MAZLUM ABDİ’NİN ANLATTIKLARI – ANLATAMADIKLARI

Yusuf Sancak

Rudaw televizyonu adına Mazlum Abdi ile yapılan röportaj, gerek anlattıkları ile gerekse anlatamadıkları ile ilgili önemli detaylar barındırmaktaydı.

Peşinen söyleyeyim, burada amacım Mazlum Abdi’ye yüklenmek değildir. Çünkü soğuk savaş döneminden kalma örgütlenme modeli nedeniyle PKK yapılanması, yetenekleri ne olursa olsun sahadaki şahısları etkisizleştirmekte, örgüt dayatmalarını uygulamak zorunda kalan silik figüranlara dönüştürmektedir. Örgüt dayatmalarının doğurduğu sonuçlar olumlu ise kazanım önce Stalin’den rol çalan ÖNDERLİK’in hanesine, sonra da Polit Büro mantığıyla hareket eden Kandil’deki dar elitist yönetici tabakaya hamledilir. Dayatma politikaları başarısızlıkla sonuçlanırsa da “Öz eleştiri” adı altında kesilen fatura silik figüran muamelesi gören sahadaki yetkiliye yansıtılır.

Röportajda ilginç sorular ve bu sorulara verilen cevaplar var. Bazılarını, anlam bütünlüğünü bozmamaya dikkat ederek buraya alalım.

***

Mesela şu soru:

Ben halkın arasında çok geziyorum, soruyorum ve dinliyorum. Bazıları Rojava’daki durumdan çok umutsuz. Şöyle diyorlar: “Kürtler yenildi. 15.000 şehit verdik, o kadar yaralımız var…. Bu kadar fedakarlık yaptınız, ne elde ettiniz?

Mazlum Abdi: …Şimdi şöyle dersek; halkımızın gösterdiği bu büyük fedakarlığa, yaptıklarımıza, şehitlerimize karşılık bu kadar güçlü bir sonuç elde ettik mi? “Hayır” derim. Burada halkımıza karşı özeleştiri yapacağımız bazı noktalar var, vermeliyiz.

Örgüt literatürünün en sihirli sözcüğü haline gelen “Öz eleştiri” vermek belli bir mesele etrafında zorunlu hal almışsa, demek ki toplumdan gizleyemeyecekleri kadar ciddi yanlışlar yapılmıştır. Hakkını teslim etmek gerekir ki Mazlum ABDİ burada bunu açıkça itiraf ediyor. Ya da en azından yaşadıkları süreçle ilgili her hezimetten zafer naraları devşirmeyi örgütsel taktik haline getiren Kandil mantığından ayrışmayı beceriyor. Belki de yaptıkları yanlışlara dikkat çekerek hezimetin taktik-stratejik mimarı konumundaki Kandil’in Polit Büro’suna bir mesaj da vermek istemiş olabilir.

Röportajın ilgili bölümüne devam ediyoruz.

Rojava halkına, Kürt halkına bir umut veriyor musun? “Biz yenilmedik ve başaracağız” diyor musunuz?

Mazlum Abdi: Şunu net bir şekilde ifade edelim: Doğrudur, askeri olarak çekildik; çok geniş bir alandan çekildik ve Şeyh Maksut’ta (Halep) kırıldık. Birçok şeyi koruyamadık ve bu bizim için bir özeleştiri konusudur. Orası bir Kürt bölgesiydi, bir anlaşma yapılmıştı ve o anlaşmanın, 1 Nisan Anlaşması, uygulanması gerekiyordu. Biz orada sorumluluğumuzu görüyoruz ve doğrusu bu bir özeleştiri konusudur. Şeyh Maksut halkı için o anlaşmanın uygulanması gerekirdi. Nedenleri çoktur; kendi içimizde bunun soruşturmasını yaptık ve birbirimizden hesap sorduk.

***

İlginç değil mi?

Kandil Polit Bürosunun bir saç örgüsü propagandasına karşılık sattığı Şeyh Maqsud’da yaşanan çatışmaları hatırlıyorsunuzdur.

