Körfezde tehlikeli dans

Hüseyin KAYA

SİYASET GEMİSİ

KÖŞEDEN KÖŞEYE / KÖRFEZDE TEHLİKELİ DANS

Aslı Aydıntaşbaş (Cumhuriyet):

“Eğer benim gibi dünyanın gidişatı, Türkiye'nin durumu, Ortadoğu'nun geleceğiyle ilgili kaygılar taşıyan biriyseniz, Trump'ın Riyad seferi sonrasında karamsarlığınız beş kat artmış olmalı.

Alenen İslamofobik bir dalgayla iktidara gelen Trump, iş Suudi rejimine gelince, yelkenleri indirdi. Sanırım savunma ihalelerinin insan bünyesinde böyle rahatlatıcı bir etkisi var. Daha birkaç ay önce utanç verici bir “Müslüman yasağı”nı yürürlüğe koyan Trump, bir yanda Mısır'ın darbeci lideri, diğer yanda Suudi Kralı Selman'la sempatik fotoğraf kareleri çektirdi, milyarlarca dolarlık silah anlaşmaları imzaladı, hatta üşenmedi kılıç dansı bile yaptı. (…)

Trump'ın gezisindeki daha da vahim boyut, İran'a sataşmasıydı. Yeni ABD Başkanı, İslam temalı konuşmasında, bırakın bölgedeki mezhep savaşından rahatsız olmayı, seve seve Suudların yanından ve İran'a karşı taraf olacağının sinyalini verdi.

İlginçtir, bizim medyada Trump aleyhine tek satır yazılmıyor. Ama bu mezhep kışkırtması son derece tehlikeli. Kuşkusuz ki İran rejiminin yüzlerce günahı var ve Suriye'deki iç savaşa müdahil oluşu da bunlardan biri. Ancak Suudiler daha mı az mezhepçi? Onlar da Suriye'deki savaşın başka cephesini desteklemiyor mu?

Umarım Trump sevdasıyla yanıp tutuşan Ankara, bu geziyi not etmiş, yeni ABD Başkanı'nın (bilerek ya da bilmeyerek) bu bölgede ne kadar tehlikeli bir politika izlediğini görmüştür.”

Yazıyı dikkatle okuduğunuzda “Aslı'nın başına taş mı düştü?” diye düşünebilirsiniz.

Yani şaşırtıcı bir yazı…

Aslı Aydıntaşbaş, son derece ayağı yere basan ifadelerle bölgenin fotoğrafını çekmiş. Tek taraflı bakış açısının sakatlığını gözler önüne sermesi bir yana son cümlede önemli bir uyarıda bulunuyor. Obama'nın zamana yayarak gerçekleştirdiği tahribatı Trump, kısa sürede yapmaya çalışıyor. Ani yükselen alevin etrafa sıçrama riski de daha fazladır.

Murat Bardakçı (Habertürk):

“Amerikan Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu gezisini yakından takip ettik; ama sadece magazin tarafı ile! (…)

Trump'ın gezisi Ortadoğu'da çok önemli değişikliklerin hazırlayıcısı imiş, yeni ittifakların temeli atılıyormuş, hattâ sınırlar bile değişebilirmiş ne gam! Melania'nın havası, Trump'ın dansı yahut Ivanka'nın tavırları bizim için bunların hepsinden daha önemli!”

Trump'un tehlikeli girişimlerinin magazin ile gizlenmesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konu. Medyanın kontrollü haber bombardımanı ile insanları bu iletişim çağında “habersiz” kılmayı başarması da aynı ölçüde tehlikeli ve incelenmesi gereken bir konu.

Bardakçı'nın vurgusu önemli…

Yeni kamplaşmalar, yeni ittifaklar, yeni kaoslar planlanıyor İslam dünyasında ve Müslümanlar “cambaza bak” yöntemiyle uyutuluyor.

