Ne zaman savaş, ne zaman barış

Emin GÜNEŞ

Devletlerin hukukunda hükümler önceden belirlenen felsefi esaslara göre düzenlenir. Bir ülkenin hukuku ya dine, ya ırka, ya renge, ya vatandaşlığa ya da coğrafi konuma göre belirlenir. Mesela ülkemizde “vatandaşlık” esas alınmıştır.

Dünyada üç çeşit savaş biliyorum,

İslâm'ı Hukuka/hükme esas aldığımızda:

1-Seküler güçler (kâfirler) arası savaş. Müslümanlara zararı olmadığı sürece müdahaleye gerek yoktur. Ne halleri varsa görsünler. İçlerinde korku ve baskı ile veya kandırılarak katılan Müslümanlara rağmen bu böyledir. “Kâfirlerin kendi aralarındaki savaşlarda araya girin onları barıştırın” diye bir hüküm bilmiyorum. Korkak ve kandırılan Müslümanlar onların saflarında yer almakla imtihanlarını kaybetmiş, sonucuna da dünya ve ahirette katlanacaklardır.

2-Müslümanlar arası savaş. Bu savaşta Müslümanların aralarını sulh etmek farzdır. Derhal silahlarını bırakmaları gerekir. Aralarında hakem olunur, Allah'ın (cc) hükmü ile hükmedilir. Karşı gelen, gerekirse zor kullanılarak boyun eğdirilir.

3-Seküler/kâfirler ve Müslümanlar arası savaş. Bu savaşta “Bünyan-ı mersus” gibi Müslümanlarla tek saf haline gelinerek kâfirlerle savaşılır.       

Dini değil de rengi esas alırsanız bu hükümler şöyle değişir. Eğer siz beyaz iseniz:

1-Siyahlar arası savaş sizi ilgilendirmez.

2-Beyazlar arası savaş kabul edilemez ve derhal barışla sonuçlandırmalısınız.

3-Beyazlarla siyahlar arası savaşta beyazların yanında yer alarak savaşmalısınız.

Vatandaşlığı esas alırsanız:

1-Başka ülke vatandaşlarının aralarındaki savaş sizi ilgilendirmemeli,

2-Aynı ülke vatandaşları arasındaki savaş kabul edilemez ve derhal barışla sonuçlandırmalısınız.

3-Sizin vatandaşlarınızla başka ülke vatandaşları savaşıyorlarsa kendi vatandaşlarınızın yardımına koşmalısınız.

Kavmiyeti esas alırsanız:

1-Başka kavimler arasındaki savaş sizi ilgilendirmez.

2-Kavminiz kendi arasında savaşıyorsa derhal araya girip onları barıştırmak zorundasınız.

3-Sizin kavminizle başka bir kavim savaşıyorsa kavminizin yanında yer alarak savaşmalısınız.

Bir savaşa kardeş kavgası diyebilmek için yukarıda belirtilen esaslar gözetilir. İslâm'ı esas aldığınızda Müslüman olmayan, ırkınızdan da olsa renginizden de olsa kardeşiniz değildir. Irkı esas aldığınızdan ırkınızdan olmayan velev ki dininizden olsun renginizden olsun kardeşiniz değildir. “Kardeş katli” veya” bırakuji”den söz edebilmek için ön şart “kardeş” olmaktır.

Mesela savaşan taraflar kardeşlerimiz olmadığı halde içlerinde kardeşlerimiz varsa ne yapacağız? Diyelim ki, savaşan kâfirlerin saflarında Müslümanlar varsa tavrımız ne olacak? Burada asıl olan yani belirleyici olan tüzel kişiliktir. Bunlara savaşmak yoluyla yardım edilemez. Yani asla askeri anlamda destek verilemez. Ancak savaşın kâfir tarafın saflarındaki Müslümanların ailelerine maddi/manevi (gıda, giyecek, dini, ahlaki eğitim) vb. yardım yapılabilir.

Aksi de doğrudur. Yani Müslümanların kâfirlerle yaptıkları bir savaşta Müslümanların saflarında herhangi bir şekilde kâfirler olabilir. Buna rağmen biz Müslümanlara yardıma koşmak zorundayız. İçlerindeki kâfirleri bahane ederek geri duramayız. Zira savaşın asli tarafı Müslümanlardır.

Kurumsal olarak seküler güçler arası savaşta bir tarafı eleştirmek zalimliğini dile getirmek diğer tarafı mazlum kabul etmek anlamında değildir. Mesela ABD Saddam'a saldırdığında ABD zalimdir demek Saddam'ı da mazlum kabul etmek anlamına gelmez. Başka bir ifade ile Halepçe ve Enfal katili Saddam büyük bir zalimdir demek de ABD haklıdır, demekle aynı anlama gelmez.

Müslümanlara zulmeden iki zalim savaşıyorsa hatta birisi diğerini bariz bir biçimde eziyorsa biz buna Allah'ın (cc) Müslümanların intikamını aldığı gözüyle bakarız ve sadece bakarız…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.