Şeyh Maqsut ve Eşrefiye mahallelerinde sürecin çatışmalara evrilmesi ve buraların Şam yönetiminin eline geçmesi Polit Büro kaynaklı propagandist aygıtlarca “IŞİD’çi, Cihadist, Katil vb” argümanlarla yönetilmeye çalışıldı. Oysa oluşan yeni denklemler ve sahada değişen güç dengesi Polit Büro’nun her derde deva kof propagandasının çok ötesindeydi. Polit Büro oluşan yeni denklemi doğru okuyacağına klasik propaganda argümanlarıyla hem çatışmaları körükledi hem de çatışmaların kaçınılmaz sonucu olan ölümler üzerinden farklı ajitasyonlara yönelmeyi tercih etmişti.

Oysa bu iki mahalle üzerine 10 Mart Mutabakatının hemen sonrasında 1 Nisan Anlaşması imzalanmıştı. Mazlum Abdi’nin bu itirafı, meseleyi bambaşka mecralara taşıyor. Kendi adına “Öz eleştiri” mekanizmasına sarılsa da taraflar arasında varılan anlaşma yerine çatışmayı dayatanın mutabakata imza koyan Mazlum Abdi’nin kendisi değil, Kandil Polit Bürosu olduğu gerçeğini hiç kimse gizleyemez.

Ve 10 Mart Mutabakatı…

Yine röportaja dönüyoruz…

***

Mazlum Abdi’nin yaptığı en büyük hata neydi? “Keşke bu hatayı yapmasaydım” dediğiniz bir şey var mı?

Mazlum Abdi: Bu gerçekten zor bir soru ama cevabını vereceğim çünkü bu halkımızı da ilgilendiriyor. Özellikle 10 Mart Anlaşması’nı imzaladıktan sonra, onu uygulama fırsatımız vardı. Siyasetimizde hatalar yapıldı. Elbette o anlaşmayı uygulamak için bir çaba sarf etmek istiyordum ama şimdi geriye dönüp baktığımda, Suriye devleti ile üzerinde anlaştığımız maddeleri pratiğe dökme konusundaki çabalarımın yetersiz kaldığını görüyorum. Bunu kendim için en büyük hata olarak görüyorum. Eğer bana “Kürt halkına hangi konuda özeleştiri verirsiniz?” diye sorarsanız, bu konuyu söylerim; o anlaşmayı hayata geçirmek için daha büyük bir mücadele vermeliydik.

***

“Elbette o anlaşmayı uygulamak için bir çaba sarf etmek istiyordum ama!..”

Vaziyeti özetleyen belki de en can alıcı cümle! Belki bir itiraf! Belki de hezimetin mimarı olarak göstermek isteyip de gösteremediği baskın odağı, namı diğer Kandil Polit Bürosunu işaret etmek istiyor gibi!..

Asıl suçluyu tarif ediyor… İşaret ediyor…

Ne var ki huylu huyundan, suçlu da suçundan asla vazgeçmez. Suçlu olduğunu da kabul etmez.

Oysa işaret ettiğimiz gibi, Şam rejiminin el değiştirmesinin hemen sonrasında hem Suriye özelinde, hem de bölge genelinde oluşan yeni siyasi, askeri ve jeopolitik değişimler yeni Şam yönetimine olduğu gibi YPG/SDG’ye de bir şeyler anlatıyordu. Aslında yeni değişim süreci üzerinden 10 Mart (2025) mutabakatı da imzalanmıştı. Ancak kapıya dayanan değişimi idrak edemeyen Polit Büro hala “Bekle-Gör” politikası güderek bilinçli olarak uzatmaya çalıştığı mutabakat sürecinin işlevsiz kalacağı yeni çatışmalı sürecin devreye gireceğini kaçınılmaz görüyordu.

Onlara göre “Cihadistler” kendi aralarında çatışmaya tutuşacak, ABD ve İsrail kendileri gibi seküler bir yapı dururken “Cihadistlere” prim vermeyecekti. Haliyle mevcut kazanımları ikiye üçe bile katlanabilecekti.