Taha Akyol (Hürriyet):

Amerikan Başkanı Trump, Suudi Arabistan ziyaretinde toplamı 380 milyar doları bulan bir dizi anlaşmaya imza attı.

Seçim mücadelesinde sık sık duyduğumuz İslamofobik konuşmalarını ağzına almadı.

Amerika, israil, Suudi Arabistan, Mısır ve Körfez ülkeleri çok güçlü bir ittifak halindeler.

Öbür yanda Rusya, İran ve Suriye.

Trump ve Suudiler İran'a çattı, İran da Trump'ı “tehlikeli teröristlere silah vermekle” suçladı. Teröristler sözüyle Vahabi Suudileri kastettikleri açık. (…)

Bu tabloya nasıl bakmalıyız?

Kahrolsun emperyalizm, kahrolsun siyonizm falan diye haykırmaya ne dersiniz?

Yahut “Ey Müslümanlar uyanın, sizi sömürüyorlar” diye seslenmeye...

Ben bu sloganların dışında şu gerçekleri görmeyi öneriyorum:

Dünya nüfusunun dörtte biri olan Müslümanlar, petrol hariç, dünya üretiminin sadece yüzde 5.6'sını yapıyor!

Dünya teknoloji ihracatında Müslümanların payı binde 4'ten ibaret. Dünya petrol ihracatındaki payları ise yüzde 36'dır. Petrol gelirlerinin kabaca üçte birini silahlanmaya harcıyorlar. Kime karşı? Birbirlerine karşı.

114 yıldır verilen Nobel bilim ödüllerini, biri Aziz Sancar hocamız olmak üzere üç Müslüman bilim adamı kazandı. Bu ödülü kazanan Yahudi sayısı 100'ü aşkın.”

Nobel'in siyasi siyasi bir tarafının olduğu gerçeği bir tarafa bırakıldıktan sonra…

Taha Akyol'a hak vermemek elde değil; ama sadece kınamak hiçbir şeyi çözmez.

Küresel ölçekteki yanlışları düşünüp umutsuzluğa kapılmaktansa bireysel anlamda ve mikro ve orta ölçekteki toplumsal sınıflarla “Ne yapabilirim?” üzerinde durmak gerekir.

Fevri değil aklı başında hareket ve düşünceler için sabretmek, azmetmek ve yorulmak gerekir.

Yıldız Ramazanoğlu (Karar):

“ABD Başkanı Donald Trump israil'e elleri hediyelerle müjdelerle dolu gitti. İlk yurt dışı ziyaretini Suudi Arabistan'a yaptı ve bütün Müslüman ülke temsilcilerini buraya toplayıp radikalizmle mücadeleyi başlattı. Bir yanında çok iyi anlaşıyoruz deyip yanından bir an bile ayırmadığı Mısır'ın zalimi darbeci General Sisi, öte yanında İslam dünyasının en tuhaf zalim rejimlerinden birinin kralı Selman bin Abdulaziz'le ışıklı bir küre önünde başımıza gelecekleri konuşarak, kılıç dansı yaparak. Bir yetkili gülerek açıklıyor bu savaş dansıdır diye, gülerek evet farkındayım diyor büyük patron. Yüz binlerce kardeşimizin kanını dökenlerden İran strateji gereği hedefte ama Esed ve Sisi mesela kötücül radikaller arasında değil. Eli kanlı İran ve Daeş işaret edilirken aslında işgallere karşı varoluş mücadelesi veren bütün mazlumları da hedefleyen topyekûn bir savaş öngörüldüğü çok açık.”

Suudi'de savaş dansı!

Evet, Amerika tüm bölgeyi içine alacak “topyekûn bir savaş” öngörüyor.

Sisi'ler, krallar, diktatörler…

Herkes aklını başına alsın ve bir diğeri karşısında Amerikan yardımına, israil gücüne, Rus desteğine bel bağlamasın.

Amerika da Rusya da düşmandır, bu unutulmasın.

