Kur'an'ı hadissiz bırakma çabası

Enver KILIÇARSLAN

Hadis, Kur'an'dan ayrılmayan ve anlaşılmasına katkı sağlayan birinci kaynaktır. Üstad'ın deyimiyle yüce kitabın ilk başvurulması gereken tefsiridir. Hadisi inkâr, heva ve hevese kapı aralayan, dinin hükümleriyle ilgili yanlış beyanlarda bulunmaya yol açan ve neticesinde kişiyi yoldan çıkaran en büyük hastalıklardan biridir. Allah (cc) birçok ayetinde, Resulüne ve ondan sadır olan kavle, fiile uymaya çağırarak kendisine tabi olmayı, ona tabi olmakla eşdeğer tutmuştur. Efendimizin hadisleri, Allah'ın bu ümmete bahşettiği hikmetidir. Nitekim içinizden size bir peygamber gönderdik o size ayetlerimizi okuyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor ve size bilmediğiniz şeyi öğretiyor. (Bakara 151)

Hadisler tarih boyunca daima birilerinin hedefi haline gelmiş ve ısrarla Kur'an'dan uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Bu durum ilk zamanlarda uydurma bir takım hadislerle sergilenmek istenirken şimdiyse Kur'an'dan sonra ikinci ilmi kaynağımız olan Sahih-i Buhârîleri, Müslimleri ve diğer sünenleri inkâr ederek gösteriliyor. Katıldıkları TV programlarında oryantalist ve laikleri memnun etme adına ilk üç neslin hadisle ilgili yoğun çaba ve fedakârlıklarını görmezden gelerek onlara adeta hakaret edecek kadar ağır ithamlarda bulunanlar hiçbir şekilde Kur'an'dan bir şey anlamamışlardır. İçerisinde Said Bin Müseyyeb gibi bir hadisi elde etmek için gece gündüz demeden yol kat eden ve gelecek nesle büyük bir ilmi miras bırakanları barındıran bu neslin çabalarını hiçe saymak, onları basite almak, haşa Kur'an'dan uzak görmek Müslümanlara yapılan en büyük hakarettir. Ebu Yusuf'a (Allah kendisinden razı olsun) “selefi salihine söven bir adamın şahitliğini kabul eder misin” diye sorulduğunda “ben komşusuna söven bir adamın şahitliğini dahi kabul etmem nasıl olur da bu ümmetin en hayırlılarına söven bir insanın şahitliğini kabul edeyim?” diye cevap verir. Sövmek sadece ağır ifadelerde bulunmak değildir. Bilakis Müslümanların hürmet gösterdiği saygın mütekaddim ulemayı basite almak, onları hadis uydurmuşlar diye töhmet altında tutmak en ağır ithamlardan biridir.

Bize sadece Kur'an yeter diyenler, Kur'an'daki İslam diyenler, zerre kadar iddialarında samimi değillerdir. Çünkü her şeyden önce Kur'an onları yalanlıyor. Şayet samimi olsalardı Kur'an'a kulak verir ve Kur'an'ın dediğini yaparlardı. Allah (cc), yalnız Kur'an mı diyor? Bilakis O, “peygambere uyun, Onun bildirdiği her şeyi kabul edin, haram ettiklerinden sakının, peygambere uyan bana uymuş olur. Ona isyan eden bana isyan etmiş olur. Onun sözleri vahye dayanır. Onun sözünü benim sözüme aykırı görenler ve Allah'ın yolu ile Peygamberin yolunu birbirinden ayırmak isteyenler kâfir olanlardır.” diyor.

Hemen hemen tarihin bütün devreleri bu tür kişilere şahitlik etmiştir. Merkezleri bazen Mısır, bazen Hindistan bazen de Türkiye olmuştur. Bu hastalık bir miras gibi öncekilerden sonrakilere sirayet eder hale gelmiştir. Kimileri bizzat gönüllü olarak buna hizmet ederken, kimileri de farkında olmadan bu tür kişilere ittiba etmektedir.

Hadis ilmindeki cerh ve ta'dille âlimlerimiz hadisler arasındaki titizliklerini en güzel şekilde ortaya koymuştur. Abdullah Bin Mübarek'e bazı hadislerin mevzu/uydurulmuş olduğu söylendiğinde kendisi “mütehassıs âlimler de zaten bunun için vardır” diye yanıt verir.

Tarih bize gösterdi ki hadisleri inkâr edenler, iddia ettikleri hiçbir şeyde başarıya ulaşmamıştır. Ulemayı hakir görenler gıybetin en büyüğünü yaparak kendilerini bereketsiz hale getirmiştir. Bunu şimdi de çok iyi görmekteyiz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.