Kürtler, korku ve zulüm

Sait ŞAHİN
“Kürtler korku ile hareket etmez” veya “korku ile hareket etmeyen bir millettir.” Kalbi muhabbet beslediğim bir dostum bu ifadede bulunmuştu. Mahalli seçimler ve bu seçimlere girmeye dair hedefimiz üzerine konuşuyorduk. BDP’ nin gönüllü oyları dışında, sandık başı nüfuzundan ve de –özellikle kırsal kesimde- halka yönelik baskı ve tehditten oluşan korku kaynaklı azımsanmayacak oylarının olduğunu ve halkta oluşan korkunun Müslümanlarca sağlanacak emniyet güvencesi ile dağılması halinde, bu oyların yönünün değişeceğini söylemiştim.

Dostum da aksini iddia ederek, varsa da bu tür oyların çok az olduğunu anlatmış ve yukarıdaki ifadeleri kullanmıştı.
Geçen hafta BDP’nin çağrısı üzerine gerçekleştirilen “hayatı durdurma” amaçlı kepenk kapatma eylemi sonrası bölgeye gittim. Sizler de şahit olmuş veya takip etmişsinizdir, eylem bölgenin tümünde firesiz diyebileceğimiz bir şekilde uygulanmıştı. Bütün esnaf, ulaşım araçları sahipleri ve şoförleri kepenk indirip, kontak kapatmak suretiyle eyleme destek verdiler.

Hayatın durduğu bu manzarayı görünce, hemen aklıma bu dostumun “Kürtler korku ile hareket etmez” veya “korku ile hareket etmeyen bir millettir” iddiası geldi. Kepenk kapatıp, kontak kapatan Kürtlerin hepsinin gönülden destek verdiği veya gönüllü destek verenlerin dışında korku ile destek veren esnafın Kürt değil de başka bir ırktan olduğu söylenemeyeceğine göre, ortada bir realite var. Ölüm oruçlarına destek amaçlı gerçekleşen hayatı duruma eylemi, bu realiteyi gösteriyor. Kürtler de dahil olmak üzere bölgede çok ciddi bir korku var. Ancak bu korku, bugünün tehditleri ve saldırılarının bir ürünü değil, daha çok geçmişten günümüze taşınan bir korkudur. Geçmişte devletin aciz kaldığı ve PKK’nın da savunmasız masum halka kan kusturduğu dönemlerden kalan bir korkudur. Bugün de halen halkın canına, malına okuyabilecekleri tehdidini barındıran örgütün, halk üzerindeki korkusu devam ediyor. Bu korkuyu zaman zaman besleyecek eylemlerde de bulunuyorlar. Son eylemde kontak açan bazı araçların taşlanıp, yakılması halktaki bu tarihsel korku psikozunu canlı tutma tehditleri ve saldırılarıdır.

Bölge halkında bu korkunun olması ve Kürtlerin de korku ile hareket etmesi gayet doğaldır. Çünkü Kürtler de diğer insanlar gibi canını, malını kaybetme tehlikesi yaşadığı yerlerde, bunları koruma refleksi ile hareket ederler. Bu, insani/fıtri bir reflekstir. İnsanlar canını ve malını kaybetmek istemezler. Ancak daha değerli idealler karşılığında feda ederler. Müslümanlar Allah rızası ve cennet için can ve mallarını feda ederken, diğer ideal sahipleri de batıl ideolojileri için canlarını ve mallarını feda ederler.

Halkın genelinin can ve mallarını feda edecekleri böyle bir idealleri yoktur. Çoğunluk halkın ideali, şu anda sahip oldukları dünyalıkları ve bunun etrafındaki yaşamlarıdır.

Hülasa millet olarak korkusuz olmak bir idealdir. Ki, bu ideali sadece Kürtler değil, diğer ırklar da yaşamak isterler. Bunu gerçekleştirmek adına da bir düşünce hastalığı olan ırkçılık etraflı tezler geliştirirler. “Her Türk asker doğar” iddiası, bu hastalıkla ortaya atılmış farklı versiyonlu bir idealdir. Ancak idealler, realiteden kopuk değerlendirilemez. Realiteden kopuk idealler; sorun, sıkıntı doğurup, hep başa bela olmuştur.

Kepenk kapatma eylemine dönecek olursak; bu, PKK’nın Kürt halkına uyguladığı bir OHAL’dir. Kürt halkı bir devletin OHAL zulmünü yaşıyor, bir PKK’nın OHAL zulmünü yaşıyor. Hem devletin hem de PKK’nın OHAL zulmüne karşı olmak lazım ve bunların yaşanmaması için mücadele etmek gerekir. Ancak bu bireysel bir mücadele olamaz. Bölgenin STK’ları, kanaat önderleri ve zulme karşı olanları bir araya gelmeli ve zararı Kürt halkına olan kepenk kapattırma gibi eylemlerin karşısında olmalı.

PKK, Kürt halkının haklarının mücadelesini verdiğini iddia ediyorsa, bundan sonraki kepenk kapattırmaları Kürt halkı içinde yapmasın. Gitsin gücü yetiyorsa, zararı Kürt halkına olmayan bölgelerde yapsın. Ancak bunların derdi Kürt halkının haklarını savunmak değil, belki bu malzeme ile amaçları, ideolojilerini beslemek ve Kürt halkına egemen olmak suretiyle onları İslam’dan uzaklaştırmaktır.


Hak üzerinde Hak ölçülerince yaşamak duası ile…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.