Oysa öyle olmadı. Polit Büro beklentisi her geçen gün yeni güç denkleminin daha fazla gerisine düşmekteydi ve bunun farkında değillerdi. Örgütsel dayatma artık stratejik körlüğe dönüşmüştü. Mazlum Abdi’nin “O anlaşmayı uygulamak için çaba sarf etmek istiyordum, ama…” pişmanlığı, Kandil Polit Bürosunun körlükle yoğrulan dayatmacı stratejisine bu noktada daha fazla anlam katmaktadır.

***

HÜDA PAR’ın 10 MART Mutabakatına Yorumu

Mazlum Abdi’nin 10 Mart pişmanlığını okuyunca HÜDA PAR’ın bu mutabakata dair Komisyon Raporundaki değerlendirmesi aklıma geldi.

23 Aralık 2025’te TBMM Milli Birlik Kardeşlik ve Dayanışma Komisyonu’na sunulan raporda oluşan yeni denkleme işaret edilerek tüm kesimlerin selameti açısından 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanmasının gerekliliğini vurguluyordu.

Kaldı ki Eşrefiye ve Şeyh Maqsud’da patlak veren çatışmaların rapordan yaklaşık iki hafta sonrasına denk gelmesi, aslında geliyorum diyen yeni bir sürecin ayak sesleri gibiydi.

***

HÜDA PAR Raporun ilgili bölümü şu şekildeydi:

Şam ile görüşmelerde PYD/PKK yöneticilerinden bazılarının zaman zaman “Alternatifsiz değiliz” türü değerlendirmelerinin arka planında da Tel Aviv’den yükselen destek açıklamalarının yattığı açıktır.

Amerika’nın Şam’ı belli bir stratejik kıvama getirme çabalarının sonuç vermeye başladığı son zamanlarda PKK/PYD’ye verdiği destekle ilgili kafa karıştırıcı açıklamaları ve Trump yönetiminin Türkiye ile geliştirdiği dostluk ilişkisi, PKK/PYD’ye desteğin giderek flulaştığına işaret etmektedir. Amerika’nın olası bir çatışmada eskisi gibi PYD/PKK’nin arkasında durmama ihtimali göz önüne alındığında Siyonist rejimin ABD’ye rağmen PKK/PYD’ye ne oranda destek olacağı şüphelidir. PKK/PYD’ye yönelen Amerikan desteği açısından eski konjonktürel şartların artık kaybolmaya başlaması ve Türkiye’nin örgütten yana hala canlı olan tehdit algılamaları dikkate alındığında Şam ile PKK/PYD arasında varılan 10 Mart Mutabakatının hayata geçirilmesi hem kendileri açısından hem de büyük acılar çekmiş bölge halkı için en hayırlısı olacaktır.

***

Meseleye kafa yoran herkesin görebileceği yeni bir durum vardı. Mazlum Abdi’nin de bunun farkında olmaması mümkün değildi. Yeni gelişmelerin farkında olmayan tek bir odak varsa, o da Kandil Polit Bürosuydu.

Ya da;

Belki de süreci bilerek proveke etmek istiyordu. Çünkü o şartlarda Suriye’nin yarısı ve petrol bölgelerinin tamamı SDG kontrolündeydi ve pazarlıklarda eli daha güçlüydü. Her tarafta Kürt halkının menfaatlerini baltalamakla yükümlü Kandil ve Polit Bürosu için ortam provoke edilmeye müsaitti ve yaptı.

***

Röportajda Mazlum Abdi’nin söyledikleri önemli bazı noktalara dikkat çekmeye çalıştık.

Bir de söyleyemedikleri şeyler var!

Onca zaman denetim altında tuttukları Rojava’daki sefalet… Sefaletin Sebepleri… Petrol gelirlerinin akıbeti…

Bu yöndeki sorulara tatmin edici cevaplar yok!

Aslında petrol gelirlerinin sefaletle ilişkisi ve Özgürlük Liginin en tepesine yerleştirdikleri ÖNDERLİK PARADİGMASI’ndan mütevellid Kanton-Komünal toplum inşa süreci arasında çok sıkı bir ilişki mevcut.

Detaylar bir sonraki yazıda…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.