Trump'un önceliği Çin, ardından İslam ile savaşmaktı; ama öyle görünüyor ki, Çin'i sonraya bırakmış.

Mehmet Tezkan (Milliyet):

“Darbe girişimi davalarını izliyor musunuz?

Davaları diyorum çünkü akıllı bir iş yapıldı.. Her girişim ayrı bir dava konusu yapıldı..

Köprüyü kesenler ayrı dava konusu oldu..

AKP il merkezini basanlar..

TRT'yi işgal edenler gibi..

Bir numaralı sanık eski Hava Kuvvetleri Komutanı.. Savcı, darbenin lideri olduğunu iddia ediyor..

Kendisi kabul etmiyor.. (…)

Karargahta görev yapan generaller, albaylar, binbaşılar çıkıp ifade verecek..

Hepsi suçsuz olduklarını söyleyecek..

O zaman biz de soracağız; 15 Temmuz'u kim yaptı? Emri kim verdi? Düğmeye kim bastı?

Uzaydan gelenler ayaklandı.. Veya uzaylılar komutanları kaldırıp ayaklandırdı mı?

Dilerim içlerinden biri çıkar..

Yiğitçe.. Ben vardım der, ayaklanmanın içindeydim der, boynum kıldan incedir der..

Asker gibi davranır..

Arkadaşlarına dönüp sorar: Hepimiz orada değil miydik, niye kıvırtıyorsunuz!

Ve sonra der ki: Başaramadık, cezamızı çekeceğiz..”

Mehmet Tezkan'ın söyledikleri önce mantıklı gibi geliyor; ama sonra düşünüyorsun da hiçbir darbecinin şahsiyetli bir tutum takınmadığını hatırlıyorsun.

Darbeci eğer başarılı olursa sesi tok ve haklıdır; ama eğer kaybederse onurdan eser bulamazsın.

Kenan Evren, “Eğer beni yargılamaya kalkışırlarsa bu bir kurşuna bakar” demişti de sonra yargılanmış; ama nedense kurşun bir türlü görünmemişti.

Ya da hangi 28 Şubat darbecisi çıktığı mahkemede “Evet, yaptım, yine yaparım” dedi?

O yüzden 15 Temmuz'un darbecilerinin mahkeme karşısındaki tutumlarına hiç şaşırmıyorum.

Ahmet Hakan (Hürriyet):

“Ben “Yapma” demekten bıktım.

Kemal Kılıçdaroğlu yapmaktan bıkmadı.

Yine çıkıp şöyle demiş:

“Yakında kontrollü darbenin ipliğini pazara çıkaracağız.”

Kemal Bey... Kemal Bey...

Elinizde gerçekten de pazara çıkarılacak bir ip varsa...

Saniye beklemeyip pazara çıkarmak sizin namus borcunuzdur.

Yok, elinizde pazara çıkaracak herhangi bir ip olmadığı halde sallıyorsanız...

Bu yaptığınız ...............

Boşluğu lütfen siz doldurun Kemal Bey.”

Ahmet Hakan çok ayıp etmiş.

Ne demek bu ……..?

Tamam, Kemal Bey oraya elbette “siyasi zeka” ya da “üretken zeka” diyebilir de neden başkasının neler yazabileceğini hesaba katmıyorsunuz?

Yani Ahmet Hakan;

Tamam, anladık, patron arada bir Kemal Beye de çatmanı söyledi; ama bu kadar belden aşağı vurulmaz ve bu kadar hazırlıksız yakalama olmaz!

Adamın elinde “bir yerlerden gelmiş” ip çeşitleri var; ama bunun Pazar değeri var mı yok mu o konuda “Pazar araştırması” yapmak istiyor.

Pensilvanya mamülü olan ürün için “Çin Malı” demek ya da ortada bir “sanal tezgah” olduğunu söylemek “Medya Pazar ahlakına” uyuyor mu?

Yakıştı mı?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.