İnsan Kendi Saadetinin Mimarıdır

Ayşe CENGİZ

Bahara benzeyen bir kış sabahı... Çabuk biten tüm güzel şeyler gibi nihayete eren bir uyku... Bu duruma sebep olan sinir bozucu alarm sesi... Bir ceset gibi yattığı yerden doğruldu. Gözlerini zorla açıyordu. Ne olurdu sanki hep uyusa? Ne de olsa uyku hayatın tüm karmaşıklığından ve omzuna yüklenen tüm sorumluluklardan bir an olsun uzaklaşabildiği, yapması gerekenleri düşünmediği sığınağıydı. Ama işte güneş, tüm bunlara inat ışığını yaymıştı. Tüm hayvanat ve nebatat, işe koyulmuştu. “Şu güvercinden ne farkım var?” dedi içinden. Uykusu açılsın diye camı açarken. O gün bankada halletmesi gereken bir iş olmasa tüm zamanını yatağında uzanıp tavana bakmakla geçirebilirdi. Ama işte ölünceye dek peşinden koşan sorumluluklar... Ruhu ve zihni kadar karmaşık, özensiz ve öylesine giysiler seçti. Aynaya baktı ve somurtarak anahtarını alıp çıktı. Aynadaki kız, bir tebessüme muhtaçtı. Ama o içindeki kıza kötü davranmaktan zevk alıyordu. Yahut öyle zannediyordu.

İnsanlarla dolu olan araçlardansa nispeten boş olan yolu seçti. Yürüyerek gidecekti. Sokaklarda gölge gibi yürüyor, insanlarla muhatap olmamak için yere bakıyordu. Annesinin elinden kurtulmuş paytak paytak koşan minik çocuk ona çarptığında çocuğa boş gözlerle baktı. Çocuk kahkaha atıyordu. Somurtarak yoluna devam etti. Bir tebessümü minik çocuğa çok gördüğü için vicdan azabı hissediyordu. “Derdim, tasam olmasa ben de gülerim tabii ki!” diye geçirdi içinden.

Kendi içinde başlayan ve çevresindekilere yansıttığı karamsarlığa hep bir bahane buluyordu. Mutsuz olmak için sebepler arayan, mutluluk yerine aksini seçen kendisiydi. Tüm olumsuzluklara rağmen, her daim gülmek için bir sebep olduğunu unutmuştu. Kendine vakit ayırmamıştı. Geleceği için çırpınırken yaşadığı günleri ihmal etmişti. İçindeki boşluk giderek büyümüş ve işte içinden çıkılamaz bir hâl almıştı. Artık içindeki buruk duygulara çözüm bulmalı ve ilgiye muhtaç küçük kıza el uzatmalıydı. Bu işi ancak kendisi yapabilirdi. Ah bir farkına varsa...

Nihayet bankaya gelmişti. Uzun kuyrukta bekleyenler arasına katıldı. Derken yaşlı ama dinç bir kadın da sıraya girdi. Sırasını verip vermeme konusunda yaptığı küçük muhasebe sonunda kadına yöneldi ve “Teyzeciğim, gel sen benim yerime geç.” dedi. Kadın sevgi dolu bakışlarla teşekkür etti. O yine boş bakışları tercih etmişti. “Allah razı olsun kızım, senin gibi düşünceli gençler kaldı mı şu zamanda!” “Herkes kendi menfaatinin peşinde!” diye söylendi. “Estağfirullah” dedi kısık bir sesle. Hayatın zorlu yokuşundan tırmanmış kişilere has bir edayla konuşmaya devam etti kadın. Ona mı hitap ediyordu yoksa sesli mi düşünüyordu anlamadı ama bir süre sonra zihninin karanlık odalarındaydı. Kadının sesi hala geliyordu. “Hedefi olmayan insan, sabah neden uyanmak istesin? Yaptığı işin kıymetini bilmeyen nasıl gülümseyerek mesleğini icra etsin? Hep maddiyat için çırpınırken kendini yıpratan insanlar bu toplumu nasıl diriltsin. İçindeki çocuğu idama mahkûm etmiş olanlar, güneşe bakmayı nasıl akletsin?  Ruhu ağlayanların gözleri, nasıl gülsün? Ağlayan kalbine çare bulmayan, arka plana atanlar gün gelince nasıl tökezlemesin?

Yolda olmak güzeldir, asıl mesele ise bu yolda ruhunun ne halde olduğudur. Hasta ruhlar ya pes eder ya da küçük bir taşa takılıp düşer. Bir amaca sahip olmak evladır, bu amacın farkında olmak bu yolda bedenini ve ruhunu parçalamadan barışık bir şekilde amaca ulaştırmak ise ‘âla’dır. Gülümsemek ilaçtır, kalbinin gülümsemesi ise hem sana hem başkalarına şifadır.

Kendine, kendinin özel olduğunu bir hissettirse çağımız insanı, güzellikleri görmemecesine kapattığı gözlerini bir açsa, mutlu olmak için bin bir sebep olduğunu kavrasa, ah şu baygın gözler bir parlasa!..” Anlaşmışçasına birlikte söylediler:” Ah nerede o eski günler?!” O, her şeye hayret ettiği çocukluğuna; kadın ise çocuk ruhlu insanlara hasretti.

İçinde bir şeyler kıpır kıpır etmişti, eve dönmek için heyecanlıydı. Sokakları, caddeleri nasıl geçti bilmiyordu. Eve geldiğinde ilk iş aynaya baktı. Aynada bıraktığı mahzun kıza gülümsedi. Gözleri parlıyordu şimdi. Evet şimdi kendine bir kahve yapmalı, pencereyi açmalı ve ılık havanın tadını çıkart- malıydı. Aynada bir not vardı:

“Evet küçük- basit şeyler yetiyor hüzünlenmeye, peki ya mutluluğa?”

“İnsan kendi saadetinin mimarıdır.”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.