İslam ümmetinin evlatları birbirini tanımalı

Muhammed Ali AKAY

Tanışmak, konuşmak, anlaşmak, iletişim halinde olmak Allah'ın insanoğluna verdiği en büyük nimetlerden biridir. Atalarımız bu nimetin farkındaymış ki Ümmetin dört büyük dilini cem edecek bir lisan oluşturmuşlar. Osmanlıca Türkçesi diye bilinen dilimiz; Arapça, Farsça kelimelerin bolca kullanıldığı Türkçe bir dildir. Osmanlıca'yı bilen bir kişi Arapların, Farsların içinde bile olsa bu milletlerle İletişim kurabilir. Derdini anlatabilir. Bunların birçok kelimesini tanıdığı için yabancılık çekmez. Ama birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yenilen İslam ümmeti birbirinden ayrıştırıldı. Birbirimizi tanımamamız için yabancılaşmamız için birbirimizi sevmememiz için kısacası birbirimize düşman olmamız için önce ortak kullandığımız kelimelerimizi, deyimlerimizi, atasözlerimizi türkülerimizi ilahilerimizi elimizden aldılar. Ve bizler birbirlerine yabancılaşmış birbirlerini sevmeyen, cetvelle çizilmiş ülkelerde, devletçiklerde yaşamak zorunda kaldık. Birbirimize yaklaşmamıza, tanışmamıza müsaade etmediler. Hâlbuki ecdadımız İslam Ümmetinin bütün beldelerini kendi yurdu olarak görmüştü. Ezan-ı Muhammedî'nin okunduğu her karış toprak vatan toprağı olarak sahiplenilmişti. Dolayısıyla İslam Ümmetinin yöneticileri gökyüzündeki bulutlara bakarak şöyle derlermiş :“Ey Bulutlar yağmuru nereye yağdırırsanız yağdırın orasının bereketi İslam ümmetinin evlatlarına geri dönecek”

Gerçekten devasa büyüklükte medeniyetler inşa etmiş, insanlığa Allah rızası için hizmet etmiş bir ümmetiz. Bu ümmetin yenilgisi insanlığa Çok pahalıya mal oldu. Yeryüzünün bütün coğrafyalarında sömürü düzenlerinden dolayı insanlık huzur ve adalete hasret kaldı. Günümüzde yaşanan zulümleri, sömürüleri, kötülükleri saymaya gerek yok; herkesin malumu zaten. Biz insanlığı içinde bulunduğu bu kötü durumdan nasıl kurtarabiliriz? Bunun için ne yapabiliriz? En kısa sürede, En kolay şekilde ayrı gayrı düşmüş bu ümmeti nasıl birleştirebiliriz? Bunu konuşmalıyız, bunu tartışmalıyız.

Bizim kanaatimizce İslam ümmetini Birleştirmenin en kolay yolu; birbirimizle tanışmamızı, anlaşmamızı sağlayacak olan dillerimizi öğrenme seferberliği içine girelim. Yani Türkçe, Kürtçe, Arapça, Farsça bilen, İslam'ın halklarını cem edecek, toplulukları ümmete dönüştürecek nesiller yetiştirelim. Öyleyse dil öğrenme konusunda Arapça, Farsça, Kürtçe dil eğitimi veren akademiler, üniversiteler kurmalıyız. Daha önce de bahsettiğimiz Avrupa'daki üniversitelerle öğrenci değiştirme projesi olan ERASMUS'a benzeyen FARABİ projesini daha aktif hale getirmeliyiz. FARABİ projesi ile bir dönem dahi olsa İslam ümmetinin evlatları üniversiteyi başka bir İslam ülkesinde okuma fırsatı buluyor. Gençlerimizi bu konuda teşvik etmek gerekir diye düşünüyoruz. Hani şair der ya: “Uzak ülkeler çekmeli seni/Tanımadığım insanlar...” işte üniversiteli gençliğimizin İslam'ın adamı olabilmeleri için bu proje desteklenmeli ve geliştirilmelidir.

Bir de ümmetin Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli, Caferi gibi büyük mezheplerinin tanınmış alimlerini biralara getirecek bir kurum oluşturulmalıdır. Bu kurum; hem ihtilafları, mezhepçilik, meşrepçilik gibi hastalıkları tedavi edecek hem de Kuran ve sünnete bir de Selefi Salih'in ile oluşan İslam medeniyetine sahip çıkacak yeterlilikte olmalıdır. Yani İslam ümmetine sahip çıkacak ulema yetiştirecek bir kurum olmalıdır. İslam'a hizmet ettiğini söyleyen tüm kurum ve kuruluşları denetleyecek, iyi ile kötüyü izhar edecek bir kurum oluşturulmalıdır.  Bu günün hayallerinin gerçek olduğu günlerde ilahi adaletin gölgesinde yaşayan kullardan olma dileğiyle...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.