Kendimize Benzettiğimiz Din

Mirali YILDIRIM

İslam dini son hak din ve huzur da İslam'da. Bunu bilmeyen yok. Elbetteki huzur İslam'da ve bizler elhamdülillah Müslümanız ama gerçek şu ki, Müslüman halklar huzurlu değil ve yakın zamanda da huzur bulacağa da benzemiyor.

Her Müslüman ırk, millet, mezhep, cemaat, tarikat ve daha bilmem ne topluluklar;dini kendilerine benzetmeye çalışmış.

Ütad Bediüzzaman,İhlas ve Uhuvvet risalelerinde, bizde olması gereken “İhlas ve kardeşlik” duygularının sınırlarını detaylıca vermektedir.

Bugün fertten devlete kadar, herkes kendi doğrularını dinin esasları gibi anlatmakta hatta dayatmaktadır. Vazgeçilmez doğrular olarak dayatılan bu doğrular, karşı taraf veya milletlerde kabul görmediğinde de iş sokak kabadayılığına varmaktadır.

Bu gün Ortadoğu'daki kavgaların, emperyalist güçlerin buralara kadar gelip yerleşmelerine kadar tüm işlerin müsebbibi aslında ümmeti oluşturan toplulukların kendi uygulamalarıdır.

Duamda hep derim; “Ya Rabbi, Müslüman halklara birbirlerini sevecek akıl, basiret, merhameti ver. Onlara beraber olabilecekleri adaleti, muhabbeti ve tevhid bilincini ver.

İlahi; Müslüman halkı Müslüman devletleri yöneten liderlere iman, ihlâs, feraset, cesaret ve merhamet ver. Bu liderleri, İslami şeref ve izzetle tanıştır ki; kendileri olabilsinler, halklarını sevebilsinler. Kâfiri ve zalimi tanıt. İnsan olabilme basireti ver. Bu liderlere, ahret hesabının zaruretini ve kolay bir kurtuluş yeri olmadığının bilincini ver ki kendi halklarının dünyalarını ve kendi ahretlerini de karartacak çirkefliklere ve zorbalıklara imza atmasınlar. Ümmete ve ümmeti yönetecek liderlere; şeref ve izzeti İslam'da bilecek izanı ver İlahi..!” derim.

Dinimizden feyizlenemiyorsak; dünyadaki söz ve fiillerimiz de yanlışımız var demektir.

Şu Kürt ve Kürdistan meselesine bakın Allah aşkına.

Her devlet; hakkı konuşma ve hakkı sahibine teslim etme yerine; onlarca mühendislik yapıyor, yanlış zemin üzerine koca binalar inşa ediyor.

Olmuyor, tutmuyor, yara iyileşmiyor, kabuk bile bağlayamıyor.

Her devlette; değişik doğrulara inandırılmış Kürtler var. Dayatılmış ve inandırılmış bu doğrulardan yola çıkarak bir DOĞRULUK KİTABI kitabı yazmaya çalışsanız, ortaya bir Nasrettin Hoca Fıkraları, Bağdat Canavarı, Simurg hikâyesi gibi efsaneler çıkar.

Meşhuredendir; Hoca'ya adamın biri gelir. Ağrıyan gözüne bir derman ister. Hoca da önceden çatlayan ayağına sürdüğü karasakızı tavsiye eder; adam kör olur, şikâyete geldiğinde de; Hoca, gayet rahattır.Valla ben ayağıma sürmüşüm iyi oldu. Karasakızdır bu kimine gelir kimine gelmez” der.

Her devletin kendi doğrularına inandırdığı; Bedir ve Uhutcephelerindeymiş gibi de ikna ettiği zevat var.

Kürtçe kanallarda, inanmadığı gerçekleri anlatmak zorunda kalan; anlattığında da benzi solan, terler döken, sesi titreyen ama yine de kendisine ve gerçeklere rağmen bir şeyler anlatan yorumcular bilirim.

Kendisi değil, bir başkası olarak konuşan nice koç-yiğitler bilirim memleketime dair.

Artık el insaf ve el izan!

Bu mesele bir gerçek çözüme kavuşturulacak, kavuşturulmalıdır da. Hakiki anlamda çözülmedikçe de peşimizi bırakmayacak, hep kanayacak, kanatılacak...

Bir devlet, bir güç; çıkıp çözmek zorunda. Sayın Erdoğan da bu alandaki en kabiliyetli liderlerden.

Elbette her milletten kardeşlerimiz değişik zulümler görmekte ama bunlarınbelli standartları var.

Kürdün gördüğü muamele isegarip. Dindarı, dinsizi, liberali, gelenekçisi, işbirlikçisi, sosyalisti, faşisti..” kardeş millet ve devletlerin korkusu oymuş.“Bu derde ne derler sizde?”

Artık bileceğiz; ya bu işi düzeltiriz ya da başkaları düzeltir. Düzelttiğinde de eğriden beter eder biline!

Rabbim; bizlere; Hakka, hukuka götürecek basiret, cesaret ve imanı versin.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.