Israrcı Olunuz!

Fikret GÜLTEKİN

Bugün Cuma. Aynı zamanda Mübarek Ramazan ayının ilk günü. İki mübarek günün sevincini yaşıyoruz. Ramazan ayının şüphesiz ki hepimiz üzerinde ayrı bir etki oluşturması beklenmektedir. Ramazan’ın üzerimizde oluşturacağı etkinin boyutu bizim Rabbimizle olacak diyaloğumuzun yoğunluğuyla alakalıdır. Yani biz ona yoğunlaştıkça o da bizim üzerimizdeki ikramlarını, bereketlerini arttıracaktır.

Yoğun bir tempo ile yaşantımıza devam ederken, belki zaman zaman ibadetlerimizi hakkıyla yerine getirmekten aciz kaldığımız göz önüne getirilirse, Ramazan’ın gelişi bizi kendimize getirecektir.

Mübarek Ramazan ayı bize kendimizin acizliğini, Rabbimizin büyüklüğünü hatırlatacak. Rabbini hatırlayan da kendi acizliğini gidermek için yoğun bir dua dönemine girecek. Bir noktada eksik dua, kul açısından kendini müstağni görmenin de bir sonucudur. Acıkacağız, susayacağız, kemiklerimiz gevşeyecek ve neticede acizliğimizi hatırlayacağız. Bu da doğal olarak bizi duaya, Allah’a yöneltecek.

Dua, kulun Allah nezdindeki öneminin göstergesidir. "De ki; Eğer duanız olmasa Rabbimin katında ne ehemmiyetiniz var." (Furkan suresi 77.Ayet) O halde dua ile varlığımızı hissettirelim. Öyle bir dua edelim ki, yüreğimizin titrek sesi Rabbimizin katına gittiği zaman o bu acziyetimize cevap vermemeyi kendi büyüklüğüne yakıştırmasın. Duada ısrar etmek, duanın adaplarından kabul edilmiştir.

Rabbimizin Kuran-ı Kerim’inde zikrettiği gibi biz ona yöneldikçe o da bizim acziyetimizi giderecek yardımlarını gönderecektir. Hz.Adem’den günümüze değin O’nun (cc) kullarına gönderdiği yardımların haberi alenen bize ulaşmıştır.

Rabbimizin gelen yardımları sadece cihad meydanlarında değil, sıkıntının her anında kendini gösteriyor. İşte birkaç örnek:

“Hani (o,) gizli bir seslenişle Rabbine nidâ etmişti (yalvarmıştı). Şöyle demişti: “Rabbim! Gerçekten ben (o hâldeyim ki) kemik(lerim) benden gevşedi (zayıfladı); (ihtiyarlıktan) baş(ım), beyaz alev aldı (saçlarım ağardı); Rabbim! Sana duâ (etmek) ile hiçbir zaman mahrûm olmadım. Ve doğrusu ben, arkamdan (yerime geçecek) yakınlarımdan (din husûsunda) endişe ediyorum; hanımım da kısırdır; artık (sen) kendi katından bana bir halef (bir oğul) ihsân eyle! Ki (ilim ve nübüvvette) hem bana vâris olsun, hem de Ya‘kub âilesine vâris olsun! Ve onu rızâya mazhar buyur ey Rabbim!” (dedi).

İşte Rabbimizin ona cevabı:

(Allah şöyle buyurdu:) “Ey Zekeriyyâ! Şübhesiz biz, seni bir oğul ile müjdeliyoruz ki onun adı Yahyâ’dır; daha önce ona hiç (kimseyi) adaş yapmadık.” (Meryem 3-7)

Hz.Meryem’in içine düştüğü durum ve sonrasında yaşadıklarına karşılık duasına Allah’ın (cc) verdiği cevap, dünya durdukça zikredilmeye değer büyüklüktedir. “Nihâyet doğum sancısı onu (kuru) bir hurma ağacının dibine gitmeye mecbûr etti. (Utancından:) “Keşke ben bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım!” dedi.

Rabbimizin cevabı…

“Derken (Cebrâîl) ona (hurma ağacının) aşağısından şöyle seslendi: “Üzülme! Şübhesiz ki Rabbin, alt tarafında (ondan yararlanacağın) bir su arkı meydana getirdi. Hem hurma ağacını kendine doğru silkele ki üzerine tâze hurmalar dökülsün!” (Meryem 23-25)

Daha yakın tarihe geliyoruz. Peygamberimiz (sav) Bedir günü ashabına baktı. Üç yüz küsür kişiydiler. Müşriklere baktı, onlar da bin küsür kişiydiler. Sırtında abası ve izarı vardı. Kıbleye yönelerek, "Ey Allah`ım! Bana vaadettiğini yerine getir. Ey Allah`ım! Eğer ehli İslâm`dan olan bu grubu helâk edersen yeryüzünde artık hiçbir zaman ibadet edilmez sana!" Hz. Peygamber durmadan bu şekilde rabbinden yardım talep ediyordu. Ta ki abası sırtından düşünceye kadar. Hz.Ebu Bekir (ra) yanına geldi, abasını alarak tekrar omuzlarına koydu. Sonra arkasında durarak, "Ey Allah`ın Resûlü! Rabbine yalvarışın kâfidir. Kesinlikle Rabbin sana vaadettiğini yerine getirecektir" dedi.

Bu yaşanan gelişme üzerine kendisine yönelen kullarını yardımsız bırakmayan Allah, Enfal Suresi 9 ve 10.ayeti kerime ile yardımın geleceğini beyan etti:

   “Hani Rabbinizden yardım istiyordunuz da: “Şüphesiz ben size ardı ardına (gelen) bin melekle yardım ediciyim!” diye duânızı kabûl etmişti. Allah bunu ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla mutmain olsun diye yapmıştı. Yardım, ancak Allah tarafındandır. Şüphesiz ki Allah, Azîz (kudreti her zaman üstün gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.”

     Peki ya bizlerin yapmış olduğu ısrarlı dualar karşısında Rabbimizin bize yaptığı yardımlar. Birbirimizi Allah için seviyor olmamız, tüm saldırganların belalarını defedecek birliğimizi koruyor olmamız, günah bataklığından bizi uzaklaştıracak iyiliklerde bulunuyor olmamız bizim için günümüzde Rabbimizin ikramlarının belli başlarıdır. Burada zikredilemeyecek kadar güzellikleri Rabbimizden talep etmemiz halinde karşılığını almayanımız yok gibidir.

     Bize düşen tüm eksikliğimize, kusurumuza rağmen arşın sahibi, kerim olan Rabbimize yönelerek onu yücelterek, kendi acziyetimizi anlayarak ellerimizi açarak yardım talebinde bulunmaktır.

     Bu Ramazanı fırsat bilerek, her ne istiyorsak isteyelim, ama ısrarla kalbimiz titreyerek, gözlerimizden yaşlar akıtarak talepte bulunalım. Biz öyle bir Allah’a inanıyoruz ki, her şey ama her şey onun için çok kolaydır. Araya hiçbir perde koymadan yüreğimizden nasıl geliyorsa öylece talepte bulunalım, göreceğiz ki o bizi geri çevirmekten utanacaktır.

    Günlerimiz hayırlı ameller, gecelerimizin ısrarlı dualar ile geçmesi temennisi ile Ramazanınızı tebrik ederiz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.