 koğuşunda çıkan yangında 13 kişinin öldüğüne ilişkin haberler üzerine HÜR-DER olarak bir heyet oluşturularak olayı incelemek üzere Şanlıurfa'ya gidilmesine karar verilmiştir.
Basın yayın yoluyla kamuoyuna yansıyan hak ihlalleri özetle;
6 kişilik koğuşlara 18 kişi konduğu (yangın çıkan C15 koğuşunda olduğu gibi) 10 kişilik koğuşlara 30 kişi konduğu, havalandırmanın yetersiz olduğu, koğuşlarda ranzalar arasına yatak serildiği, sosyal etkinlik alanlarının yok edilip koğuşa dönüştürüldüğü, koğuşlarda yaşanmaz bunaltıcı havanın insanlarda çıldırmaya yol açacak seviyede olduğu, işkenceye dönüşen bir infazın olduğu, ziyaretçilerin cezaevine girişlerinde değişik zorluklar çıkarıldığı, kapalı görüşlerin 10 dakika, açık görüşlerin 30 dakika ile sınırlı olduğu,yangının bu sorunlarla ilgisinin olabileceği kamuoyuna yansımıştır.
B. HEYET OLUŞUMU
Şanlıurfa E tipi cezaevinde insanlık dışı koşullarda yaşayan tutuklu ve hükümlülerin hak ihlallerine ilişkin iddiaları ve yangını yerinde araştırmak, ilgililerle görüşmeler gerçekleştirmek üzere bir heyet oluşturulmuştur. Heyet; HÜR-DER Başkanı Av. Şaban DALĞIN, yönetim kurulu üyeleri Av. Ahmet ERKUL ve Av. Mirhan ÖZBEKLİ'den teşekkül etmiştir.
C. HEYETİMİZİN YAPMIŞ BULUNDUĞU GÖZLEMLER
Heyetimiz cezaevine 19.06.2012 tarihinde gitmiştir.
Cezaevinin dört bir tarafında polis barikatı ve girişi yasaklayan bandların bulunduğu gözlenmiştir. Cezaevi kapısı önünde kalabalık bir kitle olduğu ve bu kitlenin içerdeki tutuklu ve hükümlü akrabaları olduğu gözlendi. Cezaevine girme istemimize karşılık Ceza infaz koruma memurları güvenlik sorununu gerekçe göstererek bütün heyet üyelerini içeri alamayacaklarını belirtmişlerdir. Bunun üzerine sadece heyet başkanı cezaevi bahçesine alınarak cezaevi idaresi ile görüşme talepleri iletilmiştir. Yetkililerin görüşemeyiz cevapları üzerine heyet cezaevinden ayrılmıştır.
Akabinde bu üzücü hadisede yaşamını yitiren Hüseyin Kıskanç ın taziyesine gidildi. Hürder olarak taziyelerimizi sunduktan sonra vefat edenin babasının takakatten düştüğü, taziyedeki bütün insanların cezaevi idaresinden, cezaevi koşullarından ve yargı sisteminden şikayetçi oldukları gözlendi.
D. YAPILAN GÖRÜŞMELER
İddiaları yerinde inceleyip araştırmak amacıyla 19.06.2012 günü heyet olarak Şanlıurfa Baro Başkanı ile görüşülmüştür. Cezaevi idaresiyle görüşme talebimiz reddedilmiştir. Olayda ölen Hüseyin Kıskanç'ın babası Mehmet Kıskanç ile de özel görüşme yapılmıştır.
Yapılan görüşmelerde özetle şunlar belirtilmiştir: Şanlıurfa Baro Başkanıyla görüşülmüş bu görüşmede: Nisan 2011 tarihinde geniş bir rapor yayınladıkları ve bu raporda cezaevinde yaşanan sıkıntıların anlatıldığını belirtmiştir.
Cezaevinden çok yoğun şikayet ve başvurular aldıklarını, bu başvuru ve şikayetleri zamanında Savcılık ve Adalet Bakanlığına ilettiklerini fakat cevap almadıklarını belirtmiştir.
Cezaevinin 1972 yılında Urfa ilinin nüfusu dikkate alınarak inşa edildiği daha sonra binaya karışılmadan kapasite artırımına gidildiğini belirtmiştir.
Sosyal aktivite ve ortak görüş alanları ortadan kaldırılarak yeni koğuşlar oluşturulmuştur bu gerekçeden hükümlü ve tutukluların spor yapma, ortak alana çıkma vb. hakları kısıtlanmıştır
275 kapasiteli bir cezaevi hükümlülerin bütün hakları yok edilerek 400-500 kişiye çıkartılmıştır. Bu kapasiteye rağmen olayın olduğu gün cezaevi kapasitesi 1057 kişiye çıkmıştır.
