Mazlum Coğrafyam: Halep, Gazze, Şırnak, Şirvan ve Arakan

Fatih AKMAN

Yirmi birinci asrın insanı, ahir zamanın Müslümanıyız biz. Payımıza mazlumiyet düşmüş adeta. Ne tarafa baksam acı kervan kervan, nereye dokunsam yükseliyor feryad ve figan.

Halep, Gazze, Şırnak ve Şirvan perişan, hele tüyleri ürpertiyor Arakan…

Sair diyarlar, ortak noktaları bilad-ı Müslüman; ortak noktaları acı, çile ve kan.

Bu acılar; sınırları, milletleri aşıp da bize kadar ulaşanlar... bir de bilmediklerimiz, duymadıklarımız ve görmediklerimiz…

Evet, Halep! Kuşatma altındasın aylardır. Göğünden yağan bombalardan büyükler usandı, küçükler ihtiyarlandı. Ateşler arasında yok olan bir tarih, ateşler altında can veren bir şehir… Halep, Allah'ın zalimlerle ilgili hükmünün ortaya koyması,  varil varil düşen bomba yağmurlarının durması, yerine rahmet yağmurlarının yağması için kendisine yapılan dualar şehri.

Gazze, kaç zamanın sürüp gelen mazlum şehri. Yorulmadın, bıkmadın ve usanmadın sen. Direnişle dirilen yiğitlerin şehri! Dünya Müslümanlarına mücadele azmini pompalayan şehir! Siyonizme, Yahudi lobilerine, ABD'ye ve Batı'ya kafa tutan azizlerin şehri! Utanıyoruz; ama sen kocaman bir şehir olarak hala açık bir cezaevisin. Şibi Ebu Talip'e uygulanan boykotun en çağdaşını yıllardır sana reva görüyorlar. İtiraf ediyoruz, sendeki izzete, vakara, direnişe, onura, mücadele azmine, siyonizme ve küfre karşı kararlığına, iç barışına ve kardeşliğine ümmet olarak muhtacız.

Şırnak dedik ya, Şehr- i Nuh idin oldun Şehr-i Gureba. Başına gelen musibetle yokluğu, kıtlığı, muhtaçlığı iliklerine kadar yaşadın, yaşıyorsun. İnsanlığın vicdanı kör, avazını, feryadını duymamakla perişan halini görmemekle aylardır karşılaştığın musibete tuz bastığının farkında değil, maalesef. Varlık içinde veren el iken, alan el konumuna düşmenin acısını Allah rahmetiyle derman eylesin.

Şirvan, Soma'nın kardeşi! Alın terinin, emeğin, helal lokmanın kavgasında yere düşen nazeninler. Tonlarca ağırlıktaki kütlelerin insafına kalanlar. İki gözleri iki çeşme bekleyenler, umudun sırasına dizilmişler. Bu acıyı nasıl tarif edeyim ki… Gözü yaşlı anne, perişan eş, anlamsızlığın girdabında çırpınan çocuklar… Şirvan, acını nasıl tarif edeyim ki, hissedince akan gözler, fikredince yanan kalpler senin için umut pazarında umut kapış kapıştır. Dua mı, her bir çeşmim çeşmedir, elçidir, tercümandır, umutsa Rahman'dır. Yine başka renkten acıyı dokudun kalbimize be Şirvan!

Arakan…

Çile, acı, eziyet ve daima kan. Senin payına kaç asırlık çile düşmüş söylesene be Arakan! Vahşilerin eline düşen mazlum kardeşim. Renginden dolayı mı, çilen, acın katbekattır. Susmana da, konuşmana da, teslim olmana da direnmene de tahammül edemiyorlar, nedir bu çektiklerin. Bu ne çaresizliktir, iki milyar Müslümanın yaşadığı bir zamanda sana reva görülenler. Kucağına verilen başın, deşilen vücudun, asılan bedenin, bombalanan yurdun…

Rabbim; bize kardeşlik ve ümmet şuuru, hissetme,  gayret gösterme ve çare olma azmi ver. Kardeşlerimize sabır ve rahmet kapılarını aç.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.