Kurban gerçeği ve tarihçesi

Mehmet ŞENLİK

 Sözlükte kurbanın anlamı, yaklaşmak ve yakınlaşmak demektir. İstılahta ise, muayyen bir vakitte muayyen bir hayvanı Allah'a yaklaşmak maksadıyla usulüne uygun şekilde yapılan kesmenin adıdır. Diğer bir tabirle kurban; Allah'a yaklaşmanın, Allah yolunda malı ve canı feda etmenin sembolü, Allah'a teslimiyetin ve şükrün ifadesidir.

Kurbanın tarihi çok eskidir. Geçmiş ümmetlerin hepsinde mutlaka bir şekilde kurban var olmuştur. “Biz her ümmet için bir çeşit kurban meşru kıldık ki, Allah'ın adını, kendilerine rızık olarak verdiği nimeti hayvanların üzerine ansınlar.” (Hac: 33)

Bütün peygamberlerin şeriatında kurban geleneği vardır. Ancak bunun somut bir şekli yoktu. Kuran'ı Kerim'de beşerin ilk atası Âdem aleyhisselamın iki oğlu Habil ile Kabil'in, iddialarında hangisinin haklı, hangisinin haksız olduğu bilinsin veya hangisinin Allah'a daha yakın olduğu anlaşılsın diye birer kurban sunduklarını görmekteyiz.

Rivayetlere göre kardeşlerden biri (Habil) bir koç, diğeri (Kabil) de bir deste buğday başaklarını kurban olarak sunmuşlardı. Bu da gösteriyor ki, o zaman hayvan dışında da kurban sunulabiliyor ve insanlar değişik tarzlarda da kurban verebiliyorlardı. Zaten kurbandan maksat, ibadet niyetiyle Allah için bir şeyler vererek Allah'a yaklaşmaktır.

Ancak tarihte ilk olarak hayvan boğazlayarak kurban vermek, İbrahim aleyhisselamdan kalan bir sünnet olarak bilinir. Bu sünnet yani hayvan boğazlama, İbrahim aleyhisselamın, Hz. İsmail'in yerine kurban olarak verdiği bir koçu boğazlamakla başlamıştır.

Rivayetlere göre İbrahim aleyhisselam, “Kâbe'nin inşasını tamamlarsam en sevdiğimi Allah için kurban edeceğim” diye vaat eder; nihayet Kâbe'nin işleri biter ve rüyada verdiği ahdinin yerine getirilmesi hakkında uyarılır. Onun da en sevdiği İsmail'i olduğu için Rabbine onu kurban etmek ister. Ancak Rabbi onun bu işteki samimiyet ve kararlılığını görünce, Cebrail aleyhisselamla gönderdiği bir koçu boğazlamasını emir buyurmuş ve İsmail'i boğazlanmaktan kurtarmıştır.

Şu halde kurban, sadece İbrahim'in değil, aynı zamanda İsmail'in de itaat ve teslimiyetinin ölçüsüdür. Öyle ki, itaat ve teslimiyet denince bu her iki figür birden akla gelmektedir. Hatta İsmail'in teslimiyeti ve sabrı daha fazla hayret vericidir. Nitekim babası, onu boğazlamakla emrolunduğunu açıklayıp kendi fikrini almak istediğinde: “Babacığım! Emrolunduğun şeyi yerine getir, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın” şeklindeki teslimiyeti akılları hayrette bırakmaktadır.

Bu itibarla, hali vakti yerinde olan her Müslümanın kurban kesmesi, Hanefilere göre vacip; Şafiilere göre ise sünneti müekkede yani önemli bir sünnettir. Peygamberimiz (s.a.v), “Kim ki, kurban kesmeye gücü yeter de kurban kesmezse bizim namazgâhımıza yaklaşmasın!” buyurarak bunun önemine dikkat çekmiştir. (İbni Mace)

Kurban kesmek, kulun Allah'a yaklaşması, yakın olması, O'na olan takvası, itaat ve teslimiyetinin ispatıdır. Hayvan boğazlamak ise, (İsmail aleyhisselam örneğinde olduğu gibi) sadece bunun sembolik bir canlandırılmasıdır. Hadisi şerifte belirtildiği gibi; “kesilen kurbanın ne eti ne de kanı Allah'a ulaşır, bilakis Allah'a ulaşan sadece kulun takvasıdır.”

Kurban gerçeğine böyle baktığımız zaman ancak onun ruhunu daha iyi anlamış, itaat ve teslimiyetin cevherini idrak etmiş oluruz. İşte o zaman ancak bu dinin rabbine: “niçin?” diye bir sual sormadan bizden istenen bedellere karşı memnuniyetle ve güven içinde boyun eğerek teslimiyet gösterebiliriz. İbrahim aleyhisselam gibi Allah'tan bir işaret alır almaz tereddüt geçirmeksizin kendi nefsimizde kendimiz için hiçbir şey bırakmayabiliriz. Yaptığımız işlerde Rabbimizin rızası ve hoşnutluğundan başka bir düşünce taşımadığımızı kanıtlayabiliriz.

Elbette kurban için bir hayvan boğazlanır; ancak siz hayvanı boğazlarken en sevdiğiniz ne ise onu kastediniz. Daha açık bir ifadeyle dünyanızı ahiretinize kurban etmelisiniz; mevki ve makamınızı, şan ve şöhretinizi Allah'ın dinine ve davasına kurban etmelisiniz. Maddi varlığınızı ve zenginliğinizi, Allah'ın kelimesinin izzeti ve hâkimiyeti için kurban etmelisiniz.

İşte böyle yaptığımız zaman ancak kurban gerçeğini idrak etmiş ve yaşamış olabiliriz. Yoksa Ali Şeriati'nin dediği gibi, “koyun boğazlamaktan başka bir iş yapmış olamayız.” Kurbanınızı kurban olarak vermek dileğiyle, kurbanınız takva olsun, bayramınız mübarek olsun.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.