Kıyıdan kıyıya çatlatan muhabbet!

Zülküf ER

Ortadan nazlı nazlı akan küçük ırmak, asırlardan beridir halkları akraba olan iki köyü coğrafi olarak birbirinden ayırmaktaydı. Akrabalığın da etkisiyle iki köy halkı iyi geçinir aralarında bir sorun çıkacak olsa da büyüklerin müdahalesiyle hemen çözülürdü.

Ama gelin görün ki; çözemedikleri kadim bir sorunları vardı. Ayrı köylerde oturan iki teyzekızı yıllardan beridir sebebini kendilerinin bile hatırlamadığı bir olaydan dolayı husumet içindeydiler.

Kendi aralarında ilginç bir kavga ritüeli geliştirmiştiler. Her gün sabahtan dere kıyısına gidiyor, karşılıklı olarak akşama kadar bir birlerine ağızlarına geleni söyleyip duruyorlardı. Zamanla adeta utanma duygularını da yitirmişlerdi. Atışmalarında her türlü hayâ perdesini yırtmıştılar.

Her iki köyün halkı da hatta yaşlı kadınların çocukları ve akrabaları da bu duruma alışmıştılar. Yıllardan beridir birçok kez vazgeçirmek isteseler de başarılı olamadıkları için onları kendi hallerine bırakmış ve rahat etmiştiler.

Suyun iki yakasına sabitlenmiş birer yaşlı ağaç gibiydiler adeta. Ne kış ne de yazın sıcağı onları kıyıdan uzak tutmuyordu. Bu kinin sebebi neydi acaba? Ortada çok söylenti vardı? Herkes farklı bir şey söylüyordu. Gençlerden bazıları sormuştular ama her iki kadın da ayrı şeyler söylemiştiler. Zaten sebebin hiç de kıymeti kalmamıştı.

Onlar için önemli olan her gün orada olmak ve karşı kıyıya hakaret yağdırmaktı. Artık seriye bağlamıştılar makineli tüfek gibi sabahtan akşama kıyıdan kıyıya yağdırıp duruyorlardı.

Bir sabah enteresan bir olay yaşandı. Kadınlardan biri, o sabah suyun kıyısına gelmemişti. Her sabah orada onları görmeye alışanlar için tek ihtimal gelmeyen kadının vefat ettiği yönündeydi. Gelmemişse muhakkak ölmüştür…

Ama daha ölmemişti gelmeyen kadın. Ağır hastaydı. Bedenindeki ağrılar kıyıya gidememenin ağrısı kadar yakmıyordu canını. Bir çare bulmalıydı. Karşı kıyıdaki kadına cevap verilmeliydi… O anda aklına bir şey geldi. Hemen gelinini çağırdı ve onu kendine vekil tayin etti. Gelin istemese de kaynanasının ısrarlarıyla kıyıya gitmek zorunda kalmıştı.

Karşı kıyıdaki kadın da şaşkındı. Rakibi neredeydi acaba? Biri geliyordu ama o beklediği kişi değildi. Gelin gelip de beklenen kişinin hasta olduğunu söyleyince karşı kıyıdaki kadın daha da sinirlenip saydırmaya başlamış. Saatlerce saydırmış da saydırmış. Ama gelinde çıt çıkmıyormuş.

Gelinin kayınvalidesine yapılan hakaretlere sessiz kaldığını görünce bu kez de doğrudan gelini hedef almış. Onun da yedi sülalesinin kulaklarını çınlatmış. Ama gelinde tık yok. Böyle olunca da işin zevki de çıkmıyormuş. Ama kadın gerçek anlamda çatlayıncaya kadar sövüp-saymış. Gelin sustukça o çıldırmış ve en sonunda gerçekten patlayıp orada can vermiş.

Gelin eve dönünce kayınvalidesini sokağın başında kendisini beklerken görmüş. Gelin başlamış anlatmaya, o kadın sana böyle dedi, peki sen ne dedin, ben sessiz kaldım.

Bu döngü bir süre böyle devam etmiş. Kaynana her hakaret karşısında gelinin sessiz kaldığını duydukça çıldırmış adeta ve o da orada rakibinin akıbetini öğrenemeden onun gibi çatlayıp can vermiş.

Hisse mi? Şu sosyal medya denen nehrin kıyılarında bu yaşlı kadınlardan milyonlarcası var da o gelinler az nedense...!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.