Kadim bir gelenek olan sünnet!

Mehmet ŞENLİK

Bir tatil dönemine girerken yapılması sünnet olan bir geleneğe dikkat çekmek istiyorum! Bilindiği gibi bütün peygamberlerin sünneti olarak bilinen fıtri adetlerden biri de “hitan”dır. Yani insanların, fıtraten cinsel uzuvları üzerinde bulunan deri kabuğunu yani fazlalık deri parçasını bir ameliyatla aldırmaktır. Bu cerrahi ameliyata “hitan” deniliyorsa da halk dilinde buna: “sünnet olmak” denmektedir.

Sünnet ameliyesi ilk olarak İbrahim aleyhisselam tarafından gerçekleştirilmiş bir adettir. Rivayetlere göre; İbrahim aleyhisselam, “kaddum” denilen kısa bir balta veya keser ile kendi kendini sünnet etmiştir. Kesilen yerin kanını durdurmak için de ağaç çürüğünü ufaltıp toz haline getirdikten sonra onunla kurutmaya ve kanını durdurmaya çalışmıştır. Böylece bu hareketiyle, sünnet olan ilk insan olmuştur. (Buhari)

İşte İbrahim aleyhisselamın bu adetini ihya etmek üzere sünnet olmak Yahudilere göre farzdır. İslam’da ise, Mezheplerin Cumhur’una göre erkekler için mustehaptir. Ama kadınlar da olabilirler. Sünnetin insan sağlığına büyük yararları olduğu gibi, haçlı savaşlar esnasında Müslümanı Müslüman olmayandan ayırt ettiği için de dinin şiarlarından sayılmıştır.

Sünnetin vacip ve Müstehap olmak üzere iki vakti vardır. Onun vacip vakti çocuğun buluğ çağıdır ve ondan geciktirmemek gerekir. Müstehap vakti ise buluğ çağından öncedir. En afdal vakti ise, doğumun yedinci günü veya kırkıncı günüdür. Özürsüz olarak (çocuğun utanacağı vakte kadar) tehir etmek mekruhtur. (Fethulbari: c, 10. s, 288)

İsrailiyat’tan gelen rivayetlere göre; İbrahim aleyhisselama, imanını tamamlaması için, cesedinden bir et parçasını kesip atması yani sünnet olmasıyla ilgili vahiy gelince, o hemen kendini bir keser ile sünnet etmiştir. Ağrının şiddetinden dayanamayınca da Allah’a yalvarmıştı. Yüce Allah: “Ben, sana sünnet aletini beyan etmeden önce sen acele ettin!” diye buyurmuştu. İbrahim aleyhisselam da: “Ya Rab! Senin emrini geciktirmek istemedim” demişti. (Fethulbari: c, 10. s, 288)

İmam Zuhri’nin bildiğine göre: Hz. Hüseyin, doğumunun yedinci gününde sünnet ettirilmiş ve gelen ziyaretçilerine yemek yedirilmiştir. Yine Salim de: “Abdullah bin Ömer, beni ve Nuaym’ı sünnet ettirip bizim için birer koç kesti. Bizim için koç kesildiğinden dolayı, çocuklara karşı gururlanıp neşelendiğimizi gerçekten kendimizde hissetmiştik” demiştir. (Buhari)

İşte Sahabenin bu uygulamasından yola çıkan Müslümanlar, sünnet için merasim tertipliyor, yemek yediriyor ve şölen yapıyorlar. Ancak bunun içine kirvelik de girince bazı düğünlerde olduğu gibi namüsait ve cahili şeyler de olabiliyor. Müminlerin buna dikkat etmesi gerekir.

Yeri gelmişken bir az da kirvelik konusundan bahsetmek istiyorum; kirvelik, ilk olarak Mezopotamya bölgesinde bir arada yaşamak durumunda olan farklı inançlar ve etnikler arasında olması gereken bir dayanışma ihtiyacından ortaya çıkmıştır. Aralarında inanç ve akrabalık bağları bulunmayan insanlar, kirvelik ile bir yakınlaşma ve dayanışma bağını kurarak dünya işlerini halletme yolunu bulmuşlardır.

Eskiden bölgemizin ticareti Ermenilerin elindeydi. Ermeni tüccarlar, köylünün zaruri ihtiyaçlarını atla katırla ayağına götürdüğü gibi, yağını ve canlı havanını da onlar topluyordu. Dolayısıyla gittikleri her köyde rahat ve emin olarak kalacakları bir eve ihtiyaçları vardı. İşte bu ihtiyaçtan dolayı uyanık Ermeniler, köyün halı vakti yerinde ve misafirperver evi hangisi ise onunla kirvelik kurar ve günlerce orada kirvesinin himayesinde ticari işlerini yürütürdü. Köylü de ihtiyacı için şehre indiği zaman hiçbir sıkıntı çekmeden günlerce Ermeni kirvesinin evinde konuk kalırdı.

Daha sonra bu gelenek, Kürdistan’da birbirine kız alıp vermekten kaçınan Müslümanlar ile Yezidiler arasında ya da Sünniler ile Aleviler arasında bu işlevi gördü. Ve zamanla tüm bölge halkı arasında kabul görüp zayıflarla güçlüler arasında yakınlaşma ve dayanışma görevini ifa ederek çok yapıcı rol oynadı. Öyle ki, güçlü kabilesi ve aşireti bulunmayan zayıf biri, bir kabile reisi, bir aşiret ağasıyla kirvelik kurduğu zaman kimse daha senin kaşında toz vardır diyemezdi.

Yine kirvelik, iş gücü çok olan ailelerle nüfusu kalabalık olan aileler arasında da bir yardımlaşma aracı olmuştur. Mesela çocukları çok olan kirve kumu külfetini toplar ve gider kirvesinin tüm ekinlerini iki üç günde biçer gelirdi.

Hasılı bu gelenek İslami değil, bölgemize has beşeri ise de toplumumuzun farklı inanç ve etniklerin bir arada ve barış içinde yaşaması için çok büyük rol oynamıştır. Ama ne yazık ki insanımızın batı kültürüne alıştığı günden itibaren bu gelenek de inkıraza uğramıştır. Allah’a emanet olun.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.