Odalardaki havalandırmalar yeterli olmadığı, 45 derecedeki sıcaklığa rağmen klimanın yasak olduğu belirtilmiştir
Günde dört defa ve her seferinde bir saat su verildiği, her şahısa sadece iki dakika ihtiyaç karşılama süresi düştüğü, cezaevinde tek aile hekiminin bulunduğu, on kişilik koğuşlarda otuz tutuklu ve mahkumun kaldığı, mahkumların yerde yatmak için bile sıraya girdikleri, Konferans salonun ve diğer ortak alanların koğuş sistemi odalara çevirildiği ifade edilmiştir
Vefat eden Hüseyin Kıskanç babası ile yapılan görüşmede;
Baba Mehmet Kıskanç olay hakkında yeterince malumatlarının olmadığı oğlunun beş buçuk ay önce cezaevine girdiği, henüz mahkemeye duruşmaya çıkartılmadığı oğlunun suçsuz yere içerde tutulup bu elim olayın başına geldiğini yine olay yerindeki görgü tanıklarından cezaevi idaresinin yangın çıkmasına rağmen kapıyı açmadığını belirtmiş, cenazenin kendilerine tanınmayacak bir şekilde yanmış olarak teslim edildiğini belirtmiştir.
E. TESBİT VE KANAATLERİMİZ
Heyetimiz yapmış bulunduğu tüm bu görüşmelerden yola çıkarak aşağıdaki tespit ve kanaatlere ulaşmıştır:
Özellikle cezaevi idaresinin görüşme talebimizi kabul etmemesi ve ısrarlarımıza rağmen görüştürülmememiz cezaevi idaresinin halkla ilişkiler ve kriz masası gibi bir anlayışının olmadığı üçüncü dünya ülkelerinde ki gibi örfi bir idare anlayışının olduğu izlenimi vermiştir.
Baro yönetiminin verdiği bilgilerden anlaşılacağı üzere cezaevinin asıl kapasitesinin en çok 300 kişilik olduğu konferans salonu gibi ortak alanların oda sistemi koğuşlara çevirildiği cezaevi genişletilmeden sadece ranzaların artırılmasıyla cezaevi kapasitesinin dört katını aşan sayıda tutuklu ve hükümlünün cezaevinde tutulduğu anlaşılmaktadır
Koğuşların tıka basa doldurulduğu mahkûmların yerde yatmak için bile sıraya girdiği koğuşlarda bir tuvaletin bulunduğu suyun günde dört kez birer saat verildiği Şanlıurfa Baro Başkanlığınca belirtildiğinden ve bu açıklama 13.04.2011 den beri cezaevi idaresi ve diğer yetkililer tarafından yalanlanmadığı için doğru kabul edilmesi gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.
Yine Şanlıurfa Baro Başkanlığının 2011 yılındaki açıklamasına atıfta bulunan son yangın olayı açıklaması cezaevi şartlarının değişmeden insanlık dışı koşullarda devam ettiğini göstermektedir. Yoğunluk nedeniyle açık görüş süresinin otuz dakika kapalı görüş süresinin on dakikaya kadar düşürüldüğü yapılan açıklamadan anlaşılmaktadır. hayvanların dahi yaşayamayacağı koşullarda istifleme koğuşların doldurulduğu, sıcaklık ve sıkışıklık nedeniylede insanların çıldırma seviyesinde olduğu anlaşılmaktadır.
F. SONUÇ
Cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin suçlu ya da sanık olmaları sahip oldukları bir takım hakları ortadan kaldırmaz. İnsanlık onuru ile bağdaşır şekilde yaşama hakkı, haberleşme hakkı, spor yapma hakkı, sağlığını koruma hakkı, kütüphane hakkı, dilekçe hakkı gibi haklar tutuklu ve hükümlülerin de sahip olması gereken haklardır. Bu hakların kısıtlanmaması esastır. Türkiyedeki cezaevleri genellikle yapıları itibariyle insan onurunu zedeler nitelikte olmasına rağmen koşulların iyileştirilmesi için şimdiye kadar yeterli çaba gösterilmediği anlaşılmaktadır.
Tüm yukarıda belirtilen koşullara rağmen cezaevi ile ilgili bürokratların Başbakanı çaktırmadan idare ettikleri kanaati güçlenmektedir. Yaşanmaz koşullara terör yaftası vurularak bu zulüm örtbas edilmek isteniyorsa başbakanın bu oyuna gelmemesi için bizzat kendisinin olayı yerinde incelemesi zorunludur. Bürokratların İnsan haklarına aykırı bu yerlerde yaşanıp yaşanmadığını empati yoluyla öğrenebilmeleri için 18 tanesinin bu 6 kişilik koğuşlarda 45 derece sıcaklıkta bir süre bekletilmeleri belki biraz durumu kavramalarına imkan verecektir.
Ağır hizmet kusuru olduğu açıktır. Sadece koku yoluyla yangından haberdar olduklarını belirtmeleri cezaevi yöneticilerinin cezaevini idare etmediklerini, insanları içeri tıkıp geri çekildiklerini, sorunlarıyla ilgilenmediklerini açıkça göstermektedir.
13 kişinin ölümünden, yangına zamanında müdahale etmeyen ve insan onuruna aykırı cezaevi koşulları sağlayan yetkililer sorumludur.
Sorumluların cezalandırılması ile bu tür elim hadiselerin yaşanmaması için tüm tedbirlerin bir an önce alınması gerektiği yoksa bu tür elim hadiselerin her an yaşanabileceği, bu koşullarda insanların çıldırabileceği sonucuna varılmıştır. " (Ayetullah Turgut / Osman İçli - İLKHA)