Kudüs davası

M. Zülküf YEL

Kudüs, İlahi dinlerin temsil makamı ve Müslümanların miracının simgesi olan bir şehirdir. Allah Azze ve Celle dışında tüm ma'budlara başkaldırmanın, esaret zincirlerini kırmanın, Allah'a "hanifler" olarak yönelmenin, hür olmanın adıdır Kudüs. İşgal altındaki tüm ümmet toprakları özgürlüğe kavuşsa bile, Kudüs'ün içinde bulunduğu Filistin toprakları özgürleşmedikçe bu özgürlük fotoğrafının bir parçası, belki de en önemli parçası eksik kalacaktır.

Kudüs, Allah'ın mukaddes arzıdır. Kudüs, Müslümanların namusudur. Kudüs, bu ümmetin ortak paydası ve vahdet zeminidir. Bu açılardan bakıldığı zaman, Kudüs'ün önemi çok büyüktür.

Kudüs davası, sadece Filistinlilerin ya da Arapların davası değil, tüm İslam Ümmeti'nin, hatta gönlü Tevhid aşkıyla tutuşan ve mazlumların safında yer alan tüm insanların davasıdır.

Hayatımızın önceliklerini belirlerken, Kudüs'ün özgürleşmesi konusuna özel bir yer ayıralım. Öncelikle tüm ehli iman, hatta tüm insanlık için bu denli ehemmiyetli olan bir davanın dayandığı temeller ve dinamikler öğrenilmelidir. Her platformda ümmetin bu haklı davası dile getirilmelidir. İşgal altındaki topraklarda işlenen haksızlıklar ve katledilen mazlumlar her platformda anlatılmalıdır. Bu zulüm ve cürümlere karşı durmak, tüm vicdan sahibi özgürlük âşıkları için bir borçtur.

Kudüs'ün kurtuluş mücadelesi,  yalnızca bir ulusun işgal altında kalan topraklarının kurtarılması mücadelesi değildir. Burada yürütülen direniş ve mücadele, ümmet adınadır. Bu cephede mücadele eden bu ümmetin yiğit evlatları, toza toprağa karışmak üzere olan Ümmet'in onurunu tutup kaldırmaktadırlar.

Tüm Müslümanlar, bu davaya destek vermek, maddi ve manevi imkânlarını seferber etmek mecburiyetindedirler. Ümmetin bu cephede siyonizm ile olan savaşı daha fazla gündemimizde olmalı, mücadeleyi geliştirme vasıtalarını daha da çoğaltmalıyız. Ümmet'in onuru ayaklar altına alınırken, gayret ve hamiyet sahibi hiçbir mü'minin bu trajediye sessiz kalması düşünülemez.

Kudüs'e emperyalist ve siyonist komplonun kurulduğu, tarihi bir kırılma yaşamakta olduğumuz  bu dönemde, Şeyh Ahmet Yasin'in o meşhur mektubunu sizinle paylaşmak istiyoruz.

Şehid Şeyh Ahmed Yasin'in ümmete mektubu

"Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!

Allah'ım! Ümmetin suskunluğunu sana şikâyet ediyorum!

Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!

Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!

Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belâlarının estiği biriyim!

Tek isteğim, benim gibi Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!

Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helâk olmuş ölüler!

Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felâketler karşısında? Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak?

Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak! Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken?

Omuzlarımıza el verecek ve gözyaşlarımızı silecek bir bakış! Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilâtları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye;

"Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mü'min kullarına yardım et!" diye çağıramaz mı? Buna da mı gücünüz yetmiyor?

Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:

"Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!"

Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek! Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!

Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin! Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz.

Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!

Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!

Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! Temennimiz, Allah'ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır! Umarız bizim aleyhimize olmazsınız!

Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!

Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!

Allah'ım!

Sana şikâyette bulunuyorum...

Sana şikâyette bulunuyorum...

Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı Sana şikâyet ediyorum.

Sen mustazafların Rabbisin... Sen bizim Rabbimizsin... Bizi kime bırakıyorsun? Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?

Allah'ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsad edilmiş ekinler aşkına Sana şikâyette bulunuyorum.

Sana şikâyette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı... Birliğimiz bozuldu... Yollarımız ayrıldı...

Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikâyet ediyoruz..."

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.