Ne mutlu gariplere!

Hasan SABAZ

Garip bir dünya bu dünya. Teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor, ama (bir avuç zengini dışarıda tutarsak) insan hayatı hiçbir projenin merkezinde yok. Büyük tıbbi buluşlar kişiye özel kalıyor ve hastalıklar kitlesel ölümlere yol açabiliyor. İnsani değerlerin bittiği bir dünyada biyolojik savaşta başarılı olmak için kimi hastalıkların laboratuar ortamında üretildiğinden söz ediliyor. Bilgisayar programcılarının virüs üretip yaydıktan sonra anti-virüs üretmesi ve pazarlaması gibi hastalık mikrobu üreten Çok Uluslu Şirketler, hastalığa karşı ilaçlar da üretip yeni pazarlar oluşturuyorlar.

Komünizm çöktü, ama sınıf farkı daha bir derinleşti.

Zenginlerin bombaları var ve fakirler bu bombaları alıp birbirlerini öldürüyorlar. Zenginler fakirlerin birbirini öldürmesine değil, nasıl öldürdüğüne karışıyor.  Her şey gelip çıkarlarda düğümleniyor.

Çıkar hesapları değerlerin tanımını da değiştiriyor. Bazen ulusal çıkarlar, bazen ülke çıkarları, bazen de küresel hesaplar…

Çıkar hesapları hiçbir şey tanımıyor.

Enformasyonun zirve yapmasıyla bir köye dönüşen dünyada halen kimileri açlıktan ölüyor. Kimi “açlar” üzerinden palazlanıyor kimi müteşebbisler. Zirveler, konferanslar, sempozyumlar günlerce sürüyor, sonuç bildirgelerinde iyi dilek ve temenniler sunuluyor; ama Avrupa sularında mültecileri taşıyan gemiler batıyor ve cesetler yan yana diziliyor. Ülkeleri harap olmuş insanlar ülkelerini harabeye çevirenlerin topraklarına ayak basmadan ölüme yollanıyor. Kendi topraklarında ölürlerse bir kıymetleri olmayacak; ama onlar rahat durmuyorlar. Batı’nın “ölüler”inin bile kıymetli olduğunu unutuyorlar.

Değerlerden söz ediyorlar bize.

Ortadoğu’ya özgürlük getirdiklerini söylemişlerdi. Halkı diktatörlerden kurtaracaklardı.

Ama hesaplarını alt üst eden şeyler olunca öfkeden kudurdular.

Enformasyonla “eşekleştirilmiş” kitlelere uyuşturucular sundular. Her yaptıklarını çıkarları istikametinde yorumlayacak paralı ya da gönüllü “uzmanlar”ı da vardı.

Değerlerin bittiği bir dünyada her şeytanlığa bir kılıf bulmak kolaydır.

Firavunlara destek veriyorlar ve yapılan katliamlar karşısında “iki tarafa da itidal” tavsiyesinde bulunuyorlar. Bir taraf ölüme ve zindana “eyvallah” ederken diğer taraf kendisine kemik atan sahiplerinin ayaklarını öpmeye gidiyor. Batının sofrasından beslendiği için inanç ve kültürden beslenen değerlerin ne anlama geldiğini anlayamıyor firavun takipçileri.

Umut etmek için sebep çok diyorlar.

Umutlarımızı bombalara bağlayıp camilerde patlatıyoruz. Zalimlerle konuşabiliyor, kafirlerle konuşabiliyor; ama birbirimizle konuşamıyoruz. En sert kelimeleri seçiyor, bir çırpıda ödenen bedelleri, fedakârlıkları bir tarafa atabiliyoruz. Başımızı bir yönde tutup kulağımıza fısıldayan gücün elinden kurtulmak için çaba harcamıyor, tıkır tıkır işleyen tezgahı görmek istemiyoruz.

Amerikan kabusu bir tehlike daha atlatıyor. Bir kez daha sıçrıyor çekirge. Yeni politikalar tasarlanıyor, yeni kamuflaj içerisinde. Küresel emperyalizmin aktörleri günahları için daha fazla ortak arıyor.

Alain Minc şunları söylüyor:

Amerika dünya para sistemini kontrol etme uğruna uyguladığı finansal politikalarının sonunda kurbanı oldu. Dış borcu o kadar büyük boyutlara ulaştı ki artık kendisinin çıkarları ile askeri müdahalesinin giderlerini yükleyebileceği bir ülke ortada yoksa Amerika’nın ciddi bir dünya polisi rolünü oynaması olanaksız gözüküyor. Bu da Amerika’yı gittikçe dünyanın merkezi olmaktan uzaklaştırıyor.

Garip bir dünya evet…

Amerika merkezden uzaklaşıyor, ama onun için polislik değil kemikçi köpekliği yapacak o kadar çok satılmış var ki…

Garip bir dünya ve garip kalan Müslümanlar…

Yardım ve desteği Kadir-i Mutlak olan Allah’tan isteyelim ve Efendimiz aleyhissalatu vesselam’ın şu sözünü unutmayalım:

“İslam garip başladı, başladığı gibi (bir hale) dönecektir. Ne mutlu gariplere!”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.