İşkence

Said Çınar

Kasım 2002 yılında iktidar koltuğuna oturan Ak Parti hükümetinin eksik veya yanlışlarının yanı sıra inkar edemeyeceğimiz, hatta takdir etmekten kaçınamayacağımız birçok iyi icraatının da bulunduğunu belirterek hakkını teslim etmiş olalım.

“Takdir edilecek yönleri hangileridir” diye sorulursa, kendi adıma söyleyeceğim ilk şey, insanlara hayvan sürüsü muamelesi yapan OHAL'i kaldırması, bunun yanında “İşkenceye sıfır tolerans” sloganıyla uygulamaya konulan ve güvenlik güçleri arasında kurumsal bir hal alan sistematik işkence uygulamalarını ortadan kaldırması şeklinde olacaktır.

Zannedersem 1990'lı yılların acı tecrübelerine tanıklık etmiş herkes de hükümetin o dönemde attığı bu adımı takdir etmiştir.

İşkence ve kötü muamele, insan faktörünün etkili olduğu her alanda görülebilir. Bu tür uygulamaların arkasında “kurumsal destek veya teşvik” olmazsa işkence vakaları münferit kalır. Caydırıcı hukuki süreçler işletildiğinde ise neredeyse “sıfıra” inebileceğini geride bıraktığımız süreçte toplum olarak müşahede ettik.

Derken şartlar bir anda değişti ve OHAL denen süreç yine kendini dayattı. Hükümet yetkililerinin iddiaları, OHAL denen şimdiki sürecin zorunluluktan kaynaklandığı ve halkın rutin hayat akışını asla etkilemeyeceği yönündeydi. Şimdiki OHAL sürecini insan haklarını ayaklar altına alan eski OHAL süreciyle karşılaştırdığımızda arada bariz bir farkın olduğu muhakkaktır. Ama genel uygulamalarda yaşın yanında kimi zaman kurunun da yanması ve bu yöndeki şikayetlerin giderek yaygınlık kazanması ya da son örneğine Şemdinli/Altınsu'da rastladığımız işkence vakasında olduğu gibi zaman zaman gündeme gelen darp/işkence vakalarının tipik bir OHAL yansıması olduğu gerçeğini görmezden gelmek artık mümkün değildir.

Aslına bakarsanız Türkiye'yi dibe vurdurup 2002 şartlarını Ak Parti iktidarı için kaçınılmaz kılan birçok neden vardı ve belki de o dönem pervasızca uygulanan OHAL süreci bu nedenlerin en önemlilerindendi.

Şu anda uygulanan ve giderek hükümetin altını oymaya başlayan bir araca dönüşen yeni OHAL süreci ise, gerekli önlemler alınmadığı takdirde hükümeti yutacak kara deliklerden birisi olmaya aday görünmektedir. Dolayısıyla OHAL şartlarından cesaret alarak birçok alanda başına buyruk hareket eden “gayri nizami” unsurlar gibi bu süreci işkence ve kötü muamele uygulamalarıyla keyfiliğe dönüştürme hevesine kapılan güvenlik güçleri arasındaki kimi unsurların keyfi tutumlarını engellemek, en başta hükümetin görevidir.

Şu anda münferit gibi görünen kimi darp/işkence vakalarına karşı yükselen sesleri “Terör propagandası” veya “PKK yandaşlığı” ile açıklamak her ne kadar sürecin de etkisiyle “vatanseverlik” ile eşdeğer tutulsa da, önlem alınmadığı takdirde kurumsal bir tavra dönüşme potansiyelini bünyesinde barındırmaktadır.

Nitekim son Şemdinli/Altınsu'daki vaka duyulur duyulmaz meseleyi araştırıp soruşturmak yerine gerek Emniyet Genel Müdürlüğü ve gerekse valiliğin iddiaları peşinen mahkum ederek yükselen çığlıkları önemli ölçüde “Terör propagandasına” indirgeyen kurumsal açıklamalar yapması, aslında kötü muameleye arka çıkan eskiye dönüş özleminin geldiği kritik noktaya işaret etmesi açısından önemlidir.

İşkence ve kötü muamelenin kurumsal bir hal alması yönünde çabalayan Türkiye'de belli oranda bir toplumsal katman vardır. İşkence ve kötü uygulamaların “vatanseverlik” satan kimi öfke dalgalarına belli oranda anlık rahatlama sağladığı da bilinmektedir. Oysa daha önce denenen bu yöntemle PKK veya benzer yapıların önü alınamadığı gibi, tam tersine kitleleri dışlamanın bu tür yapılar için can suyuna dönüştüğünü herkes bilmektedir.

Türküyle Kürdüyle herkese karşı emperyalist güçlerin “Koçbaşı” olarak kullandığı PKK'ye karşı son süreçte güvenlik güçlerinin yürüttüğü operasyonel faaliyetlerin başarısı ortadadır. Bunda kilit rolün sıradan halk ile örgüt mensuplarının birbirinden ayrılması ve halka karşı topyekûn terörist muamelesi yapma alışkanlığının terk edilmesinin etkisi oldukça büyüktür.

Son vaka örneğinde olduğu gibi kötü muamelelerin savunulması çabalarına bakıldığında insan “Acaba?” demekten kendini alamamaktadır.

Acaba?

Devlet kurumları içerisinde tükenmek bilmeyen eski alışkanlıklardan olan ve her defasında PKK'ye can suyu vermeyi gaye edinen hücreler mi uyandırıldı?!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.